Yazar mısın?*

 

 

 

İzmir Kitap Fuarı’nın açılışıydı. Yayın hayatına yani yazılarımı-şiirlerimi yayınlatmaya başlamadan evvel, deli gibi bir okuyucu iken, kitap günleri beni heyecanlandırırdı. Okuduğum şairlerle ilk kez bu fuarda tanışmıştım. Şimdiyse o heyecanım gitgide azalıyor. Yine de heyecanımı biraz körükleyip fuar alanına gitmek istiyorum.  İnanılmaz bir sıra vardı. Beklemedim. Henüz yapmadığım kahvaltının peşine düşmek için sokaklarda her zamanki aylaklığımla dolaşmaya başladım. İzmir’e gelişimin nedeni birkaç güzel insan ve bu fuar olduğu için aylaklığı da yarıda kesmek elimi çabuk tutmak zorundayım. Alana girdim. Biraz heyecan lütfen. Sıra hiç azalmamış aksine artmıştı. Yine de şansım bugün yerinde gidiyor, sıranın uzaması sebebiyle görevliler çıkış kapısına da başka bir sıra daha yapmaya karar verdiler giriş için. Rekor sürede içeri giriyorum. Ardından hemen hepsini tanıyor bulunduğum şair-yazar-yayıncı-editör yüzlerine çarptım. Kitaplara göz ucuyla baktım. Birkaçıyla fuar hakkında, Türk Edebiyatı’nın ahvali hakkında konuştum. Henüz tam olarak yerleşmeyenler bile vardı. Fuarlarda kimse kimseyi önemsemiyor tek olay satış yapmak. Hatta bir yayınevinin sahibi yeni çıkan kitaplarını ve fuar için özel çıkarmış bulunduğu kitabını pazarlarken “sen yabancı değilsin sana 5 lira olur” dedi. Birazdan kalın kitapları önerip seneye de kullanırsın demesinden korktum. Sofra altı olarak mı? Sıkıştım, içime tarifsiz bir karamsarlık çöktü. Kendimi sadece okuyucu olarak gördüğüm lise sıralarında her kitap beni çıldırtırdı. Sanki onlarca sevgilim vardı da onlarla sevişiyordum. O zamanlar o kitapların nasıl yazıldığı, neden yazıldığı, kimin yazdığı, hangi yayınevinin çıkardığı, sayfa sayısı, maliyeti, ödüllü olup olmaması, baskıya giren kitabın nasıl seçildiği gibi konuları düşünmez üstünde durmazdım. İlk şiirim yayınlandığından altı yıl sonra bunları haliyle öğrendim. Dergilerle başlayan yayın serüveni yine onlarla devam ediyor, yayın hayatına girdikten sonra yazının saflığı konusunda herkes taviz verir sanıyorum. Kitaplar her ne olursa saflığını koruyor benim için. Buna özellikle dikkat ediyorum, bir profesyonellik alanı oluşturmalı. Kitabı yayından bağımsız, düşünce boyutunda kabul etmeli. Yazarından bile bağımsız. Arka planda metnin değil; ideolojinin, insan isminin, akrabalık, arkadaşlık ilişkilerinin ve boyalı kâğıtların önemli olduğunu gördüm. Kitaplarla uğraşanların iyi insanlar olmaları gerekmiyor. Onları iyi olarak düşünmek de bir önyargıdır belki. Kitap nihayetinde alımı-satımı yapılabilen bir meta değil mi? Bir avuç “kendini bilmez” ve “yüreği yanıkları” ayırarak diyorum. Onlar sadece okunsun diye yazıyorlar, dünyaya değer katmak adına. Neyse. Sistem; pazarlamak demek, güç, para, ilişki demek. Sistem dediğimiz insan ilişkilerini bile kapsıyorsa yani insan ilişkileri alınıp satılabilen ya da insanın kendisi sosyal anlamda pazarlanabilen bir varlıksa sistem dediğimiz sanatı da içine alan bir bütün demek değil mi? Pazar pazardır, olması gereken süreç bu, kaçınılmazlık. Dışarı uçmalıyım buradan. Bu iç sıkıntısı nasıl gider ki! Soluğumu gökyüzüne taşımalıyım. Neden bunları yazıyorum biliyor musunuz; çünkü kimseyi bulamadım anlatacak. Şu an yanımda bir dostum olsaydı, dünyadan sıyrılırdık. Fazla dostum yok ki benim, olanlar da telefonun ucunda. O aygıtla kimseleri aramak istemedim, yalnız kalayım dünya kaç bucak göreyim. Bir dakika konuyu dağıtıyoruz. Dönelim.

Fuar binasının karşısında yeşillik bir alan var. Bir banka çörekleniyorum. Hiçbir şey yok: yazar, şair, yayıncı, editör, mafya… Sırtım da binaya dönük, görmüyorum, oh be. Sigara kullanmam, yağmur çiseliyor, hava serin hatta soğuk. Sonsuza kadar oturabilirim. Zamanı düşünüyorum, topluyorum beyin parçacıklarımı. Güzel değil mi, çok güzel, ellerim de ceplerimde. Neden sonra yanıma kahverengi kareli pantolonu karnına kadar çekilmiş yine aynı renk ve desendeki ceketi olan, sararmış bir beyaz gömleği omuzlarında taşıyan komik yüzünde sebepsiz bir tebessüm dolaşan yuvarlak ince gözlüklü ilginç bir adam oturdu. Temizdi giydikleri. İkide bir arkasına dönüp fuar binasına ve kalabalığa bakıyor. En az benim kadar şaşkın. Yaşı konusunda kolay kolay tahmin yapılamayacak bu adam birdenbire ayağa kalktı ve yüzünü binaya döndü. Ama gitmedi. Sonra yürüdü benim tam önümde durdu hem bana hem fuar binasına bakmaya başladı. Biraz duraksadıktan sonra :

-Yazar mısın, diye sordu

İnsan birçok şeyi tam olarak duyar ve anlar aslında. İnanamaz bazen.

-Anlamadım, dedim.

Tekrar sordu:

-Yazar mısın, diye.

Yanımda ne pipo var ne fular hatta çok sevdiğim kasketim bile yanımda değil. Sakalım uzun değil, saçım da uzun değil. Sorulan sorunun psikolojik arka planıyla ve jeopolitik olarak fuarda olmamızdan güç alarak:

-Yazıyorum, dedim.

-Ne yazıyorsun?

-Şiir yazıyorum.

Bu tuhaf adama kanım kaynadı. Birdenbire tekrar fuar alanına dönerek yüzünü:

-Sence de bir tuhaflık yok mu, dedi.

-Bin türlü dalavere dönüyor, dedim.

Bu cümle hoşuna gitti ve devam etti:

-Kitap alırım diye geldim, söylediler burada ucuz oluyormuş diye. Ama alakası yok. Bana eski kitap lazım. Ucuz olanlara baktım hepsini okumuşum, yenilere de güç yetmiyor, dedi.

-Ne okuyorsun abi, dedim.

-Öykü, dedi. Ve okuduğu kitaplardan ve yazarlardan bazılarını sıraladı bir çırpıda. Şok oldum. Adam çok fena bir öykü takipçisi çıktı.

-Yazıyor musun abi, dedim. Yani, falan.. diyerek geçiştirdi. Yazıyor belli ki.

-Senin kitabını alayım bari. Fuardan boş gitmiş olmam. Böylece biraz da şiir okumuş olurum, yanında var mı, imzanı da isterim, dedi. Ben de henüz kitabımın olmadığını, şiir kitaplarının durumunu, yayınevlerini, editörleri v.s durumları kısaca anlattım. Dergilerde yayınladığımı söyledim. Dergi takip etmiyormuş.

-Demek ki seni aralarına almamışlar, dedi. Sonra İzmir’de ucuza kitap bulabileceği yerleri ve bazı internet sitelerini söyledim.

-Kitabını ne zaman çıkaracaksın, dedi.

-Bilmiyorum, insan ilişkilerimi düzeltince çıkar sanırım, dedim. Güldü.

Başarısızlığım sadece şiirlerimde değil insan ilişkilerinde. Başarılı olsaydım şiirim çok önemli olmaz çeşit çeşit kitabım olabilirdi. Bu ilişki başarısızlığı hayatımın bütün alanlarına sirayet etmiş durumda. Dünyayla ilişki kurma şeklim biraz farklı sanıyorum. İnsanlar beni tam anlayacakken çekip gidiyorlar ya da hiç başlamıyorlar anlamak konusuna. Zaten şair bir arkadaşım, sen Anadolu çocuğu değil misin hayatın boyunca hep kırılacaksın, demişti. Demişti ve kırıp gitmişti. Neyse. Bu arada adama söylemedim bunları.

-Gerçi, dedi. Kitabın olsa burada neden oturasın, içerde otururdun onlardan olurdun, dedi. Bırakma yazmayı ha, bir gün senin de kitabın olur okunur, dedi.

Adam yanımdan ayrılırken, onun bir yazar ya da yayıncı olabileceğini düşünüp ürperdim. Yoksa beni tanıyor muydu, dalga mı geçmişti yani? Yoksa nerden çıkaracak yazar olduğumu, bunları oturmuş Hisar kafede yazarken beni mi izliyor hala?

 

* Temmuz 2017 tarihinde Eliz Edebiyat’ta yayımlanmıştır.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Yazar mısın?* için bir yorum

  1. Geri izleme: Yazar mısın? 2 | Koza Düşünce

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet