Ütopya Üzerine

 

İnsanın evrenle olan ilişkisi, kendi algılayış, kavrayış ve irdeleyiş mekanizmalarının ekseninde gelişir. İnsan, evrenle, kendisi dışındaki maddi ve metafizik yığınlarla, kendisi dışındaki şeyleri “imge” olarak değerlendirdiğinde “algılama süreçleriyle”, belirli veya belirsiz bir “fenomen” olarak değerlendirdiğinde bu fenomene dair yorumlarının sentezi olarak “irdeleyiş süreçleriyle” veya tüm bunların dışında “kavram” olarak konumlandırdığında “kavrayışıyla, kavrayış süreçleriyle” bir ilişki kurar. Birey, kendisi dışındaki bu şeylere kendi şahsi düzleminde konumlandırışına göre anlam katar. Birey işte buna göre kendi “evrenini” oluşturur. Her insan kendi algılarına ya da kavrayışlarına göre bambaşka bir evrende hayat bulur çünkü bireylerin doğa ve doğaüstüyle kurduğu ilişkide ona temellendirme sağlayan tüm bu mekanizmalar zaman içerisinde farklılaşmıştır.

 

İnsan, tarih içerisinde var olagelen erekbilimsel evriminde, tarihin de doğadan farklılaşmasının bir tezahürü olarak, artık inorganik/sentetik bir hal almıştır.* Günümüzde insan artık, anlayışı ve iradesi bakımından doğal özellikler taşımakla beraber daha çok sentetik bir hal almıştır. İnsanın zihinsel ve düşünsel evriminin bir neticesi olarak bu, artık insanın doğayla çok benzer varlıklardan; tekrar edebilecek yada tekerrür olasılığı çok yüksek olabilecek formlardan ayrı koyar. İnsan tekilini diğer insan tekillerinden ayrı koyan nokta ise insanların kolektif yaşama hem uyumu hemde kolektif yaşamla olan, bireye göre farklılaşan çatışmasıdır. Bunu şu şekilde izah edebiliriz: insan hem dışsal hemde kendi içsel dinamikleriyle farklılaşan sosyal bir varlık olarak; yaşadığı kitleyle sosyo-kültürel, ekonomik ve politik karşıtlıklar yaşayacaktır. Aynı zamanda insan yaşadığı toplumun onu şekillendirmesiyle oluşan “toplumsal benliğiyle” kendi psikolojik dinamikleriyle varoluşsal, içsel ve psikolojik çatışmalar yaşayacaktır. Tüm bu çatışmaların, farklı hayatlarda elbette farklı yansımaları olacaktır. Bunun neticesinde ise farklı insanların farklı evrenlerinin oluşması kaçınılmazdır. Hatta Jacques Derrida’nın “hayat böyledir, tutarlıdır, tutarsızdır” deyişini bile bir yapı-söküme uğratırsak metin bizi “Kendini tutarlılık üzerine yerleştirenlerin dahi, tutarlılık ve tutarsızlık üzerinde çok farklı pratik uygulamaları vardır.” gibi, söylemimizi teyit eden bir noktaya götürebilir. Öte yandan insanın dış dünyayla kurduğu ilişkiye daha genel bir perspektiften bakarsak, insanın “toplum tarafından inşa edilen” bir varlık olduğunu ve dış dünya karşısında “tarihsel bir öznellik” içerisinde olduğunu görebiliriz. (Bu öznelliğin çözümlemesini, biraz önce yapmıştık.)

 

Ancak insanın -sentetik baskın bir varlık olarak- diğer insan tekilleriyle tabi koşutluklar taşıdığı durumlar yok değildir. İnsan her ne kadar öznel bir varlık olsa bile, “Freud”‘un işaret ettiği “mükemmelleşme” itkisine itaatkarlığı müşterektir. Şöyle ki birey ister Nietzsche’nin işaret ettiği “üstinsan” olabilmek için tabulara ve tüm elbiselere karşı gelsin, ister Rumi’nin işaret ettiği “insan-ı kamil” için dünya varlıklarıyla bağını koparsın isterse de Marquis de Sade’nin iddia ettiği “mutlak haz” için ahlakı ve mevcut “anti-sadist” statükoyu ihlal etsin, tüm bu edimlerin, eylemlerin hepsi basit olandan sıyrılmak için, üstümüze yapışanlardan arınmak için farklı metotlar denese de, aynı sonuca ulaşan, kendine özel tasarladığı “mutlak mükemmele” ulaşabilme ideasıyla ile alakalıdır. Yani her insan temelde en mükemmelini istemekle beraber zamanla şartlar değiştikçe, imkanlar kısıtlandıkça, statükoya paralel olarak, mümkün olan en “yatkınını” isteyen, mükemmelleşme itkisi olan canlıdır. Bu itki; insanı, mükemmeli istemesinden evvel “mükemmeli tasarlamaya” da zorunlu kılar. Ama insanın o konudaki mükemmeli gerçekten istemesinin yolu, o konuda kendi içindeki münazarayı tamamlamış olmasından geçer lakin tabiyetle münazaranın tamamlanmış olabilmesi için evvela münazaranın başlamış olması gerekmektedir. Hepimizin de takdir edeceği üzere münazaraya başlayabilmek için münazarayla alakalı temel kavramlarda veya münazaranın konusu olacak başlıklarda anlam ortaya koymak, en azından bu kavramlarla alakalı düşüncelere biraz dalmak gerekir. Bu da elbette anlam kaygısı ile alakalıdır. Yani ancak bir konuda anlam kaygısı olan, bu kaygı neticesinde iç münazarasını sürdüren ve münazaranın dönütleriyle beraber kafasında bir tasarım yapan insan “mükemmeli gerçekten tasarlayabilir”. Mesela felsefe üzerinde çokça kendi iç tartışmasını sürdürmemiş bir birey “felsefenin ideal halini” tasarlamakta kesin olarak yetersiz kalacaktır. İlk kısımda anlattıklarımızı özetlemek gerekirse insan algılarıyla, kavrayışlarıyla ve irdeleyişleriye öznel bir varlık olarak anlam kaygısı taşıdığı şeyler hakkında kendi iç münazarasını yapacak ve sonuç olarak kendi evrenini ve kendisi için “yatkın mükemmelini” elbette tasarlayacaktır. İfade etmek gerekirse -ki gerekir- insanın kendi evreni, dışarıda her şey değişirken elbette değişecektir. Bunun sonucunda “yatkın mükemmel” kavramı da evrime mahkûmdur. Bu da aynı zamanda hem anlamın birey nezdinde hem de kendi yatkın mükemmeline müdahil kavramlar nezdinde bir değişim, bir süreçsellik içerisinde olacağının göstergesidir.

 

Serimlemiş olduğumuz bu insan prototipi kendi mükemmelini birçok farklı konuda tasarlayabilir. “Toplum” bu konular arasında en popüler olanlardan bir tanesidir. Fakat ütopya kavramını salt bir devlet veya toplum şekline indirgemek bu kavrama biraz haksızlık olacaktır. Ütopya sadece bir toplum örgüsünden ziyade bir yaşamın konumlanışıdır. Çok daha az insan ve az eşya, sadece dostlarıyla, sevgilisiyle sarılıp uyuyacağı bir kayalığı kendine kafi gören birisi için bir “ideal toplum” iddiası elbette yavan kalacaktır. Bu yüzden açıkça ütopyayı ideal toplum kavramı olarak betimlemek doğru değildir. Fakat günümüz dünyasında insanlar, haddi aşan bir sosyallikle, insanlar arası devinimle yaşadıklarından ötürü ütopya kavramı de facto toplum ve devlet ile ilintili oluyor. Yani günümüzde hayal edilen yaşamlar, Into The Wild istisnalarını geçersek, genelde pragmatist bir düzlemde olacağından devlet ve kitle bağlantılı olacaktır. Aynı zamanda günümüz ütopya kavramının özellikle toplum ve devletle alakalı bir hal almasının en önemli nedenlerinden birisi; merkezi otoritelerin, kitlesel hareketlerin ve demokrasilerin güçlenmesinin sonucunda insan hayatına en büyük müdahalelerin toplum ve devlet tarafından gerçekleştiriliyor olmasıdır.**

 

Tüm bu girdilerin bir çıktısı olarak, insanın en çok kavga ettiği kavram üzerine düşündüğünü ve en çok bu kavramla ilişkili olduğunu ve neticede en çok bu kavram üzerine tasarım yaptığını ele alırsak, günümüz toplumunda insanın en çok toplumla çatıştığından dolayı -kendisi fark etse de, fark etmese de- en çok toplum üzerine ütopyalar, ideal yaşamlar inşa ettiğini görebiliriz. Yukarıda bahsetmiş olduğumuz insan-anlam ve ütopyanın kavramsallığı incelemelerimizi ortak paydada yapılandırmaya devam ettirirsek karşımıza şu tablo çıkacaktır: Bugün birey en büyük kavgasını bizahiti dahil olduğu toplum karşısında verir. Bu kavganın neticesinde toplum fenomeni yıkılacaktır. Birey, bu yıkımın ardından oluşan bileşenleri kavrayışı, toplum üzerine sahip olduğu düşünceleri ve kendi iradesini baskın bir şekilde kullanmasıyla anlamsal bir kompozisyon çıkaracaktır.

 

Fark ettirmek isteriz ki en başta bu kavga olmasaydı bu mekanizmaların hiçbiri işlemeyecekti. Yani bu tasarımın merkezinde bireyin mücadelesi ve bu mücadele sonucu peyda olan anlam arayışı vardır. Şu da önemli bir sonuçtur ki bir konuda anlam arayışı/anlam kaygısı olmayan bireyin, o konuda “yatkın tasarımı” da mümkün değildir. Bu ilk olarak Barthes’in “ütopyanın anlam ile ilişkisine” yaptığı yorumu doğrular. Diğer yandan ütopya hep süreçseldir. Bir deneyim olarak ele aldığımızda elbette Thomes Moore’un farklı çağlarda yaşayıp ayrı ayrı yazacağı tüm “Ütopya” kitaplarının farklı olacağını söyleyebiliriz. Bu gerçeklik, ütopyanın zamana içkin olduğunu gösterir. Şimdiki zamanın gerçeği -yani şimdiki zamanın hem durumu, hem yatkın mükemmeli” açısından hayali olsa da olmasa da mutlak bir güçtür, edimdir.

 

Burada, Slavoj Zizek’in de yanımızda olduğunu söyleyebiliriz. Zizek; ütopyanın farklı nosyonlarına ve farklı işlevlerine dair savlarında “ütopyanın zamana ve zamanın getirisine dair bir gösterge” olduğunu söyler. İşte burada da Barthes, Zizek ve biz benzer sözler söyleriz. Ütopya zamana dairdir ve zamana karşı hem bir silah hem de bir tetiktir.

 

Son ve en önemli koşutluk olarak, ütopyasını tasarlayan birey anlam kaygısı içerisindedir. Birey, tasarladığı ütopyada hem bir kaçış hem de bir zorunluluk olarak anlam gereksinimi üzerine bir inşada bulunur. Birey, normal hayatta aradığı anlamsal bütünlüğü ve kavga etmeme yeterliliğini bulabilse ütopyaya ihtiyaç kalmazdı. Bu yüzden insan tekili için, anlamsal bütünlüğü uğruna, mükemmelleşmek uğruna ütopyalar kurması mutlak bir yazgıdır. Söz yitiminden kurtulmak uğruna ihtiyaçtır.

 

Söylemimizi neticelendirmek gerekirse birey için ütopya; anlamın, anlam için verilen kaçışın, anlam için yapılan münazaranın, anlam için verilen kavganın net bir sonucudur. Her insan için farklı ütopyalar varken, insan her seferinde yeni bir ütopya rengi belirlerken, başkalarının ütopyaları bizim için distopyalar olagelmiştir. Yıktığımız ve yeniden inşa ettiğimiz bu kavramların şarkısı bize söylemektedir ki, ütopya dünyadaki tüm kavgalarda ve münazaralarda temel bir özne olarak var olacaktır.

 

 


*  Burckhardt’ın Urkypte kavramı üzerine incelemelerine göz attığımızda tarih ve doğa felsefesine dair bu analizin benzerlerini gözlemleyebiliriz, kaldı ki Goethe’nin Doğa Felsefesi eseri mekanikleşen toplumla naturel olanın farkını anlamak açısından mühimdir.

 

** Wells’in A Modern Utopia’da işaret ettiği akışkan/değişken ütopya kavramının, ütopya algısı üzerinde tarihsel bir deneyim olarak, insanın süreçselliğine ve yatkın mükemmelinin evrimine yaptığımız atfı teyit eder nitelikte olduğu kanaatindeyiz.

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet