Toplumun Seçim Tavrı Üzerine

30 Mart 2014’te Türkiye oldukça önemli görülen bir seçime gidecek. Bir kesimin istiklal savaşı naraları attığı, bir kesimin son kurtuluş umudu olarak biçimlendirdiği bir seçime.

 

30 Mart’ın önümüzde duran en can yakıcı sorunu bana göre kutuplaşmayı besliyor oluşu. ‘Tatava yapma bas geç‘çiler bütün ideolojik çizgilerini bir kenara bırakıp görülmemiş bir ittifakın içine giriyorlar. Diğer tarafta ise safların sonuna kadar sıklaştırıldığı bir ortam var. ‘AKP’li olanlar ve olmayanlar’ şeklinde nur topu gibi bir kutuplaşmamız daha var artık.

 

Gezi Direnişi ve 17 Aralık yolsuzluk operasyonundan sonra hükümet karşıtı insanların ortak noktası şu oldu: Bunca yaşananlardan sonra nasıl hala körü körüne AKP’yi savunuyorlar? Aslında bu soruyu biraz eşelediğimiz zaman karşımıza ilginç cevaplar çıkıyor. Öncelikle empatiden yoksun olduğumuzu söylemek gerek. Nitekim, bu eleştiriyi yapan AKP karşıtlarının, kendi geçmişlerine baktıklarında yüzlerinin kızarmasına neden olacak tonla ayıpları var. (Merak edenler resmi tarihin yalanlarını aşarak CHP ve MHP’nin gerçek tarihine ulaşabilirse, görür.) İkinci olarak AKP’ye oy veren toplumsal kesimlerin alt sınıfları oluşturduğunu iyi görmek gerek. Başbakanın ‘ayaklar baş olursa kıyamet kopar’ dediği ayaklar aslında kendisine oy veriyor. Peki bu ayaklar neden ısrarla AKP’yi savunuyor? Bu soruya her kafadan bir cevap çıkıyor malum. Cahiller diyenden tutun, makarna ve kömüre kanıyorlar diyene kadar. Elbette bu meselenin onlarca ayağı var. ‘İç ve dış mihrakların saldırısı altındaki bir ülke’ gibi bir algı bozukluğu yaratılıyor ülkemizde. Örneğin üçüncü havaalanını çekemeyen Almanya’nın Gezi direnişini kışkırttığı filan söyleniyor. Almanya, bizden daha iyi bir havaalanı yapabilecek kapasiteye sahip olmadığı için mi yapmıyor acaba? 2023 hedefiyle ilk on ekonomi arasına girmek için yırtınıyoruz ya, işte Almanya o ekonomilerin içinde zaten. Çin’den sonra dünyanın en çok ihracat yapan ikinci ülkesi. 2012’ye kadar da hala birincilik koltuğundaydılar. Ama gelin görün ki bizim yapacağımız havaalanından bir tane de onlar yap(a)mıyor. Üstüne bir de biz yapmayalım diye ülkemizde olaylar çıkartıyor. Bir tane AKP seçmeni de çıkıp demiyor ki, Almanya senin vatandaşlarını kışkırtırken senin Hakan Fidan’ın, senin MİT’in nerdeydi? Kısacası toplumun algılarıyla ciddi boyutta oynayan bir AKP hükümeti var. Bu da tabi AKP’nin saflarının sıkmaşması sonucunu doğuruyor.

 

Tabi bu iç ve dış mihrak meselesi de kutuplaşmayı besliyor. Gezi direnişinin içinde biri olarak ben, onların gözünde dış mihrakların oyununa gelmiş oluyorum. Bunu yüzüme karşı söyleyen insanlar da oldu. Hoşumuza gitmeyen her eylemi iç ve dış mihrak gibi gerekçelerle temellendiriyoruz. Aslında bunun tarihsel bir altyapısı da var. Bu yalan yanlış gerekçelendirmeler, bir bakıma bizim kronik refleksimiz. Cumhuriyetin kuruluş döneminden beri dilimizden düşmeyen yok İngiliz kışkırtması, yok Fransız bilmem nesi derken, karşımızdaki tüm kesimlerin iradesini yok sayıyoruz. Onlar birer kukla gibi. İngilizler gel deyince geliyor, Fransızlar git deyince gidiyor. Durum bugün de değişmiş değil. Şimdi de  Almanlar’ın oyununa geliyoruz. Kürtler, Ermeniler, Araplar, solcular filan işte devletle sorun yaşamış, yaşayan kim varsa dış mihraklarla işbirliği içinde.

 

Devlet, düzeltilemez bir makinedir. Bu yüzden ürettiği her ürün bozuk olmaya mahkumdur. Ben, yerel seçimlerdeki ‘AKP karşıtlığında birlik’ gibi bir yönteme sıcak bakmıyorum. Bu yöntem AKP’yi kuşkusuz geriletecek. Bu anlamda bir kazanım olarak da görüyorum. Ancak, çözüm getirme noktasına umudum yok. Yerel seçimlere bu yüzden büyük umutlarla bakmanın hayal kırıklığı getireceğini düşünüyorum.

 

11 yıldır ekonomik sağlanmadı. Dünyanın en pahalı yakıtını ve internetini kullanıyoruz. Paramızın alım gücü Dünyada zaten çok düşük, ülkemizde de düşük. Ülkede kredi borcu olmayan insan yok. Kredi çekmeden adım atabilen insan da yok. Kredi çekemediği için adım atamayan insan da çok. Cari açığımız sürekli artıyor. 60 milyar dolarları görür olduk. Çok ciddi oranlarda dolaylı vergi ödüyoruz. Bu yüzden halkım alım gücü de düşük. Elektrik faturalarından banka kredilerine, telefon faturalarına kadar, insanlardan sürekli 10ar, 20şer, paralar kesiliyor. Saçma sapan bahanelerle iliğimiz sömürülüyor. Ve 11 yıllık iktidar kılını kıpırdatmadan izliyor. Türkiye’deki orta sınıf yok oluyor. Ya zenginsin ya fakirsin. Denge kayboluyor. Kaybolan denge de sınıfsal anlamda da kutuplaşma yaratıyor. Sınıfsal makasın bu derece açılması da toplumsal kesimlerin gitgide başka dünyalarda yaşamasına neden oluyor. Okunan okullardan, gidilen hastaneye kadar, farklı kesimler birbiriyle temas edemez hale geliyor. Bu sistem, toplumun birbirinden kopuşunu getiriyor. Bu kopuşun sonu; toplumun çöküşüdür. Sistemin temelinden kaynaklı sorunlar var. Bu sorunların çözümü de yerel seçimlerde tatava yapmayıp basıp geçmekle çözülmeyecek. Hepinize iyi oylamalar.

 

NOT: Can Dündar, Artı Bir TV’de 37 dakikalık bir 17 Aralık günü belgeseli yapmış. 17 Aralık’ın ilk saatlerinden, 18 Aralık’a kadar geçen 24 saatin belgeselini izlemenizi tavsiye ederim. Her şey yerli yerine oturmuş.

http://www.haberartibir.com.tr/can-dundarin-hazirladigi-17-aralik-belgeseli-erdoganin-en-uzun-gunu-tek-parca-video,1904.html

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet