Şermin Pansiyon

tmp_16034-IMG-20160504-WA001761595592

 

Remziye yokuştan aşağı iniyor. Sabahın erken vakti, şehir uyanıyor, martılar gökyüzünde uçuşuyor, yer yer uzaktan yer yer yakından korna sesleri kulakları dolduruyor. Remziye, Şermin Pansiyon’nun iki bitişiğindeki büfede tostunu yaptırıyor: Her sabahki gibi karışık. Teşekkür edip çıkıyor. Şermin Pansiyon’a girip resepsiyonist Kâmil’e ‘‘Günaydın,’’ diyor.

‘‘Günaydın Remziye, iyisin inşallah?’’
‘‘Sağ ol Kâmil Ağabey, bildiğin gibi.’’

Kâmil, pansiyon girişinin sol üstünde yer alan televizyonda kanalları gezerken Remziye bir gözü televizyonda bir yandan karışık tostunu yiyor. Ara sıra da Kâmil’in açtığı sohbetlere eşlik ediyor. Çoğu zaman ağzı dolu olduğu için onaylar şekilde başını sallayıp gülümsüyor. Tostunu bitirdiğinde eşyalarını koyduğu ve nöbetçi olduğu geceler uyuduğu küçük odada her zamanki toz pembe gömlek ve pantolonunu giyiniyor. Odadan çıkmadan aynaya bakıyor, topladığı kıvırcık saçlarını düzene sokuyor, sallanan küpelerini kontrol ediyor, varla yok arası olan rujunu tazeliyor, gülümsüyor aynada kendine –güzelliğine. Odadan çıkıyor, pansiyonun diğer temizlikçisi Nermin de kapıdan içeri giriyor o vakit. Günaydınlaşıyorlar. Nermin de giyinmek üzere aynı odaya giriyor. Remziye, resepsiyonun önünde duran kovayla diğer temizlik malzemelerini de alırken Kâmil’e göz atıyor. Kâmil, onu fark edemeyecek kadar dalmış gazetenin cinsel sorunlarını paylaşan okurların olduğu ‘sağlık’ sayfasını okumaya. Remziye gülümsüyor nedensiz. Sonra on beş odalı pansiyonun en üst katına doğru merdivenlerden yavaşça çıkıyor.

Kapalı odaların temizliği sonra yapılır. Önce boş odalar, sabah boşalan odalar, dolacak odalar. Boşalmakta olan bir odanın açık kapısının berisinde bekliyor bir süre sessiz. Odadaki kravatlı adamla elbiseli kadın çıkar çıkmaz temizliğe başlayacak. Gözlerini yere serili halı flekse dikmiş. Çirkin griliğinde bir şeyler arıyor bakışları didik didik. Önden kadın, arkadan kravatlı adam sessizce çıkıyorlar. Kadın için başını kilitlendiği noktadan kaldırmıyor ama kravatlı adam için gayri ihtiyari başını kaldırdığında adamın öfkeli bakışlarıyla karşılaşıyor. Adam da gittiğinde odaya giriyor nihayet. Önce kapıdan bir bakıyor odaya. Beyaz çarşaflar kırış kırış, yastıklar, örtü dağınık, konsolda çöpler… Kimse de çıkarken insanlık gösterip düzenli bırakmıyor. Temizlenecek zaten ama hiç olmazsa yattığınız yatağı düzgün bırakın biraz, diye söyleniyor her seferinde. Yastıkları alıyor önce, yoğun parfüm kokusu –kadının-, yastıktaki yataktaki siyah uzun saçlar. Kılıfları çıkartıyor, çarşafı çıkartıyor, yenilerini koyuyor. Çöpleri topluyor, her şeyi olması gerektiği yere koyuyor, siliyor, süpürüyor, toz alıyor. Temizlik bitince kapıyı kapatıp odadan çıkıyor. İşte, Remziye’nin her gün sabahından akşamına yaptığı şey bu. Ara sıra, işi bittikçe, ya da boş vakitlerinde yangın merdivenine çıkıp sigara içiyor. Pansiyonun arka tarafından Beyoğlu’nun diğer tüm harap binalarının kıçlarına bakan bir manzarada, hemen bitsin diye hızlı hızlı içiyor sigarasını soğuktan titrerken. Bir yandan da çatılara konan martılarla bakışıyor. Onlar sıkılınca uçuyorlar. Remziye, sigarası bitince içeri giriyor.

Kâmil yine kendi kendine söyleniyor haberlere bakarken. Remziye gidip kendine bir çay koyuyor. Kenardaki sandalyeye oturup çayını yudumlarken akşam oluyor. O gece pansiyonda nöbetçi olacak olan Nermin değil kendisi. Haftanın beş günü dönüşümlü olarak nöbetleşiyorlar. Remziye, o gece en son iki ay önce gelen, iki ay önce görüp beğendiği takım elbiseli adamı ikinci kez görüyor. Oturduğu sandalyede kıpırdanıyor. İhtiyatsızca eli saçlarına, küpelerine gidiyor. Adam, yanında sarı saçları takma olan özensiz bir kadınla gelmiş. Onlara bakıyor Kâmil kayıtlarını yaparken. Adam cebinden cüzdanını çıkartıyor, bir tomar para arasında bir kısım parayı ayırıp Kâmil’e uzatıyor, Kâmil de anahtarı veriyor. Remziye’nin oturduğu yerde önünden geçiyor sırayla kadın ve adam ona bakarak. Remziye bakışlarını kaçırmayı aklına bile getirmeden bakışlarıyla onları izlemeyi sürdürüyor onlar merdivenden çıkarken de. Onlar çıkar çıkmaz Kâmil’e dönerek,

‘‘Bu adam tanıdık geldi gözüme, daha önce gelmiş miydi?’’

Kâmil, televizyondaki türkü söyleyen etli butlu kadından gözlerini ayırmadan, yaslandığı kolunun arkasından konuşuyor:
‘‘Tabii ya, sık sık geliyor. Bir bankada müdür mü neymiş.’’
‘‘Yanındaki kadın tanıdık gelmedi ama…’’
Kâmil açık pembe dudakları kırçıl bıyıklarının izin verdiği ölçüde görünecek şekilde sesli sesli gülüyor.
‘‘Remziye kaç zamandır çalışıyorsun burada, hâlâ bu heriflerin karılarıyla böyle bir pansiyona geleceklerini nasıl düşünüyorsun, Allah senin iyiliğini versin.’’ dedikten sonra uzun süre kahkahalar atıyor.

Kâmil’in oturduğu yerde uyukladığı, gecenin en gece olduğu vakitlerde Remziye’nin uykusu kaçıyor. Kapıya çıkıp bir sigara yakıyor. Üşüyor, kollarını kavuşturuyor. Kapının önünden geçen, soluk mavi pantolonları bellerinden düşecek kadar yere yakın, âdem elması şişik uzun boylu cılız delikanlılar iki kaşlarını çevreleyen kıllarla, –daha da karizmatik göründüklerini düşündüren- dik saçlarıyla Remziye’nin önünden geçerken uzun uzun ona bakıyorlar. Remziye de onlara bakmaktan geri durmuyor. Ama hiçbir duyguyla değil. Merakla, hayretle, neden diye soran gözlerle. Gecenin karanlığında âdem elmalı çocuklar gidiyor. Bir travesti geçiyor önünden yalpalaya yalpalaya. Ya birinden zılgıt yemiş, ya çok içmiş, ya ikisi de. Ya da fena… diye düşünürken omuz silkiyor. İyice üşüyor, içeri geçiyor. Şu bankacı adamın odası neymiş diye bakıyor Kâmil’in önünde duran kayıt listesinden. Üçüncü kat, dokuzuncu oda. Yavaş yavaş halı fleks kaplı merdivenlerden çıkıyor. Kata geldiğinde kulağını odanın kapısına dayıyor. Önce ses yok. Bir süre daha bir şeyler duymak umuduyla duruyor. Sonra, kapı gıcırdıyor içeride. Banyo kapısı. Sonra su sesi. Odada olmayı, o iğrenç sarılı saçları olan o kadının yerinde olmayı ister miydi? Öyle muktedir bir adamın himayesinde olmayı, burada, bu toz pembemsi, kirden, pislikten kararmış kıyafetlerle dikiliyor olmak yerine, tam da şu kapının arkasında, en fazla on üç adım ilerideki yatakta muhtemelen çırılçıplak yatmakta olan kadının yerinde olmayı… gerçekten ister miydi? Aşağı iniyor, kendi odasına giriyor ve diğer odalardan gelen sesleri duymamaya gayret ederek uyumaya çalışıyor.

Sabah erkenden sandalyedeki yerini alıyor Remziye. Bir saat kadar önce tostunu yaptırdı, çayını bitirdi. Şimdi ikinci çayını içerken çok satan gazetenin magazin sayfasını okuyor. Kâmil, çoktan uyanmış, kapıda diğer esnaflarla önceki günün maçı hakkında konuşuyor. Halı fleks kaplı merdivenlerden yavaş yavaş birinin indiğini fark ediyor. Önce dönüp bakmıyor, tam son basamağa geldiğinde başını çevirip banka müdürünü görüyor karşısında. Bir şey demeli mi dememeli mi diye geçiriyor zihninden kısa bir an fakat adam ona fırsat vermeden ‘‘Yakınlarda kahvaltılık bir şeyler alabileceğim bir yer var mı?’’ diyor. Remziye, donuk bakışlarını çözer çözmez, ‘‘Büfe var iki dükkan ileride, sandiviç, tost falan yapıyor, dilerseniz…’’

Banka müdürü yanıt vermeden çıkıyor. On dakika durduğu yerde kalan Remziye, banka müdürü geri geldiğinde ayağa kalktığını fark ediyor. Geri oturuyor. Adam, elindeki poşette iki tost tutuyor olmalı. Anlamsız bir bakışla Remziye’ye bakarak merdivenlerden yukarı çıkıyor. O gidince Remziye, kısa bir an için, o iğrenç sarılı saçları olan kadının yerinde olmak istediğini buluyor içinde. Sonra elinde sıktığı gazetenin magazin satırlarına geri dönüyor.

Bir saat kadar sonra, kadın değil ama banka müdürü ceketini giyiyor resepsiyonun önünde. Kâmil, televizyonda kayıp arayan kadın programındaki olaya dalmışken banka müdürünün sesini duyurmak amacıyla öksürmesi üzerine irkiliyor.

‘‘Hanımefendi biraz daha odada duracak. Çıkış saati on ikiydi, değil mi?’’
‘‘Evet beyefendi’’
‘‘Kolay gelsin size.’’
‘‘Sağ olunuz efendim.’’

Adam kapıdan çıktıktan sonra Kâmil bir süre ardından bakıyor, sonra yerine geri oturuyor. Temizlik malzemeleriyle önünde beliren Remziye’ye dönüp ‘‘Çıkmadın mı hâlâ kız?’’
‘‘Bir saat daha durayım da öyle çıkayım dedim, hem Nermin de gelmedi hâlâ.’’
‘‘İyi bakalım,’’ diyor ve kayıp olayının içine dönüyor yeniden. Remziye, sarı saçlı kadının odadan çıkmasını bekliyor bir buçuk saat, yanında kova, toz bezleri. Kadın nihayet tıngır tıngır iniyor merdivenlerden. Kâmil, gülümseyerek ‘‘Günaydınlar olsun.’’ diyor. Kadın, suratsız. Anahtarı uzatıyor. Kâmil anahtarı alıyor. Kadın üzerini düzeltiyor, saçlarını sağ omzuna atıyor. Remziye, ayakkabı tıkırtıları uzaklaşana kadar kadının ardından bakıyor. Sonra, hızla merdivenlerden çıkarak üçüncü kat dokuz numaralı odaya varıyor. Yine dağınık çarşaflar, yine ağır bir kadın parfümü kokusu -en bayağısından. Yine kırışık çarşafların üzerinde başkalarına ait saçları topluyor. Banyoya gidiyor. Kullanılmış ufak şampuanın bir kısmı hâlâ dolu. Onu kokluyor. Gözlerini yumuyor. Gözlerini yumduğunda sabah kahvaltılık yer soran ses geliyor kulaklarına. Cebine koyuyor şampuanı etrafına göz atarak. Sonra, çöpü boşaltmak için klozetin yanına yürüyor. Çöpte -sıkça karşılaştığı- kullanılmış prezervatif. Gülümsüyor ihtiyatsızca. Sonra utanıyor. Çöpü boşaltıyor. Odayı toplarken kadının ağırlığındaki kokunun aralarında adamın kokusunu arıyor burnu. Bulamıyor. Çarşafları değiştiriyor. Odadan çıkıyor. Pansiyondan çıkıyor.

Birkaç gün sonra Remziye, pansiyona geldiği bir gün kapıda Kâmil’i diğer esnaflarla hararetli hararetli bir şeyler konuşurken buluyor. Umursamıyor, içeri giriyor. Beş dakika kadar geçmiyor ki Kâmil, ‘‘Remziye, kız, bak ne havadis vereceğim,’’ diyor.
Remziye, hiç meraksız bekliyor Kâmil’i.

‘‘Şu, sık sık buraya gelen genç banka müdürü vardı ya,’’
‘‘Hatırlıyorum, ne olmuş ona?’’ diyor ilgisiz gözükerek.
‘‘Gazetede görmüşler, bankadan para kaçırıyormuş, kodese tıkılmış.’’ Kâmil, Remziye’nin anlayamadığı bir neşeyle sırıtarak söylüyor bunu. Remziye’yse, yine ilgisiz. Fakat nedense içinde bir şeyler kıpırdanıyor. Kâmil, o sıra bir şeyler daha söylüyor olmalı ama Remziye, gözleri tersten gördüğü ŞERMİN PANSİYON yazılı tabelaya takılı bir yarım dakika duruyor. İçindeki –adı ne ise- o kıpırtının dinmesini bekliyor. Sonra, nihayet üzerindekileri çıkarmayı akıl ediyor. Üzerini değiştirdiği odaya gidiyor, aynanın karşısında saçlarını salıp ardından yeniden topluyor. Küpeleri… Küpelerini evde unutmuş. Üzülüyor ama onu da biraz sonra unutuyor. Kendine demli bir çay koymak için mutfağa ilerliyor.

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet