Sembollerin Işığında Bir Mücadele: Gezi Direnişi

occupygezi

 

Lisedeki tarih derslerinden biliriz; 31 Mart İsyanı’nı. “Gericilerin ayaklanmasıyla hükümetin istifasına neden olan isyan, Atatürk’ün Selanik’ten gelip isyanı bastırmasıyla sonuçlanmıştır.” söylemleriyle romantize edilen bu isyan, bugün bize; Atatürk’ün gericilere karşı bir sembol olarak tarihe konumlandırıldığını anlatıyor. Nerede bir gerici ayaklanma varsa Atatürk orada oluyor ve bir şekilde isyanı bastırarak ülkeyi ileriye taşıyor. Kendimizi bu romantizmden sıyırarak meseleyi biraz daha ayrıntılı değerlendirelim.

31 Mart isyanı, bugün Gezi Parkı olan, eskiden Topçu Kışlası’nın bulunduğu alanda başlamıştı. İttihat ve Terakki’ye karşı çıkan ayaklanmanın şeriat temelli bir örgütlenmesi vardı. İlginç bir tarih olarak, isyan Mustafa Kemal’in de içinde bulunduğu Hareket Ordusu tarafından 23 Nisan 1909’da bastırıldı. Bizim için önemli olansa, bugün yerinde Gezi Parkı olan Topçu Kışlası’nın sembolik önemi.

Siyaset, genel perspektifte semboller üzerinden yaşanılan bir olgu. Bir kaç ufak örnek; andımızın kaldırılması meselesi, karşı çıkanlar tarafından da savunanlar tarafından da, belli bir sembolu ifade ediyordu. İki taraf da söz konusu sembolün yanında ya da karşısında yer alıyordu. Ya da 2007 – 2008 ve 2009 1 Mayıslar’ında yaşanan büyük olayların nedeni, 1 Mayıs’ı kutlamak isteyenler ve buna izin vermeyen devletin, Taksim Meydanı’nının ifade ettiği sembole karşı olan tutumundan kaynaklanıyordu. Bugün hepimiz biliyoruz ki, 1 Mayıs 1977 yılında yaşananlar, Taksim Meydanı’nı, işçiler-emekçiler için bir sembol haline getirdi ve 1 Mayıslar’ın adresi o tarihten beri farklı bir anlam ifade ediyor. Kitlelerin 1 Mayıs’taki Taksim ısrarı da buradan kaynaklanıyor. Tıpkı AKP’nin Topçu Kışlası ısrarının, belli bir sembol nedeniyle kaynaklandığı gibi.

AKP hükümetinin Topçu Kışlası ısrarı, söz konusu sembole karşı çıkanların da ısrarlı olmasıyla; gerçeğe dönüşmedi. Ancak bu olay bize, siyasetin semboller üzerinden yaşandığını bir kez daha kanıtladı. Gezi Parkı Direnişi’ni değerlendirirken meselenin temelinde 100 yılı aşkın süredir gelen sembollerin olduğunu da unutmamak gerek.

Bu anlamda, Gezi Parkı Direnişi’ne katılan grupların bu sembol üzerinden birleştiği söylenebilir. Genel bir şeriat karşıtlığı, Gezi’yi var eden unsurların başında geliyor. Zaten direnişin, ‘yeşili koruma’ düsturundan, ‘yaşantıma karışma’ düsturuna geçmesi de uzun sürmedi. Kürtaj, alkol gibi meseleler Gezi’ye katılan kitlelerin üzerinde etkili olduğunu söylemek gerek. Kimileri için bu durum anlamsız olsa da, kimsenin hassasiyeti bir değil. Bu anlamda, insanların kendi çemberlerini koruma içgüdülerine saygı duymak gerek.

Gezi Direnişi’nin bu çok temel ayakları, doğal olarak bugüne kadar bir araya gelmemiş bir çok insanın, grubun bir araya gelmesine de vesile oldu. Hatta bu birlikteliklere dair bir çok fotoğraf interaktif olarak paylaşıma sunuldu. Bu bilgi önemli. Çünkü Gezi’nin tek, homojen bir ruhu ya da tavrı olmaması ancak bu yolla açıklanabilir. Birbirine neredeyse taban tabana zıt grupların, aynı alana inmesi, bazı güzellikleri barındırdığı gibi bazı sıkıntıları da beraberinde getirdi. Sistem tahlilleri, mücadele biçimleri, konumlanışları birbirinden çok başka olan grupların bir arada eylem yapmaya çalışması kolay bir iş değil. Yine buradan hareketle her şehirdeki eylemlerin birbirinden farklılaştığını da görebiliyoruz.

Bir şehirde tamamen sakin geçebilen eylemler, başka bir şehirde oldukça şiddetli olabiliyor. Bunda, eyleme katılan grupların da etkisi var. Gezi Direnişi’nin çözümlenememesi biraz da bundan kaynaklı. Alana baktığımızda homojen bir yapı göremiyoruz. Yer yer milliyetçilerin, Kürt hareketinin, sosyalist çevrelerin, ulusalcı-kemalist kesimlerin, liberallerin dahil olduğu bir eylemlilik halinden söz ediyoruz. Bu geniş katılım aslında bize başka bir şey daha anlatıyor: Direnişin bu kadar geniş bir kesimde karşılık bulması toplumdaki rahatsızlığın üst seviyede olduğunu gösteriyor.

Hem Gezi’ye destek veren hem karşı çıkan kesimde ciddi bir ‘safların sıklaştırılması’ durumu söz konusu. Tansiyonun sürekli arttığı bir ortamda ses kayıtları ve yolsuzluk iddialarının da toplumu iyice ateşlediğini görüyoruz. Suyun bu kadar kaynamasının; yeni olaylara gebe olduğunu görmek de zor değil. Eylemlerin içinde olan kesimlerin çok farklı olması ve tek bir kaynaktan beslenmemeleri; direnişin hangi noktalara evrileceğini de kestiremememize neden oluyor. Görünen tek şey, suyun durulmayacağı. Tüm bu belirsizliklerin üzerine, polisin sert müdahalesi ve bu müdahaleler neticesinde canların olan insanlar da eklenince eylemlerin azaltmak yerine artacağı söylenebilir. Haziran’dan sonra durulan hava nasıl şimdi tekrar hareketleniyorsa, yakın zamanda yaşanabilecek bir sakinleşmeye de aldanmamak gerek.

Yolsuzluk iddialarının, hükümetin içine bu kadar yayıldığı, bu iddialar karşısında devletin hiç bir adım atmaması, Ergenekon gibi büyük davalardaki soru işaretleri; insanların bir tutuklanıp bir serbest bırakılması, medya üzerinde görülmemiş baskılar, gencecik insanların öldürülmesi, kitlelerin her geçen gün biraz daha ateşlenmeleri, hükümetin ateşe körükle gitmesi gibi nedenler de eylemlerin sakinleşmesinin önüne geçiyor.

Altıncı sayımızdaki röportajında, Hayko Bağdat: “Gezi’nin aslında biten bir süreç olmadığını” söylemişti. Bugün Hayko Bağdat’ın sözlerinin doğruluğunu yaşıyoruz. Bu anlamda Gezi’nin bitmek yerine devam ettiğini, bir akarsuyun içinde olduğumuzu görerek Gezi’ye bakmakta fayda olduğunu belirtmek gerek.

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet