Seçmenin Oy Verme Davranışlarındaki Sosyoekonomik Etkiler

 

Sosyoekonomi; ekonomik gelişmelerin toplum üzerindeki etkilerini inceleyen bir alandır. Her bir ekonomik gelişme, belli başlı toplumsal reaksiyonlara gebedir. Bu nedenle ekonomik gelişmelerle toplumsal gelişmeler arasındaki bağlar incelemeye değerdir. Yalnız ve güzel ülkemiz de kendi özgü etkileriyle sosyoekonomik açıdan değerlendirmeye tabii tutulmalıdır.

Son dönemde neredeyse her gelişmeyi seçim odaklı ele aldığımız bir süreçten geçtik/geçiyoruz. Bu sürecin hala da bittiği söylenemez. Neredeyse fakirin mutfağına giremeyecek seviyelerde zamlanan kuru soğan haberleri, tamamen seçim odaklı sosyal medya paylaşımlarına meze olur vaziyette. Muhalifler; kuru soğan fiyatını gören her AKP’linin, oy tercihini değiştirmesini bekliyor. Beklentisi karşılanmayınca da seçimlere küsüyor. Hep söylerim, emperyalistler bir ülkeyi dizayn etmek istiyorsa, yalnızca iktidarı değil muhalefeti de dizayn eder.

Türkiye, her ne kadar durağan kabul edenler olsa da, aslında ekonomik ve sosyal açılardan oldukça hareketli bir ülke. Sürekli bir değişim ve dönüşümün olması, sürecin takibini de zorlaştırıyor. İşte bu nedenle de seçmenler, oy tercihlerini belirlerken daha farklı göstergelere bakıyor. Örneğin; iktidarı ya da muhalefeti destekleyenler içinde kaç kişi, oy tercihini gerekçelendirirken dış borç stoğumuzun 2002 yılından 2018 yılına kadar tam 4 kat arttığını ileri sürüyor? Denilebilir ki, herkesten ekonomiyi bu derece takip etmesini bekleyemezsin. İşte ben de tam olarak bu yüzden, seçmenin kuru soğan fiyatına göre hareket etmeyeceğini anlatmaya çalışıyorum.

TÜİK’in Haziran 2018 verilerine göre enflasyon oranı %15.39 oldu. Muhalefetin mantığına göre ülkede isyan çıkması lazım. Peki ne oluyor da insanlar kötü ekonomik verileri kabulleniyor? Sorusu akla gelebilir. Öncelikle şunu söylememiz gerek; Türkiye’de ve dünyada da ekonomik veriler düz mantıkla değerlendirilmiyor. Milyonlarca insanın borç yükü altında ezildiği ve daha fazla insanın yoksulluk sınırının altında gelir sahibi olduğu bir ülkede, kötü ekonomik veriler normalleşiyor. Bu durum, 50 kişilik bir koğuşta 49 katilin arasında kaldığınızda kendinizi anormal hissedecek olmanıza benziyor.

Kötü ekonomik verilerin sosyal etkilerinin oy tercihlerine yansımamasındaki başlıca unsurun nisbi refah olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde hemen her evde akıllı telefonların, buzdolabının hatta arabaların olduğu koşullarda yaşıyoruz. Meselenin arkasındaki gerçek ise şu: 30 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, bankalara 600 Milyar Dolar borçlu. 60 milyon adet kredi kartının kullanıldığı ülkemizde, devasa bir borç dağı oluşmuş durumda. Peki, Türk insanının milyarlarca dolar borçlu olduğu bankalar kimin dersiniz? Ağırlıklı olarak yabancıların, kalan bir kısmı ise Türkiye’deki birkaç büyük ailenin kontrolünde.

Zamlar, hayat pahalılığı, ağır borç yükü, düşük maaşlar… Tüm bu problemlerin arkasında nisbi refah seviyesinin ağırlığı var. Yazının bu noktasından sonra iki yöne doğru gidebiliriz.

  1. Nisbi refahı nasıl deşifre edebiliriz?
  2. Devlet, nisbi refahı gerçek bir refaha nasıl dönüştürebilir?

Birinci sorunun cevabı zor. İnsanlar olumsuzlukları dinlemekten sıkılırlar ve kendilerine duygusal açıdan etkilenecekleri güzel hikayelerin anlatılmasını isterler. Dakikalarca ülkedeki ekonomik sıkıntıları anlattığınızda, karşınızdakinin sözlerinizi dinlemediğini fark edebilirsiniz. İnsanlar güven veren, umut vaat eden, çözüm odaklı ve pozitif hikayeleri dinlemek isterler. Seçmen davranışları üzerine onlarca makale okuyabilirsiniz, ancak sokağın ne söylediği bu konudaki tüm makalelerden daha önemlidir.

Hayat pahalılığı, her vatandaşı benzer ölçülerde rahatsız ettiği halde, oy verme davranışlarını benzer ölçüde etkilemiyor. Bu itibarla, sosyoekonomik göstergeler oy verme davranışları üzerinde tahmin edilenden daha az bir etkiye sahip. Bu etki azlığının temel sebebi ise kötü ekonomik verileri kimin nasıl örgütleyebildiği ile alakalıdır. İktidardaki bir parti, kötü ekonomik verilerin doğal sorumlusu olduğu halde, seçmen üzerindeki sosyoekonomik etkiyi muhalefet partilerinden daha iyi örgütleyebilmektedir. İşte bu noktada sorulması gereken soru şu:

Seçmen üzerindeki sosyoekonomik etkiler nasıl örgütlenir? evvela şunu belirtmek lazım ki; seçmen, ekonomik durumdaki kötü gidişi çözmesi için kendi dünya görüşüne yakın olan siyasi partiler arasından seçim yapar. Yani, milliyetçi ve muhafazakar bir kimliğe sahip olan seçmenin, ekonomik verilerdeki kötü gidişata sosyalist kimliğe sahip bir parti ile dur demesini beklemek oldukça zordur. Bu noktada Türkiye’de iktidarın hiçbir zaman değişmeyeceği düşünülebilir. Durum biraz karmaşık görünse de aslında gerçek bu değil.

Şöyle ki; Türkiye’de siyasi kimlik analizi yaparken, havada kalan teorik gerekçelere değil, sokağın içindeki söyleme bakmamız gerekiyor. Sosyalist bir kimliğe sahip seçmenle milliyetçi kimliğe sahip bir seçmeni, aynı ortak paydada buluşturabilmek pekala mümkün.

Birkaç misal vermek gerekirse; Türkiye’de siyasi kimlik belirlemesi yaparken şunu görürüz; katı bir terör karşıtlığı ve İslam dinine olan bağlılık, ülkemizdeki en temel ve yaygın iki kimliksel anlayıştır. Bu iki tip kimliğe hitap edemeyen siyasi partilerin ise iktidar olma şansı yoktur. Peki, kendini, sosyal-demokrat ya da merkez parti olarak gören siyasi oluşumlar, bu kitleler ile kucaklaşamazlar mı? Elbette kucaklaşabilirler. Her siyasi parti, kendi kimliksel konumunu kendi belirler. Durum muhakemesine hasımdan başlanmaz, sözü aslında bize bu gerçeği anlatıyor. Türkiye’de İslam dinine yönelik hassasiyetleri korumayan ve terör ile arasında mesafe koyamayan siyasi hareketlerin kısa vadede iktidar umudu taşıması safdillik olur.

Tam bu noktada bir soru daha soralım: Muhafazakarlık ve milliyetçilik kimliklerini kazığımızda karşımıza çıkan iki olgu şu: Birincisi, İslam dininin hassasiyetlerini gözetmek, ikincisi terör ve bölücülük ile mesafeli olmak. Peki bu ili olgu kendini sol bir partide var edemez mi? Bana göre bal gibi eder. Edebilir. sosyal demokrasiye veya sosyalizme inanmak, din karşıtlığı ve bölücülük yanlılığı olarak algılanmamalı. Fakat bu algının, özellikle sol ideolojiye sahip olan kitleler arasında yaygın olduğunu görüyoruz. İronik olan bu. PKK karşıtlığını faşizm olarak görmek sol ideolojinin bir çocukluk hastalığıdır. Din karşıtı olmayı marifet saymak sol ideolojinin bir çocukluk hastalığıdır.

Emperyalizmin iki ana planına karşı gelişmiş iptidai birer tepki olan bölücülük karşıtlığı ve İslam dinine yönelik hassasiyetler, siyasi arenada sahiplenilmek zorundadır. Bana ve benim hassasiyetlerime karşı, amiane tabirle dış güçlerin söylemiyle konuşan bir oluşuma oy vermem ne kadar mümkün olabilir? Ben, binlerce yıllık tarihim boyunca topraklarını canı pahasına savunmuş bir millete ve mutlak gerçek olduğuna inandığım bir dine mensubum. Şimdi başka bir soru soralım. Sizce ben, yalnızca kuru soğanın fiyatına bakarak mı oy veririm, yoksa milletimi ve dinimi yücelten bir siyasi anlayışa mı yönelirim?

21. yüzyıl Türkiyesi, henüz birilerinin sandığı gibi tamamen Batılılaşmış değil. Sosyal medyadaki yoğun Batı propagadası henüz tam manasıyla başarıyla ulaşmış değil. İşte bu nedenle iktidarı hedefleyen siyasi partiler, hangi ideolojiden olursa olsun, İslam dininin hassasiyetlerine ve bölücülük karşıtlığına sahip çıkmak zorundadır. İddiam odur ki; bu iki temel olguyu Türkiye’de en iyi şekilde sahiplenen ve politikalarının içinde eriten Mustafa Kemal Atatürk’tür. Mustafa Kemal Atatürk’ün hem bunu nasıl başardığına hem de aynı zamanda ülkemizin en başarılı kalkınma ve çağdaşlaşma politikalarını uygulayan kişi olduğuna başka bir yazımızda değineceğiz.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet