Sarah Vaughan Ya Da Güz

 

 

Kılıksız bir Ekim ikindisinde geçtik, geçilmek üzere sarkan, o levanten kırmızısı cumbanın altından. Yalnız biz miydik, bir biz mi vardık döndüğümüz her köşe başında güllabicileri kaçıran, bilmiyorum. Biz yani, dağınıklığıyla mağrur bir kent, seçilmeyi bekleyen yüzün; yaşamı iyi bilen bileklerinden. Bir de güz.

Derler ki güz; durup-düşünmenin, kör bir noktaya bakmanın en iyi resmidir.

Ezgisidir ki kabare masalarına gök düşürmeye benzer. Öyle serin, öyle esmer!

 

Besbelli, göğünden bir haber yaşayanlar var.

Dudak boyalarından, morundan, şarkılarından.

Bir de sevişsiz bir kalabalık vardır ki, yani onlar, dört nala topuklarını kıranlar, kime-neye koştuklarını bilmeden.

Diyorum, ben bir topukluk yer açsam, bana koşacağını bilmek gelir miydi içinden, bilmem.

Beklemenin, en çok kalbe dokunduğunu siyatik bir berber öğretti bana.

Durup düşünmenin, düşünüp durmakla tanış olmuşluğu yoktur, dedi. Öyleydi.

Ben değil, bilmeliydi güz; durmakla da varılabileceğini laciverte çalan bir Amerikan şehrine.

Oysa, bir kuş uçuşu kadar yakındık birbirimize,

Karalığını iyi bilen ama konmasını bilmeyen bir ebabil kuşu.

Ve dolaştıktı Arnavut kaldırımlarını büsbütün.

Geçtiğin her yerini sana benzetmesi gibi histerik bir huyu oluyor bu kentin.

O an olmasa da çok sonra fark ettim, kepenklerin Ece Baba’nın Dinar Bandosu ıslığıyla indirildiğini.

Çıkmazların kontrbas, çarşıların akordeon masalıyla çekildiğini.

 

İşte Ceneviz sûretli Galata! İşte Yüksek Kaldırım, Santa Maria! İşte Grand Rue de Pera!

Her yer ama her yer benzetiyordu kendini sana.

 

Hani o Mualla abimiz var ya, o, bir kadeh şarabına fırça vuran,

Dolamış bir yosunu ağzına, başlamış güllabicilerin kılına-kırkına!

Anlattımdı bunları sana, hatırla.

Bak, bu duvarların üstü tebeşir dedim, ardı leke.

Bak, bu alanlar hep pul, caddeler teşne.

Dedim ve bir galon ter boşandı şuramda.

Ben böyle kurum kurum

Ben böyle için için

Ben böyle bir arşın gökyüzüne

İndirip kafamı şehre baktım

Bu kentin oyun yürürlüğünde sen yoktun.

Ardımda ılık sular, ateş başı çocuklar

Sen yoktun!

 

Hani, o mavi nota uçuşan dünyamızda

Tavernaların, hamamların bir nakaratla geçildiği

Göğe Bakma Duraklarını kaybettim!

Kaybettim bir kuyuda, aç karnıma günde üç defa dinlediğim sesini.

 

Şimdi o kuyuya kulak asmıyor çocuklar

Bilmiyor anla-masını anlat-mak gibi.

Evet, evet. Ne önüm ne de arkam

Olsa olsa, boş teneke gürültüsüyle vals yapan bir bey baba şurada, işte tam şurada!

Anımsıyorum şunu da;

Aşk, bu mevsimlik çağda emprovize bir cazdır abiler!

Yokuş yukarı bir yol, sağanak bir telaş içinde.

“Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile

Gelse de

Öyle sürekli değil

Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

O kadar çabuk

O kadar kısa

İşte o kadar.”

 

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet