Sahi İsmin Ne Önemi Var?*

 

 

Her hafta sonu olduğu gibi Ödemiş’ten İzmir’in yolunu tuttum. Canım sıkılıyor. Gerçekten. İzmir’de bir şeyler yapmak için insan, etkinlik, yer bulamıyorum zaman oluyor ki. Yakın Kitabevi’nden birkaç dergi alır kordona yayılırım. Mutlaka. Bari. Basmane’nin ilginç mekanları, insanları arasından Alsancak’a kadar yürüdüm. Gerçek yaşam sanki Basmane’de. Biz yazıyor, okuyoruz sade. Onlar yaşıyor. İyi ya da kötü. Onların bu yaşam. Biz konuğuz. Figüranız. Onlardan biri olmayı, kendi yaşamımda çeşitli durumları tecrübe etmeyi çok istiyorum ara ara başarıyorum da. Organik olabiliyor muyum, onu bilemem ama samimiyim. Neyse. Basmane’den uzaklaştıkça yollar güzelleşti, insanların ten rengi ve giyimleri açıldı. Basmane’yi çok seviyorum ama kordon sözüm var kendime. Yine yaşamın asıl rollerini taşıyanların yaşadığı Bornova Sokak’tan Yakın Kitabevi’nin bulunduğu Kıbrıs Şehitler Caddesi’ne daldım. İnsanlar o kadar güzel ki. Kadınlar, erkekler, yaşlılar, çocuklar. Herkes. Tabi bana göre en çok kadınlar. Hahaha. Bir Cemal Süreya bakışım varmış, söylerler hep. Cemal Süreya demişken, adam karısını dövmüş, Zuhal Tekkanat’ın elinde hastane raporu var. Elif Sorgun’un Zuhal Tekkanat olduğunu yeni öğrendim bu arada, şiirlerinde kullandığı mahlasmış. Diyordu ki Zuhal Tekkanat, onu deli gibi seviyordum, başkalarıyla olduğunu biliyordum, vazgeçmiyordum. Eminim size de tuhaf geliyor özellikle darp raporundan sonra. Kadınları seviyoruz evet, hoşumuza gidiyorlar, onlarla birlikte olmak istiyoruz, estetikler bir kere, onlar da bizi öyle görüyorlardır ama neden zarar veriyoruz? Ben onları izliyorum, seviyorum, bunu da insanlar adına normal karşılarım her zaman. Böyledir çünkü. Ama gelin görün ki akşam bir kadını yalnız gördüğümde onu rahatsız etmemek için elimden geleni yapıyorum. Yapmamam gerekir ama kafamı gömüyorum, yolumu değiştiriyorum. Utanıyorum, yaptığımız zulümlerden. Kesinkes uzaktan seviyorum onları, sevgilim hariç. Aman, Zeytinlik duymasın bunları! Dünya’nın durumu belli hepimiz buna göre yaşıyor ve tavır alıyoruz.

 

Bir yerde uzun süre yaşadıktan sonra insan daha önce başka yerlerde yaşadığını düşünmüyor, oralı gibi hissediyor kendini. Beni İzmirli sananlar oluyor çevremde ya da şiirden tanıştıklarım, yeni tanıştıklarım İzmirli sanıyor beni. Değilim. Gelgelelim altı yıldır buradayım. Beni İzmirli sanmaları hoşuma gitmiyor değil. Seviyorum yaşamayı sevdiğim kadar İzmir’i. Merak eden olmaz da hadi diyelim. Niğde ile Nevşehir arası bir yerdenim. Her ne kadar “Kırşehir ne haber” diye sesleneler olsa da. Altıncı yılımda bir gitme kararım var İzmir’den. Bir doğu iline gitmek orda da uzun yıllar yaşamak istiyorum. Sonra Karadeniz sonra daha başka yerler. Biz şair yürekliler böyleyiz. Kitabım yok. Belki bir şiirim de yok ama bir şair yüreğim var, iyi biliyorum; bu beni inanılmaz mutlu ediyor. Şiir yazmayan birçok şair yürekli insan olduğunu da biliyorum. İnsanlar arasına karışıyorum. Erimek onların kanına girmek istiyorum. Bulaşmak, her biriyle konuşmak, şiir okumak. Ah benim demokratik güzel insanlarım. Ah benim yol kenarında bağlama gitar çalanlarım, ah benim sokak tiyatrosu yapanlarım. Gelgelelim yanımda bir dostum bile yok. Sevgilim de. Bu buruklukla ve insan sevgisiyle, özlemiyle Yakın’a daldım. Dergi rafı macerası benim için başlamış oldu böylece. Üniversite yıllarında param olmadığı için istediğim dergileri alamaz ayakta dakikalarca önemli yazı ve şiirleri okurdum. Neyse ki kütüphaneye gelenler vardı onlara bakmazdım; ama Taşra’nın bir yerinde çıkan ya da kütüphane düzenini sevmeyen ya da “bakanlığımızca desteklenmeyen” dergiler olduğu için bunu yapmak zorunda kalıyordum. Poşetlileri hiç sormayın alerjim var, hepsini sökerim buldum mu! Kitapçılardan profesyonelce kaçırarak tabi. Yine birkaç poşetli dergiyi söktüm, heyecanla dergileri karıştırırken kapıdan upuzun turuncu sakallı, girer girmez dergilere yönelen, benim yaşlarımda, Robinson Crusoe’a benzeyen biri girdi. Eline maalesef Ot dergisini aldı. Ben elimdeki dergiye yalandan göz atarken o, dergiyi alıp kasaya doğru hareketlendi, yani ben öyle hissettim. -Bir dakika, dedim. Bunu ilk yapışım değil, birçok benzer dergiyi almaya yeltenen kişiyi geri çevirmiş ve başka dergileri almaya ikna etmişliğim vardır. Birkaçından azar bile yedim, kavga ettiğim de oldu soluğu hararetli bir edebi tartışmaya götürdüğüm de. Vukuatım ilk değil. Popüler edebiyata da zır karşıt değilimdir hani başka yazılarda dillendirdim. Bütün bunlara göğüs gererek çektim o -Bir dakika!yı. -Buyurun, dedi. -O dergiyi daha önce okudun mu, dedim. -Evet birkaç kez almıştım. -Nasıl buluyorsun? -Bilmem okunuyor, edebiyat dergisi mizah falan işte, dedi. Ayaküstü dilim döndüğünce ve dergileri elime alıp göstererek dergilerin farklarını gösterdim. -Hiç düşünmemiştim, dedi. Bana hangi dergileri alayım, diye sordu. Ben de Şerhh, Natama, Duvar ile birlikte kendimin de yazdığımı söyledikten sonra şiirlerimin-yazılarımın olduğu Eliz, Afro, Nordik, Aşkar gibi birkaç dergiyi daha gösterdim. Her ne kadar öneri ve görüşlerim yüzünden dışlansam, yayın kurulundan istifa etsem hatta bozuşmuş bulunduğum Tmolos’un iki sayısını da heybemden çıkarıp hediye ettim. Hepsini aldı ve teşekkür etti. Ben de başarmışlığın getirmiş olduğu rehavetle alacağım dergileri alıp dışarı attım kendimi. Yanımdan ayrılmadı. -Demek yazıyorsun, gösterdiğin bütün dergilerde şiirin var mı, nasıl bir duygu bu, diye sordu. – Aslında editörler beni pek sevmezler, diyerek tamamen içimden geldiği gibi şimdi yazarken hatırlamadığım bir şeyler anlattım yazmak eylemi üstüne. Ardından uzun, kalabalık caddeyi bu şekilde konuşarak bitirdik. Onun da benim gibi işi yokmuş. -Birer bira içeriz o zaman, dedi. Olur, dedim ve beni Muzaffer İzgü Sokak’taki Düşler Yakası’na götürdü. Bizim oturup şair çevresiyle muhabbet ettiğimiz bir yerdi. Bu rastlantıya sevindim. Oturduk. Havanın serinliğine yağmurun çiselemesi eklenmesine rağmen içeri oturmak istemedik, dışarıya masa kurduk. İçimiz sığmıyor ki yüklerimizi gökyüzünden başka taşıyabilecek olan yok ki! Bizim Robinson kaptanlık okuyormuş iyi mi, denize götürecekmiş dergileri.  Biraları yudumlarken dergilerdeki yazıları, şiirleri sırayla sesli olarak okuyup tartıştık. Güzel yazılar, şiirler vardı. Boş biri değildi bizim Robinson, çok keyifli bir gün geçiriyorduk. Dergileri bir tarafa atıp asıl meseleden, hayattan, konuşmaya başladık öylesine derin konuşuyorduk ki yıllardır birbirine güvenen iki dost gibiydik. O denizde yaşamanın zorluklarından bahsetti ben de karada yaşamanın zorluklarından. Neleri kaybettiğini, kırgınlıklarını hayallerini anlattı. Zorunluluklarımızdan, yaşamın bizi sürüklediği noktalardan ve var olabilmekten bahsetti. Tabi ben de. Ülke gündeminden politikadan da konuştuk her zamanki sohbetler gibi. Ama tertemiz, felsefe temelli. -Sende bir sanatçı bakışı var, dedi, -Bir atmosferin var, konuşmaktan çok mutlu olduğunu ifade etti. -Doğal davranıyorsun hani olur ya sanatçı tribin yok, dedi. Aslında onda da buna benzer bir atmosfer var. Biri bana neden yaşıyorsun diye sorsa güzel yürekli insanlar yüzünden derim herhalde. Bizi birleştiren, bir yerlerde yaşadığımızı, var olduğumuzu, güçlü, birlikte olduğumuzu düşündüren o güzel insanlar. Bırakın tüm politikaları ideolojiyi… fasa fisoyu! Bir çizgi çekelim tarihe; duyarlı, niyeti iyi insanlarla yaşayalım isterdim. Tam olarak öyle olmasa da bir yerde birlikte yaşadığımızı bir gün rastlaşacağımızı düşünüyorum her biriyle. O gönüldaşlık içinde onun ismini sormayı unutmuştum. Yaşamını, sevgilerini, yaşanmamışlıklarını, hüzünlerini bildiğim insanın ismini bilmiyordum. Akşam olmuştu, tam masadan kalkarken -İsmin neydi, dedim. -İsimlerin ne önemi var ki işte dostuz, dedi. Ne diyeceğimi şaşırdım. O arada telefonu çaldı ve biraz uzaklaştı. Neden sonra donuk bir halde geldi. -Dedem ölmüş, Manisa’ya gitmeliyim, dedi. -Tamam dedim. Nereye gitti, kimdi, onu yazacağımı söyledim mi, bilmiyorum.

 

Mart – 2017

 

* Bu yazı ilk kez Koza Düşünce Dergisi‘nin 23. sayısında yayımlanmıştır.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet