Sabahattin Ali Şiirinde İnsan Kaynaklı Umutsuzluk*

 

Dünyada çoğunluğun; işine geldiği gibi kendisi için yüzyıllarca verilen savaştan habersiz, bu savaşı veren nesillerle hiçbir bağ kurmadan günlük olarak yaşayan, güdümlü insanlardan oluştuğunu görüyoruz. Bugünkü yaşam kalitemizi borçlu olduğumuz, düşünceler üreten, savaşlar veren insanlar var. Bu bağı hissetmeyen insan gelecek kuşaklar için hiçbir şey yapmaya kalkmıyor. Gelişimi, dönüşümü düşünmeyen insanların apolitik ve kopya olduklarını, bir şahsiyet kazanamadıklarını belirtmeliyiz. Bugün yazın alanında, düşünce alanında emek verenler Sabahattin Ali’ye borçludurlar. Sabahattin Ali, ölümü kullanarak bize bugünkü yaşamı, yazma eylemindeki rahatlığı hediye etmiş bir halk şairidir.

 

Sürü karşısında insanlar, bilinçlerini örgütleyebildikleri gibi yalnız da kalabilirler. Çoğu zaman insanın elinde bir örgüt değil, kullanacağı tek şey benliği oluyor. İnsan eğer demokrat örgüte dahilse bile orda olanların baskıcılıktan öteye gidemediğini biraz da hayretle sonra alışmaya çalışarak görecektir. Sonuçta o örgüt içinde iktidar sahipleri vardır ve bunları kandırmak, çıkarlar doğrultusunda yönlendirmek, örgütün sahip olduğu kavramlarla oynanarak kolayca yapılabilir. Kaldı ki yönetenler süregelen koltuk kaptırmama yarışı sonucunda niteliksiz kalabilirler. Bunun tersine, bireysel örgütle hiçbir erk baş edemez.

 

İnsan ilişkileri kendini mülkiyet etrafında şekillendiriyor. Mülkiyet burada karışık, bütünsel bir kavramdır. İçine tanınmışlığı, makam dediğimiz şeyi ve bencilliği alır. Sabahattin Ali şiirindeki insan kaynaklı umutsuzluk günümüz modernizmi ile açıklanamaz. Bundan yüzyıl önce de modernizm vardı, yüzyıl sonra da olacak, her dönemin modernizmi şekil değiştirecektir. Homosapiens’ten bayrağı en son devralan Homoekonomikus Sabahattin Ali döneminde de yaşıyordu. O yüzden geçmişteki insan ilişkilerini övmek hayli yersizdir. Nur Gürani Arslan’ın Sabahattin şiirini incelemesinde “Şair insanın yozlaşmasını anlatır okuyucusuna1” diyor. Bu güne kadarki şiir okumalarının tümünde bu tür cümlelere yaslanabiliriz ancak “insan ilişkilerinin yoz olmadığı bir dönem var mıdır?” sorusunu her birimizin sorması gerekiyor. Teknoloji sadece bu ilişkileri ortaya çıkarmasıyla ve utanma duygusunu ortadan kaldırmasıyla insan ilişkilerine müdahale etmiştir. İnsan ilişkilerini belirleyen şey ise dediğimiz gibi mülkiyettir. Bu kavramı bozamadığımız sürece insan ilişkileri değişmeyecektir. Bu dünyanın kaçınılmazlığı, durumluğudur. Şiirin, yazının, sözün anlamsallığı açısından mülk kavramına müdahale etmesi gerekir. Sabahattin Ali şiiri insan ilişkilerini bahsettiğimiz alan dâhilinde reddeder ancak bunu çabayla -bilinçli- olarak yapmaz. Böyle olduğunu ileri sürecekler varsa bile Sabahattin Ali şiirinde kendine yer bulamaz. Nitekim bir şiirinde şunları dile getirir:

 

İSTEK2

 

Yanıyor beynimin kanı,

Bilmem nerelere gitsem?

İçime sığmayan canı

Hangi rüzgâra eş etsem?

 

Akşam sular karardı mı?

Bir dağa versem adımı,

İçimi yakan derdimi

Sağır göklere anlatsam…

 

 

Bir yüce ormana varıp

Ya bir dağ başına gelip,

Beni yaradanı bulup

malını başına atsam…

 

Sabahattin Ali şiiri incelenmeyi hak etmiş midir; bu ayrı bir tartışma konusu ancak yapabildiğimiz okumalar tamamen bize kalmıştır. Ali’nin şiiri bir “kalp şiir”dir içini dışa vurmak gibi yazdığı şiirinde, şiirin felsefi ne’liğine dair ipuçları vermemiş, bize boş alan bırakmamıştır. “Onun şiirleri aslında tamamen kendine dönük şiirlerdir, şairin duygularını yansıtır. Ne var ki bu eserlerde aynı zamanda insanlığın ortak dertleri, ortak duyguları olacaktır. Şiirlerinin birçoğunun içinde ‘tez’ barındırmasa da insanı duygusal yönden zenginleştirmektedir.3” diyen Nur Gürani Arslan, Sabahattin şiiri hakkında en iyi tespitlerden birini böylece yapmış oluyor.

 

Ali, şiirlerinde bireysel bırakılmış ve yenilmiş bir örgüte benzer. Duyarsızlıkla savaşım içindedir. Ali, kendi içindeki devrimle yanıp tutuşur. Bozuk, sürdürülebilirliği her anlamda bitmiş düzenin içinde insanı arar haliyle de bulamaz. İnsan sistemle eşdeğerdedir. Hepimizin diğerlerine karşı günlük getirileri var, mecburiyetlerimiz… İçinden çıkılmaz insan ilişkileri yorulmalara sebep verir. İnsan dünyada kaynağı belli olmayan -belli olsa da onlarla açıktan savaşması mümkün olmayan- siyasal, sosyal pisliklerle uğraştığı yetmezmiş gibi bir de umarsız insan ve insan ilişkileriyle uğraşır. Bunlara ek olarak da kendi içindeki psikolojik sorunlar ve bulantılarla başı beladadır. İnsan yaşadığı süre boyunca her biri ile ayrı ayrı ve bütünsel olarak uğraşmak zorundadır. İşlemler öylesine serileşmiştir ki yaşamdaki otomatik olarak devam eden psikolojik, sosyal, siyasal süreçlerin farkına varmayız.

 

MELANKOLİ4

 

Beni en güzel günümde

Sebepsiz bir keder alır.

Bütün ömrümün beynimde

Acı bir tortusu kalır.

 

Anlıyamam kederimi,

Bir ateş yakar derimi,

İçim dar buur yerimi,

Gönlüm dağlarda bunalır.

 

Ne kış ne yazı isterim,

Ne bir dost yüzü isterim,

Hafif bir sızı isterim,

Ağrılar sancılar gelir.

 

 

İnsan ilişkileri bir gün iyiye gider mi, bu siyasal sosyal düzen bir gün değişir mi; Sabahattin Ali bunu halk ağzıyla arıyor, söylüyor. Umutsuzluğu duyurmak halka açmak vicdan yaratmaya çalışmanın diğer adıdır. Bunu ben çok ironik buldum. Bazı şiirlerinde bu ironiyi de hissedersiniz rahatça. Halk Şiiri’nde bu ve buna benzer konular sıkça işlenir ayrıca Sabahattin Ali, biçim olarak da söyleyiş olarak da halk şairi olmayı hak eder.

 

GÜNÜMÜZ5

 

Aklı kafamızdan sürsek,

İlmi içine tükürsek,

Düyaya çevirip dirsek

Günümüzü hoş geçirsek…

 

 

Ne bir dost yüzü yalasak,

Ne düşmanları dalasak,

Kendimizi oyalasak,

Günümüzü hoş geçirsek…

 

 

Toprağı görünceye dek,

Esrarı görünceye dek,

Yani, geberinceye dek,

Günümüzü hoş geçirsek…

 

İnsan kaynaklı umutsuzluk bir beklentiye de işaret diye düşünüyorum. Umutsuzluk ise ummaktan, düşünmekten başka bir şey değildir. Bugünkü sosyal medya televizyon bağımlısı, okumaktan yoksun birey neden mutludur? Çünkü karşısında duran bozukluğu değiştirmek için yapacağı bir şeyler olduğunu düşünmez en önemlisi durumdan memnun olmak zorundadır. Biz de onlara karşı “umutsuzluğumuz insan kalmak içindi6” deriz.

 

Sabahattin Ali yaşamının bir bölümünü birçoğumuz gibi taşrada tüketmiş bir insan. Taşra ise bambaşka bir zaman ve yer dilimidir. Taşrada duyarsızlığın dibinde insanlar vardır, aydın olanların silinmeye çalışıldığı feodal sistem hüküm sürmektedir. Daha önce bahsetmiş olduğum7 taşra dergilerinin isimlerine bakınız: Tmolos, Amanos, Mavi-Yeşil, Yaşam sanat, Beşparmak, Akköy… Hep doğa ile ilgili olan yaşamın bir ucundan tutan ve yerelden isim alan yapılanmalardır. Bunun bilinçdışı okumasını yapabiliriz. Taşrada kendinizi doğaya vurursunuz. Sabahattin Ali de insandan kaçması gerektiği zaman doğaya ve hayali bir sevgiliye sığınmaktadır, ölüm isteği ile pekiştirir bunları. Sonuçta sevgilisi de bir insandır, birliktelikleri fazla sürmeyecektir; yıkıcılığını sevgilisinin yanında tüm dünyaya yöneltir Ali.

Ne bir dost ne sevgili,

Dünyadan uzak bir deli…

Beni sarar melankoli:

Kafamın içerisi ölür.

(MELANKOLİ şiiri)

 

Onu anlayan doğadır çözüm bulan yine odur. Sisteme karşı dimdik mülkiyetsiz duran, yavaş ve düzenli ama her şeyden güçlü olan ondan başkası değildir ve pek tabi ölümden başkası. Doğa haricinde kalan diğer varlıklar bizi kendi istedikleri yönde değişmemiz için, onlar gibi olmamız için zorlarlar. Onların sığlığında çok rahat yaşarız, mülkiyetlerine misafir oluruz. Sabahattin Ali ise bunlardan vazgeçip somut olanın kendisine ulaşır yaratıcıya tavrını alarak. O kendine mülk olarak dağı seçer, bu aslında bir mülksüzlüktür rüzgârı da bir mekân olarak kullandığından anlayabiliriz. Doğaya ait insan, bir fil gibi bir ceylan gibi doğaya karşı zararsızdır, doğayla arasında karşılıklı bir beslenme, iletişim vardır. İnsanın gelebileceği “son nokta” neden bir fil ya da ceylan olmasın; bu konuyu sadece mağara adamının ilkelliği ile açıklayamayız, mağara adamı bir tarafıyla da hayata homoekonomikus’tan daha yakındır.

 

Türk şiirindeki dağ imgesi, rüzgâr imgesi ise araştırılmayı bekleyen diğer önemli konulardır. Şu an bile sıklıkla kullanılan dağ imgesi ve rüzgâr imgesi kullanım sıklığı bakımından at imgesi ile yarışmakta. Sabahattin Ali’nin kullandığı diğer bir duygu gurbet ise bugün yerini başka sözcüklere bırakmış görünüyor bir bakıma insana, mekâna karşı duyulan gurbet terk edilmiş insan kaynaklı umutsuzluk artmış gibi. İnsana olan inançsa azalıyor gitgide. Sabahattin Ali’nin nesir hayatına hiç değinmedik ancak nesirlerinde görüldüğü gibi şiirlerinde de kendini anlatmak, düşüncelerini açıklamak için çok fazla çabalamıştır. Bu ise Türk aydının düştüğü önemli yanılgılardan biri; şiirini ötekiler için yazmaz, şiiri öteki konumunda işler Ali. Onun yaşadığı sığmazlık bugünkü Türkçe şiirdeki kusmak gibi karışık bir eylem değil; sade, içi dolu bir acıdır. Başka söylemle şair acısı değil ozan acısıdır. Ali neden üzüntülü olduğunu bilir, şiirine duygularını işler.

 

* Bu yazı, Patika Dergisi’nin 98. sayısında yayımlanmıştır.

 

Dipnotlar

1 Sabahattin Ali’nin Şiirleri, Bütün Şiirleri, Yky (21. baskı), syf:26.

2 İstek, Bütün Şiirleri, Yky (21. baskı), syf: 33.

3 Sabahattin Ali’nin Şiirleri, Bütün Şiirleri, Yky (21. baskı), syf:28.

4Melankoli, Bütün Şiirleri, Yky (21. baskı), syf:34

5Günümüz, Bütün Şiirleri, Yky (21. baskı), syf:35

6 Yağmurun Altında şiiri, Melih Cevdet Anday.

7 Işığın Yerlisi, Örsan Gürkan Aplak, Tmolos Edebiyat, Sayı:47.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet