Osmanlı’dan Arap Baharı’na Aydınlanma Çağı Nerede?

 

Merhaba. Sizlere daha önce duyurusunu yapmıştık. Koza Düşünce, internet yazarlığını başlatıyor diye. Bir nevi blog bir nevi sosyal medyanın işlevlerini kullanmak bir nevi siteyi canlı tutmak bir nevi dolaşımdaki yazı sayısını arttırmak bir nevi paylaşımı ve düşünceyi artırmak gibi maksatlarla bu kararı aldık. Bazı görüşmelerimiz de devam etmekte. Başta editör olarak ben dahil, Koza Düşünce yazarları da dergi haricinde yazılarıyla internette, sizlerle olacak. Düşüncenin seviyesini düşürmeden daha fazla paylaşmak umuduyla diyerek sizleri yazımla baş başa bırakıyorum.

 

Mısır, Arap baharının en sancılı geçtiği ülkelerden biri konumunda. Devrim sonrası yapılan seçimler, halkı tatmin etmedi ve Mübarekleşen Mursi’ye karşı bir devrim hareketi daha başladı. Bunun üzerine devreye ordu girdi. Ordunun devreye girmesini amasız kınamak gerek. Çağdaş demokrasilerde, özellikle de Avrupa’da ordu uzun zamandır elini siyasetten çekmiş durumda. Ancak burada sorulması gereken soru şu değil: ‘Ortadoğu’daki ordular elini neden siyasetten çekmiyor?’ Hayır. Sorulması gereken soru şu: ‘Avrupa’daki ordular ne oldu da elini siyasetten çekti?’

 

Avrupa felsefesindeki birey anlayışı Ortadoğu’da mevcut değil. Bu nedenle insanlar birbirlerine olduğu kadar üst makamlara da son derece bağımlı. Bu bağımlılık aynı zamanda bireyleşmenin önündeki engellerden biri. Diyalektik bir şekilde, hem neden sonuç gibi duran bireyleşmenin olmamasının nedenlerinden biri de aslında Arap baharının 1789’da değil de 2013’te yaşanıyor oluşu. Avrupa halkları merkezi Fransa olan Fransız İhtilaliyle bireyleşmeye başladılar. Kendi yaşamlarının üzerinde söz söylemeye başladılar. Siyaset de işte o an canlandı. Hiç kimsenin, kendisini yönetmediği bir coğrafyada elbette diktatörler, krallar, padişahlar olacak ki, insanlar yönetilsin ama genel anlamda kendilerini yönetmek isteyen, yönetimde söz sahibi olmak isteyen insanların artması, diktatörlüklerin yıkımıyla sonuçlanır. Aynı Avrupa’da olduğu gibi. Avrupa’nın yaşadığı bu sürecin temelinde de aslında Rönesans ve Reform hareketleri vardır. Yani dini ve sosyal bir değişim. Dini değişim de bir ucuyla sosyal yaşama dokunur. Sosyal yaşamın değişimi, insanların en sıradan, gündelik yaşamına kadar değen bir olgudur. Bu anlamda, sosyal yaşamın, kültürün değişimi, en üst yapıya kadar bir değişim doğurmuştur.

 

Avrupa’nın yaşadığı Aydınlanma çağını, Ortadoğu ne yazık ki karanlıklaşma çağı olarak yaşadı. Genel olarak Osmanlı’nın idaresinde olan coğrafya, o dönemlerden beri bir bataklığa saplanmış durumda ve çırpındıkça batıyor gibi bir görüntüsü var. Burada altını çizeceğim önemli noktalardan biri, bu karanlıklaşmanın Osmanlı’nın yıkılışıyla değil, direkt olarak Osmanlı’da başlamış olmasıdır. Matbaanın, Avrupa’ya göre iki yüz yıl geç geldiği bir ülkeden bahsediyoruz. Hal böyle olunca gerileme de Osmanlı’dan başlamış oluyor. Ortadoğu’nun geriliğini, Osmanlı’nın yıkılışına bağlamak yerine bu geriliğin Osmanlı’da başladığını anlamak önemli. Doğru teşhis doğru sonuca götürür. Peki Osmanlı neden Avrupa’ya göre geride kaldı? Bunun nedeni de kuşkusuz Osmanlı’nın Rönesans ve Reform yaşamamış olmasıdır. Avrupa’nın bu hareketlerinin arkasında ekonomik nedenlerin olduğu da bilinen bir gerçek. Burjuvazinin ortaya çıkışı bu konuda bir dönüm noktasıdır. Osmanlı fakir bir ülke değildi ama Avrupa’da anladığımız anlamda değişimci, dönüşümcü, dinamik bir burjuvazi yoktu Osmanlı’da. Bunun nedenlerinden biri belki de Osmanlı’daki burjuvazinin ‘ecnebi’ denilen insanlardan oluşuyor olmasıdır. Bu ‘yabancılık’ burjuvaziyi bu hareketlerden uzak tutmuştur. Mensup olunmayan bir din için yapılan bir reformdan söz etmek kadar saçma bir şey olamaz. Aynı şekilde, halkın yaşadığı sosyal alandan da soyut olan insanların o halkın sosyal yaşamına değecek bir rönesanstan söz etmeleri de saçmalıktan öteye gidemez. Alt sınıfları ve burjuvazisinin ayrı ana dilleri olan bir ülkeden söz ediyoruz. Dil anlamında da bir sınıflaşmadan söz ediyoruz. Bu sınıflaşma, geçişlere müsaade edip etmemekten ziyade, yukarıda anlattığım anlamda oluşmuş bir ayrım. Bu anlamda, kabaca Osmanlı’nın rönesans ve reformu yaşamayarak aydınlanma çağı yerine gerileme dönemine girmesini böyle açıklıyorum.

 

Yaptığım bu açıklamaların vardığı nokta açıktır. Arap baharını bir anlamda Fransız ihtilaline dem vurarak; ‘Arap ihtilali’ olarak da adlandırabiliriz. Bu sözlerin bir çok kesim tarafından benimsenmeyebilir ancak haklılığımı ya da haksızlığımı elbette tarih gösterecektir.

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet