NATO, İsrail ve Türkiye Üçgeninde Menbiç Operasyonu

Map of Nato

Aşağıda alıntılanmış olan paragrafladaki soruları cevaplandırın. İki soruyu da doğru bilenlere bir hediyem olacak.

Aşağıda alıntılanan paragraflar, hangi seçenekteki yetkililer tarafından dile getirilmiştir?

  • 1) “NATO’nun gündeminde terörle mücadele olacak. NATO’ya yönelik en büyük tehdit terör örgütlerinden geliyor. Genişleme önemli bizim için. Özellikle Makedonya, Bosna Hersek ve Gürcistan’ın NATO’ya dahil edilmesi konusunda tam desteğimiz var. Diğer tarafta Irak güvenlik güçlerinin NATO tarafından eğitilmesi gibi bir gündem var. İkili görüşmeler de olacak. En son Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başkan Trump, NATO marjında görüşmek için anlaştılar.”

A) ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo

B) Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu

  • 2) “İran gibi bir ülkenin köşeye sıkıştırılması doğru değil. İsrail’in talebiyle İran için alınan bu kararları doğru bilmiyoruz.”

A) ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo

B) Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu

Cevap anahtarı yazının sonundadır.

 

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), 1949 yılında kuruldu. Dışişleri Bakanlığımızın resmi internet sitesinde yazan şu satırlara bir bakalım: “Sovyet Komünist Partisinin ideolojik hedefleri karşısında, BM Şartına veya savaş sonunda varılan uluslararası çözümlere saygı gösterilmesi yönünde yapılacak çağrıların, harici saldırı veya dahili darbelere maruz kalabilecek demokratik ülkelerin ulusal egemenlik veya bağımsızlıklarını korumaya yeterli olmayacağı aşikar bir hal almıştır.” 

Dışişleri bakanlığımızın resmi internet sitesinde adeta çiçek böcek olarak gösterilen NATO, dünya çapında bir sevgi ve iyilik örgütü gibi pazarlanmış, güvenliğimizin ve bağımsızlığımızın teminatı olduğu lanse edilmiştir. Alıntıladığım açıklamada, “ideolojik hedef” ayrıntısına dikkat edin. Bu ayrıntı aslında NATO’nun da bir ideolojik hedefe sahip olduğunu kanıtlar niteliktedir.

O zaman soralım; NATO’nun ideolojik hedefi nedir? Bu soruyu soğuk savaş dönemi için farklı bugün farklı cevaplandırabiliriz. Ya da ABD’nin çıkarlarını korumak! şeklinde kabaca da cevaplandırabiliriz. Ancak bu cevabı yeterli görmek oldukça hatalı olacaktır. Biraz ayrıntıya girelim:

Türkiye, Avrupa ve Atlantik topluluğuyla birleşme hedefiyle NATO’ya üye olmuştur. Dışişleri bakanlığımızın resmi internet sitesinde belirttiği üzere“Ülkemiz, Avrupa güvenliği ve savunması konusunda NATO ile AB arasında stratejik ortaklık tesis edilmesini memnuniyetle karşılamaktadır. Karşılıklı destek, tamamlayıcılık ve şeffaflık temelinde yürütülmesi gereken bu stratejik ortaklık, mevcut risk ve tehditlere karşı ortak mücadelenin daha etkin bir şekilde yürütülmesini sağlayacaktır.” Bugün, Batı için mevcut risk ve tehdit nedir? IŞİD. Peki NATO, IŞİD tehdidine karşı nasıl bir “çözüm” formüle etmiştir? Tüm dünyanın gözleri önünde, PYD’ye silah, lojistik, askeri eğitim bg. destek sağlayarak. NATO’nun bulduğu çözüm şüphe yok ki Türkiye’nin milli çıkarlarına aykırıdır.

Bu çelişkiyi yine Dışişleri bakanlığımızın resmi internet sitesindeki şu satırlarla birleştirerek okuyalım: “Terörizm, bölgesel istikrarsızlıklar, kitle imha silahları ve bunları fırlatma vasıtalarının yayılması, ayrılıkçı mikro ve etnik milliyetçilik, aşırı dinci akımlar, örgütlü suç, uyuşturucu ve insan ticareti, kitlesel göç gibi geleneksel olmayan, asimetrik güvenlik risk ve tehditleri ortaya çıkmıştır.” Ne kadar ironik değil mi? NATO; terörizmden, bölgesel istikrarsızlıklardan, aşırı dinci akımlardan şikayet ediyor. Yirminci yüzyılın sonlarında palazlanan aşırı dinci terörist akımları ABD’den başka kim doğurmuştur?

ABD’de başkanlara milli güvenlik danışmanlıkları yapmış olan Zbigniew Brzezinski 1998’de verdiği bir mülakatta şunları söylüyor: “Resmî tarih görüşüne göre Afgan mücahitlere CİA yardımı, Sovyet ordusunun Afganistan’a 24 Aralık 1979’da girmesinden sonra ve  1980’de başlamıştır. Gerçek tamamen farklıdır. Başkan Carter, Kâbil’deki Sovyet yanlısı rejimin muhaliflerine gizli destek verilmesi talimatını 3 Temmuz 1979’da imzaladı. Ben de tam o tarihte Başkan’a, bu yardımın Sovyet askerî müdahalesine yol açacağını öngören bir not yolladım.” Aynı mülakatta kendisine sorulan: “Geleceğin teröristlerini silahlandırarak, eğiterek köktenci İslamı  desteklemiş olmaktan da pişman değil misiniz?” Sorusuna ise başka bir soruyla cevap veriyor: “Dünya tarihinde hangisi daha önemlidir? Taliban mı? Sovyet imparatorluğunun çöküşü mü? Birkaç tedirgin Müslüman mı? Orta Avrupa’nın kurtarılması ve soğuk savaşın son bulması mı?” NATO, Sovyet tehdidine karşı Afgan mücahitleri kartını ileri sürmüş, ardından bu kart kendi başında patlamıştır. NATO’nun şikayet ettiği diğer bir konu olan kitlesel göç de özellikle Afganistan üzerinden başlamıştır. Bugün, milyonlarca Afgan, çeşitli ülkelerde mülteci konumunda bulunuyor.

Kitle imha silahları da NATO’nun varlık sebeplerinden biri olarak sıralanıyor. NATO’nun kurucusu ve örgütün başat gücü konumunda bulunan ABD, dünya üzerindeki nükleer gücün neredeyse yarısına tek başına sahip bulunuyor. Ayrıca dünyanın en büyük nükleer felaketi olan Hiroşima faciasına 1945 yılında sebep olan ABD’nin, kitle imha silahlarına dair endişeler üzerine kurulu bir uluslararası örgüte liderlik etmesini oldukça ironik buluyorum.

NATO, kuruluşundan bugüne, ABD’nin dünya egemenliğini kurgulayan uluslararası bir işbirliği örgütüdür. Gelişmiş Batılı ülkelerin 1949 yılında bu örgüte dahil olmaları, Sovyet tehdidine karşı Batı’yı birleştirmiştir. Yukarıdaki NATO haritasını biraz incelemenizi istiyorum. Haritadaki en büyük eksiklik Balkan ülkeleridir. Yukarıda alıntıladığımız ilk paragrafta da bu konuya değiniliyor. Balkan ülkelerinin de bu örgüte dahil edilmesiyle birlikte Rusya’nın hareket alanının daha da daraltılması hedeflenmekte. Sovyetler Birliği dağılmış olsa da, Sovyetler’in devasa askeri ve nükleer gücüne sahip bulunan Rusya’nın Avrupa üzerindeki etkisinin kırılması ABD’nin egemenliği açısından bir tehdit oluşturmaktadır. Tüm bu değerlendirmelerimiz, Türkiye’nin ABD elinde bir piyon gibi kullanıldığının açık delilini oluşturuyor. Gazi Mustafa Kemal’in kurguladığı ulusal egemenlik ve tam bağımsızlık mefhumları üzerine tekrar tekrar düşünmemiz gereken bir küresel süreçten geçiyoruz.

NATO konusunda ABD’nin, 1992 yılındaki bir NATO tatbikatında Türk gemisi Muavenet’i kasten vurarak 5 askerimizi şehit etmesine de değinmeden geçmek istemiyorum. Söz konusu vahim olayın arka planını ise her bir okuyucumun araştırmasını istiyorum.

Menbiç Meselesi

Fırat Nehri’nin 30 km. batısında bulunan Menbiç şehri, Kuzey Suriye’nin stratejik yerleşim yerlerinden biridir. İç savaşın başlangıcından bu yana daha da önemli bir pozisyonda bulunan şehir, 2012 yılında ÖSO’nun, 2014 yılında IŞİD’in ve son olarak 2016 yılında PYD’nin eline geçti. Bugün, Türkiye destekli ÖSO’nun kuzey Suriye’deki faaliyetleri Menbiç’in kapısına dayanmış durumda. Türkiye’nin son dönemdeki Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonları ile, PYD, Fırat’ın batısında sadece Menbiç’te faaliyet gösterebilir hale gelmiştir.

ABD’nin, kendi bölgesel güvenliği açısından kontrolü altında bulundurmak üzere İsrail ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin yanına üçüncü bir pilot bölge inşaası adına giriştiği PYD işbirliği, bugün tıkanma notasına gelmiş durumda. Bizi, Milli çıkarlarımıza karşı 1923 yılından beri belki de en ciddi tehditlerden biri ile karşı karşıya bırakan söz konusu durum, PKK’ya Suriye’de adeta bir ülke hediye ediyor. Neredeyse bütün askeri gücünü ABD’den sağlayan ve araştırmalara göre en az 50 bin kişilik bir kuvvete sahip olan PYD, bugün ele geçirdiği resmi makamlara, bizde nasıl Atatürk’ün fotoğrafları varsa, aynı şekilde Öcalan’ın çerçeveli fotoğraflarını koyuyor.

PYD, terör devleti kurarken, ekonomik örgütlenmesini Fırat’ın doğusunda sağlıyor. Büyük barajlar, petrol kuyuları, verimli araziler… PYD’nin ekonomik kaynaklarının bulunduğu bölge yerinde en uç kısımdan yani Fırat’ın batısından başlayan askeri operasyonlarımız, nihayet Menbiç’e dayandı. Fakat Fırat’ın doğusundaki terör devleti yapılanmasını unutmamamız ve stratejimizi Fırat doğusunun da terörden arındırılması üzerine inşa etmeliyiz.

Türkiye’nin öncelikle, ülke ve dünya kamuoyuna, milli çıkarlarımız doğrultusunda Suriye’nin kuzeyinde bir terör devletine izin vermeyeceğini ve bu politika doğrultusunda bölge ülkeleriyle stratejik ortaklıklar geliştireceğini ilan etmesi lazım. Fakat Türk yetkililerin ağzından yalnızca kısıtlı ve günlük değerlendirmeler duyuyoruz. Bu konuda söylenenler yıllardır PYD’nin Fırat’ın batısına geçmesine izin verilmeyeceği yönündeydi. Yani Türkiye, PYD’nin Fırat’ın doğusundaki varlığını kabul mu edecek? Milli çıkarlarımızın uzun vadeli bir pespektifle değerlendirilmesi ve dış politikamızın bu değerlendirmelere göre şekillendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.

 

Peki, tüm bu anlattıklarımızın İsrail ile bağlantısı nedir? Cevap çok açık: İsrail’in güvenliği!

İsrail, kuruluşundan bu yana açık bir genişleme stratejisi izlemiş ve bölge ülkeleri arasındaki koordineli faaliyetleri bozmaya yönelik sürekli bir gayret içinde olmuştur. Bugün Suriye’de Esad saflarında savaşan iki önemli aktör, İsrail’in bölgedeki güvenliğinin en büyük tehdidi konumunda: Hizbullah ve İran. Bir dünya imparatorluğuna oynayan Yahudi sermayesi, dünyadaki güç dengelerini yeniden dizayn etmek istiyor. Bunun için de Ortadoğu’da düzenli bir istikrarsızlık ve güçlü ulus devletlerin tasfiye edilmesi gerekiyor. İsrail’in Türkiye’nin altını oyma çabaları, Lübnan’ı sürekli kaosa sürükleme çabası, Suriye’nin bölünmesi için var gücüyle çalışması, Irak’ı güçsüzleştiren IKBY’ye (Barzani aşiretine) yıllardır destek vermesi, yukarıda anlattığımız stratejinin birer parçasıdır.

Türkiye, İkinci Cihan Harbi’nden sonra, bölgenin Sovyet etkisine kapatılması ABD’nin dümenine girmesi konusunda NATO’nun önemli bir müttefiki olarak görev yaptı. Bugün ise, ülkemiz kalabalık nüfusu ve ekonomik kalkınmaya uygun koşulları nedeniyle ABD tarafından kontrol altında tutulması zorlaşan bir yapıya bürünmeye başladı. Suriye’deki çok taraflı iç savaşın bir ayağının Türkiye’de olduğu gerçeğinin izini sürersek varacağımız nokta burasıdır. Türkiye, Reza Zarrab davasından tutun da Fetullah Gülen’in iadesine kadar bir takım şantaj verileriyle kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. Bizim bu strateji karşısında yapmamız gereken şey ise bir an önce Gazi Mustafa Kemal’in tam bağımsızlık cephesine taşınmamızdır. Ulusal egemenliğimizin teminatının, güçlü üniter devletleri tasfiye ederek kontrol altındaki küçük uydu devletçiklerine dönüştürmeyi hedefleyen bir organizasyon olduğunu düşünmek en hafif tabiriyle safdilliktir.

Son olarak, gelelim yukarıdaki küçük teste. Dışişleri bakanımız Mevlüt Çavuşoğlu, yukarıdaki iki paragrafın da sahibidir. Birbiriyle taban tabana zıt olan iki pozisyonda birden durmaya çalışması, uluslararası pozisyonunu belirlemekte zorlandığının bir göstergesi konumunda. Bir koltukta iki karpuz taşımaya çalışan sayın bakanımız, Milli çıkarlarımızla uyuşmayan bir dış politika seyretmeye devam ettiği sürece, hem NATO tarafından kullanılmaya hem de İsrail’in bölge ve dünya hedeflerini durduramamaya devam edecektir. Menbiç’in terör devletinden temizlenmesi ise kısa vadede ABD ile yapılacak pazarlıklara bağlı görünmektedir. Söz konusu pazarlığın temeli ise, bu konuda adım atmakta gecikmemize dayanıyor. Savaşın başladığı dönemde İhvan’ı Suriye’de iktidara taşımaya çalışmak yerine Milli çıkarlarımızı gözeten bütünlüklü bir politika seyretmiş olsaydık, bugün Suriye’de yaşanan dramın çok daha erken çözülmesini de sağlamış olabilirdik. Suriye İç Savaşı’nın başladığı dönemde, bizim çözüm (çözülüş) süreciyle meşgul edilmiş olmamızın arka planını ise daha önceki yazılarımızda işlemiştik.

Menbiç ve Menbiç’in doğusunda, yıllardır ülkemiz için en büyük tehditlerden biri olan PKK’nın 50 bin kişilik bir ordusu bulunuyor. Üstelik bu ordu, NATO çerçevesinde “stratejik ortağımız” konumunda olan ABD ile yıllardır “stratejik bir ortaklık” içerisinde bulunuyor. Suriye özelinde yaşadığımız “stratejik garabet” bizi uluslararası alanda sıkıştırıyor. Bu ahval ve şerait içinde dahi vazifemiz, güçlü üniter yapımızı korumak, dış politikamızı Milli çıkarlar doğrultusunda yeniden dizayn etmek ve Türk Cumhuriyeti’ni kurtarmaktır.

Cevap Anahtarı:

1) B

2) B

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet