Modernizm Sonrası Değişen Bir Kavram: Toplum

 gezi-direnisi

 

Herkes, kendince bir toplum tanımı yapar, kendince toplumu çözümleyip, sorunları ortaya koyup, çözümleri sıralar. Hepimiz, ‘toplum mühendisiyizdir’ aslında. Hayatımız boyunca karşılıklı bir ilişkiyle kopmaz bir şekilde bağlı ve parçası olduğumuz toplumun ne olduğuna dair tartışmalar ise akademik anlamda da felsefi anlamda da kahve kültüründe de devam ediyor. Ben de bu yazımda bu tartışmaya değineceğim. Yazımı ise belli kesimlerde kabul görmüş bir sav üzerinden başlatacağım:

 

“Toplumların kimyalarına uymayan ideolojiler vardır.” Hayır. Hiç bir toplumun tek bir kimyası yoktur. Toplumlar, bireylere benzerler. Kendi içlerinde bile çelişirler, bir değildirler. Dünyanın hiç bir yerinde tamamen tektipleştirilmiş bir toplum bulamazsınız. Bunu deneyen nice hükümdar, diktatör, yönetici çıkmıştır ancak hiç biri başarılı olamamıştır. Bu denemeleri Hitler Almanya’sında, Mussolini İtalyası’nda en can alıcı haliyle gördük. Bunun dışında genel anlamda ‘baskıcı’ denilebilecek her rejim, kendi tektipleşmesini yaratır. Kimisi kültürel eksenlerden, kimisi milliyetçilik ekseninden, kimisi patriotizm ekseninden, kimisi emek ekseninden…

 

Toplum denince aklımıza ilk olarak ‘bir olmak’, ‘birlik olmak’, ‘bir arada olmak’ gibi kavramlar gelir. Toplumdan anladığımız şey, kabaca bir arada yaşayan, aynı kültüre sahip insanlardır. Jean-Jacques Rousseau gibi düşünürler toplumun bir arada olmasından ve toplum içindeki bireylerin birbirine muhtaç olmasından yola çıkarak, toplumu bir bütün olarak düşünmüşlerdir. Ancak günümüzde toplumların bu birliğe indirgenemeyeceği ortaya çıkmıştır. Bu düşüncenin en önemli kanıtı da son bir kaç yüzyıldır yaşanmakta olan iç savaşlardır. Amerikan iç savaşı gibi, 20. YY’da Afrika’yı belki de vebadan daha çok kırıp geçiren iç savaşlar bizlere bunu gösteriyor. Toplumu bir arada yaşamaya indirgediğimizde; iç savaşları, halk isyanlarını, devrimleri ve karşı devrimleri açıklayamaz hale geliriz.

 

Modernizm öncesinde, günümüzdeki iç savaşların, halk isyanlarının, devrimlerin anlamları, biçimleri, yöntemleri farklıydı. Bugün, ‘devrim’ dediğimiz olguya bile rastlanmıyordu. Özellikle Ortaçağ’ın baskıcı ortamında böyle vakalara rastlamak neredeyse imkansızdı. Rönesans ve Reform hareketlerinden önce Avrupa’da ve diğer yerlerde bugünkü anlamıyla bir devrime rastlamamız pek mümkün değil. Geçtiğimiz yüzyıllardaki toplumsal hareketlerle bugünkü hareketler arasında biçim ve içerik farkları olduğu aşikar. Bu anlamda baktığımızda, günümüz toplumlarını açıklayabilmek için yeni argümanlara ihtiyacımız olduğunu söylemek yanlış olmaz.

 

Ortaçağ öncesine baktığımızda, Hristiyanlık’ın ortaya çıkmasından bir kaç yüzyıl sonra yaşanmış olan ciddi olaylar vardır. Özellikle Yahudiler, Paganlar ve Hristiyanlar arasında… Bu yaşananlar bile aslında toplumun hiç bir zaman ‘bir’ olmadığını gösteriyor bizlere. Ancak ben bu yazımda yine de Modern döneme, günümüze odaklanacağım.

 

İç savaşların biçim ve içerik değiştirerek Modern döneme geldiğini söyleyebiliriz. Modern öncesi özellikle din eksenli yaşanan toplum içi ayrılıklar, Modern dönemle birlikte daha siyasi meselelere kaymıştır. Amerikan İç Savaşı; Kapitalist üretim ilişkilerine geçiş sürecinde köleliğin kaldırılıp, kölelerin fabrikalarda çalıştırılabilmesi adına çıkmıştır. Afrika’daki iç savaşlar, adeta ilkel komünal halde yaşayan toplumların bir anda medeniyetle, barutla tanışmasından sonra yaşadıkları siyasi boşluklardan doğmuştur. Bunun gibi bir çok örnek verilebilir. Ancak karşımıza son dönemde git gide artan başka bir durum çıkıyor: ‘din – mezhep savaşları’. Son dönemlerde din eksenli savaşların tekrar hortlamaya başladığını görüyoruz. Evet, din eksenli toplum içi ayrışmalar hiç bir zaman bitmemişti ancak ayrılıkların ekseni de daha ziyade siyasete kaymıştı. Tabi bundaki en önemli etken de Modernizmdi (Aydınlanma Çağı). Liberalizm’in ortaya çıkışıyla insan haklarının yayılması, milliyetçilik, eşitlik, özgürlük, adalet, kardeşlik gibi bir çok kavramın türemesi, bunu takip eden süreçte Kapitalizm’in vahşi yüzünün hemen ortaya çıkması ve Feodal dönemdeki orta sınıfın ezilen sınıflara dönüşmesi, ve yine hemen akabinde ortaya çıkan Sosyalizm düşüncesi… Tüm bunlar, toplum içi ayrılıkların eksenini siyasete kaydırmıştı.

 

Peki, günümüzde din eksenli ayrılıkların artmasının nedeni nedir? Bunun şüphesiz en önemli nedeni, emperyalizmdir. Dini grupların son elli yıllık dönemde ciddi bir beslenişi söz konusu. El Kaide gibi grupların emperyalizm destekli ortaya çıkışları, Sovyetler Birliği’nin durdurulması için oluşturulan ‘yeşil kuşak projesi’, tabi bir de İsrail’in kurulmasıyla din eksenli siyasetin hortlaması. Bugün, Irak’ta, Suriye’de, İran’da ve daha bir çok ülkede (hatta Türkiye’de), mezhepsel ayrılıklar ciddi olaylara neden olmakta. Konumuzu fazla dağıtmadan şunu söylemek istiyorum: İster dini, ister seküler meseleler olsun; toplumların ‘bir’ olduğu fikri, tek başına yetersiz ve güçsüzdür. Toplumları basit anlamda bir arada yaşayan ve aynı kültüre sahip insanlar olarak tanımlayamayız. Bu savımı, Türkiye’den bahsederek temellendirmeye çalışacağım.

 

Türkiye, kuruluşundan sonraki süreçte kendine hemen milli bir ‘model’ yarattı: Mustafa Kemal Atatürk. Mustafa Kemal, genç nesil için her zaman rol model oldu. Aslında her ülkenin kendi rol modelleri vardır. Kimisinde siyasetçiler, kimisinde ünlü isimler; futbolcular, şarkıcılar, sanatçılar vs. Toplumların geneline baktığınızda, bir çoğunda bu modellerin olduğunu görürsünüz. Model yaratma konusunda sıkıntıya düşen devletler; toplumlarının ‘bir aradalığı’ konusunda iki kez düşünmek zorunda kalmaktadır. Bugün Anadolu toplumuna baktığımızda, gençlerin kesin olarak modeli Mustafa Kemal’dir diyebilir misiniz? Ben diyemem. Mustafa Kemal, Abdullah Öcalan, Şeyh Sait, bir takım dini liderler, şeyhler, şıhlar, bunun dışında başka başka siyasetçiler (Che, Lenin, Deniz Gezmiş, Alparslan Türkeş vs) Kısacası toplumumuzda çok fazla model insan var. Burada problem, çok fazla model olması değil. Elbette 76 milyon insanın önüne tek bir model koyamazsınız. Burada problem; modellerin arasında ciddi farklar olması. Mesela, Mustafa Kemal’in yanında, İsmet İnönü, Bülent Ecevit vs gibi isimler saysaydım, karşınıza bugünkünden çok daha sıkı, ‘bir’ bir toplum çıkmış olurdu. Aynı şekilde, sadece şeyhleri, şıhları saymış olsaydım da böyle olurdu. Ancak yukarıda saydığım isimlere baktığımızda, siyasi yelpazenin tüm kesimlerini görebiliyorsunuz.

 

Her toplumla her ideolojiden, her dinden vs modeller görebilirsiniz. Peki, toplumun huzurlu olup olmamasını, iç ayrışmaların savaşa kadar gidip gitmemesini belirleyen şey nedir? Söz konusu toplumda genel olarak kabul görmüş bir ‘üst model’ varsa, -ülkemizde bu model ‘Mustafa Kemal Atatürk’tür- toplum içi ayrışmalar belli bir dozajda kalabilir. Ancak toplumun üst modeli ortadan kalktığında, ya da değişmeye başladığında, o toplumda sular kaynamış demektir. Bu paragrafta dile getirdiğim sorunun ayrıntılı tartışmasını bu yazının ikincisinde yapacağım.

 

Ülkemizde yaşanmakta olan Gezi Direnişi’ni de anlayabilmek açısından yaptığım bu tartışmayı önemli görüyorum. Toplumların ‘bir’ olduğu düşüncesine sıkı sıkıya bağlıysak, Gezi Direnişi’ni anlamakta zorluk çekeriz. Bu direnişi dış güçler, faiz lobisi gibi kavramlarla açıklamaya çalışırız, çünkü elimizde başka argüman yoktur. Toplumu ‘bir’ olarak algıladığımızda, toplum mühendisliğine kalkışırız. Muhafazakar, seküler ya da başka bir toplum yaratmak isteriz. Buna dair bir itiraz, bir baş kaldırı yaşandığında da tanım yapmakta güçlük çekeriz. Çünkü toplumun yarısının bizi destekliyorsa, toplumun ‘bir’ oluşundan hareketle, geri kalan kesim üzerinde de söz sahibi olmaya çalışırız.

 

Toplumların anladığımız anlamda bir olmadığı meselesini tartışmaya devam edeceğim. Bu yazımla birlikte konuya giriş yaptığımızı kabul ediyorum.

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet