Modernizm Sonrası Değişen Bir Kavram: Toplum – 2

Fransız-Devriminin-simgesine-vandalism

Toplumları anlamak, hareketlerini, değerlerini ve geleceklerini bilmek; sosyal bilimcilerin en önemli çalışma alanını oluşturur. Bu çalışmalar, siyaset bilimine ciddi katkılar yapar. Yürütülecek politikaların belirlenmesi, üst yapının (hukuk, siyaset, sanat vs) dönüşümü gibi konularda toplumları anlamanın önemi ön plana çıkar. Nitekim, sosyolojinin ortaya çıkışının toplumların ciddi dönüşümler geçirdiği dönemlere rastladığını görüyoruz. Avrupa’da yaşanan Rönesans ve Reform hareketleri ve akabinde yaşanan Fransız Devrimi, ardından gelen 1848 Devrimi ve Sanayi Devrimi, tarihsel anlamda sosyolojinin temelini atmış olan hareketlerdir.

 

Feodal dönemde çok daha durağan bir yapıda seyreden Avrupa toplumu, Ortaçağ sonrası dönemde ciddi bir hareketliliğe kavuşmuştur. Bu hareketliliğin ekonomik, siyasi ve sosyal bir çok nedeni var. Coğrafi keşiflerin, sömürgeciliğin beslediği Avrupa, adeta dünyanın ilk ‘açık hava bankası’na dönüşmüş ve dünyadaki tüm değişim araçlarının merkezi konumuna gelmiştir. Bu açık sömürgecilik faaliyetleri, Avrupa’yı ekonomik anlamda azımsanmayacak bir refaha ve bolluğa sürüklemiştir. Özellikle Kapitalist dönemin burjuva sınıfı da orta sınıfı da bu bolluk sonucunda ortaya çıkmıştır. İşçi sınıfı da elbette Kapitalist döneme ait sınıfsal bir terimdir ancak, genel olarak işçi sınıfına baktığımızda, feodal dönemin tarım işçilerinin, proletaryaya evrildiğini görürüz. Yani yaşam biçimlerinde ciddi değişiklikler bulunmasına karşın, ‘alt sınıf’ olma özelliklerini korumuşlardır.

 

Ekonomik anlamda bir diğer etken de Sanayi Devrimi’dir. Aslında dünyadaki hakim sistemi değiştiren bu sembolik devrim, dünyanın yaşadığını en büyük dönüşümlerden birisidir. Sanayi Devrimi’nin teknik anlamına baktığımızda, buhar makinesinin icadı ve raylı sisteme geçişin en önemli iki faktör olduğunu görürüz. Yani üretimde ‘seri’leşme ve üretimi yaygınlaştırma dönemi. Seri üretim yapabilmenin getirdiği kazanım; dönemin girişimcileri tarafından bile tahmin edilemeyecek kadar büyük oluyor. Aynı şekilde, raylı sistem de hem ham maddeyi, hem üretim araçlarını hem ücretli işçileri hem de üretilen malları farklı, uzak noktalara dağıtabilmenin yolunu açıyor. Bu iki yenilik, Kapitalizm’in önünü açan sembolik olaylardır.  Sanayi Devrimi, bu anlamda toplumların hareketliliğe kavuşmasındaki en önemli etkenlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.

 

Ekonomik nedenlerin yanında, ona bağımlı olmakla birlikte, özerklik gösteren başka nedenler de bulunmaktadır. Bunların başında da ‘kültürel evrim’in hiç olmadığı kadar hızlanmasıdır. Matbaanın bulunuşu; yukarıda bahsettiğim, malların seri üretimine geçilmesiyle ortaya çıkan büyümenin bir benzerini de kitap anlamında yarattı Avrupa’da. 1500’lü yıllarda, bugünkü Meksika topraklarına ‘Coğrafi Keşif’ yapmaya giden askerlerin tuttuğu günlüklerin dokuz ay içerisinde İspanya’da kitap olarak basıldığını biliyoruz. Matbaanın tek başına nasıl bir önemi olduğunu sanırım daha fazla irdelememe gerek yok. Ancak araya sıkıştırmak istediğim bir soru var. Nasıl olur da Osmanlı İmparatorluğu, matbaa gibi bir icadı iki yüz yıl gecikmeli olarak alabilir? Osmanlı, matbaayı gerçekten ‘Gavur icadı’ deyip benimsemediyse, Yeni Osmanlıcılar’ın bu konu üzerine ciddi bir öz eleştiri vermesi gerekiyor bana göre.

 

Kültürel Evrim’in bir diğer halkası da Rönesans ve Reform hareketleridir. Ortaçağ’ın Kilise egemenliğini, sosyal yaşamda kıran iki gelişme de bunlardır. Sanatsal ve Dini anlamdaki dönüşümler olarak özetleyebileceğimiz bu iki hadise, Avrupa’nın bugünkü konumunun temellerini atmıştır. Bu dönüşüm süreçleri sırasında yaşamış en ünlü düşünürlerden biri olan Niccolò Machiavelli’nin düşüncelerine baktığımızda, açık bir kaba güç, kaba kuvvet görebiliyoruz. İktidarı ele geçirdikten sonra değil ama ele geçirmek için ‘her yol mübahtır’ eksenin ortaya koyduğu düşünceleri, dönemin sertliğini de gözler önüne seriyor aslında. Egemen gücün uyguladığı baskı, kendisine yakın şiddette hareketler oluşturur. Bunu klasik anlamda bir etki-tepki meselesine indirgemek elbette hatalı olur ancak bu da gözden kaçırılmamsı gereken bir durumdur. Ortaçağ’ın ‘karanlık’ dünyasının çıkış yolları da elbet sert olmuştur.

 

Sözünü ettiğim bu sertliği, Fransız Devrimi’nde de görebiliyoruz aslında. Yaşanılan Devrim’in ilk olma özelliği, yine de ortaya çıkardığı günahları arındırmıyor ancak, anlamamızı kolaylaştırıyor. Dünya tarihi ilk kez böyle bir olaya tanıklık ediyor, halk inanılmaz bir galeyanla saraylara saldırıyor, burjuvanın başını çektiği devrim hareketini, yoksul halk da sahipleniyor. Sonucunda, Fransız Devrimi’nde ölen insanların sayısı yirmi bin (20.000) civarında olarak tahmin ediliyor. Bu; elbette o dönemki Fransa nüfusunu düşünürsek, oldukça önemli bir sayı. Ancak yine laf arasında sıkıştırmak istediğim başka bir anektot: II. Dünya Savaşı’nda ölen insan sayısı yetmiş milyon (70.000.000) civarındadır. Fransız Devrimi, sert oluşuna rağmen reddemeyeceğimiz kazanımları olan bir Devrim’dir. Dünya tarihinin yolunu derin bir farklılaşmaya götürmüştür.

 

Son olarak kısaca 1848 Devrimler’inden de söz etmek istiyorum. Bu Devrimler, Fransa, Almanya, Macaristan, İtalya gibi Avrupa’nın bir çok ülkesinde yaşanmıştır. Bu devrimlerin gelişiminde, 1848 başlarında yayımlanan Karl Marx ve Frederic Engels’in ortaklaşa yazdıkları Komünist Manifesto’nun büyük etkisi vardır. Sanayi Devrimi’nin olgunlaştığı, geniş işçi kesimlerinin tarih boyunca görülmemiş bir sefaletle boğuştuğu dönemlerdi o yıllar. O dönem yazılmış kitaplara baktığınızda da bu gerçeği görebilirsiniz. Sanayi Devrimi’nden sonra ortaya çıkan işçi sınıfı, hiç bir güvenceleri, hiç bir malları olmadan yaşıyorlardı. O dönem yazılan kitaplarda ayrıntılarıyla anlatılıyor bu sefalet. Tabi, yaşanılan bu fakirlik, 1848 Devrimler’inin ana eksenini oluşturmuştur. Ani gelişen olaylar, bir çok ülkede ciddi ayaklanmalara yol açmıştır. Avrupa’nın geneline yayılan bu hareket, yine tarihte görülmemiş bir harekettir. Bir çok halkın birlikte giriştiği bir ayaklanma…

 

Ortaçağ’dan çıkışın inanılmaz sancılarını kısaca yazmaya çalıştım. Elbette her bir konu üzerine düzinelerce kitaplar yazılmıştır, daha da yazılabilir, yazılacaktır. Tüm bu bahsi geçen olayların getirdiği hareket, şüphesiz sosyolojinin çıkışındaki en önemli etkendir. Tüm bu yaşananlar, yalnızca ansiklopediler yazılsın diye yaşanmadı kuşkusuz, bunca olayın, toplumları anlama isteğini nasıl perçinlemiş olduğunu tahmin etmek zor değil. Günümüze baktığımızda da toplumların hareketli olduğunu söyleyebiliriz. Son dönemde de ‘Arap Baharı’ gibi süreçler de bunu kanıtlıyor.

 

Toplum üzerine tartışmalarımın ikincisini burada tamamlıyorum. Sıradaki tartışmamda toplumların bilinç altına biraz daha inmeye çalışacağım.

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet