Kızlı-Erkekli Meselesinin Özü

 

İnsan, doğası gereği kadın ve erkek olarak iki cinsiyete sahiptir. Bu farklılık, insanın en geniş zenginliğini oluşturur aslında. Karşı cinsin sahip olduğu doğa diğer cins için bambaşka bir dünya demektir, bu başkalık aslında diğer cinsi cezbeder, meraklandırır. Karşı cins her zaman bilinmeyenlerle doludur. Bununla birlikte diğer cinsin aklına hiç gelmeyecek bakış açılarına da sahiptir. İşte bu, farklılığın en ciddi kazanımıdır.

Bu nedenle iki farklı cinsin bir arada bulunduğu işlerde genelde daha doğru daha güzel sonuçlar elde edilir. İki taraf da meseleye başka başka yaklaşacak ve sonuç da daha bütünlüklü bir hal alacaktır. Bu anlamda kadınların iş hayatında daha fazla bulunması, ev yönetiminde daha fazla söz alması, milletvekili olarak mecliste daha fazla bulunması vs gibi konularda aktif tutum sergilerim.

Kızlı erkekli yapılan işlerden bir tanesi de üniversitede okuyan sevgililerin aynı evi paylaşmasıdır. Bu durum, sevgili olan öğrenciler içinde muhtemelen çok çok az bir yüzdeyi karşılamakta. Bu öğrenciler, son günlerde oldukça gündemde. Bunun sebebi de malum, başbakanın açıklamaları. Tam bu noktada diyorum ki acaba öğrencilerin yaşadıkları sorunları gündeme getirsek daha mı iyi olurdu?

Gezi Direnişi sürecinde ‘biz kimsenin yaşam tarzına müdahale etmedik.’ diyen başbakan, aynı evi paylaşan sevgililerin, en özel hayatlarına, ‘gerekirse yasa çıkarırız.’ diyerek doğrudan bir müdahalede bulunmuş oldu. Başbakanın kendi içindeki tutarsızlığı bir yana, müdahalenin en özel yaşama kadar inmiş olması ciddi bir sıkıntı. AKP’nin yaptığı bu müdahalenin, insan haklarına, kişinin özel yaşamına direkt bir müdahale olduğu açık. Zaten insan hakları beyannamesinin 12. maddesi de bunu gösteriyor: “Hiç kimse, özel yaşamı, ailesi, konutu ya da yazışması konularında keyfi müdahaleye, onuruna ve adına karşı saldırıya uğrayamaz. Herkesin, bu müdahale ve saldırılara karşı yasa ile korunmaya hakkı vardır. “

Meselenin bu boyutu bir yana, bir de önemli olan başka bir nokta var. Gezi direnişinde en çok dile getirilen konu, söz konusu müdahalelerin benzerleriydi. Ancak AKP’nin bu itirazları duyduğunu söylemek pek mümkün değil. AKP, kendi bildiğini insanlara dayatmaya devam ediyor. Bu dayatmalar, açıkça gençlerin ‘kuyruğuna basmak’ olarak tanımlanabilir. Aslında Gezi öncesi yaşananlar da böyleydi. Bu kuyruğa basmaların birikmesi ve en sonunda taşması sonucunda Gezi direnişi ortaya çıkmıştı. Kızlı-erkekli meselesi de açık bir kuyruğa basma durumudur ve insanları öfkelendirmiştir. Hemen belirteyim ki Gezi benzeri bir süreç ikinci defa yaşanırsa bu yazımı hatırlayın.

Toplumumuzun geniş kesiminin (öğrenciler hariç) kızlı erkekli ev paylaşımını hoş karşılamayacağını elbette bir sosyal bilimci olarak çok iyi biliyorum. Yalnız, çoğunluğun azınlığa tahakkümünün zorbalık olduğunu da yine aynı sebepten ötürü çok iyi biliyorum. Toplumun tüm kesimlerinin sizinle aynı gelenekleri paylaşmasını bekleyemezsiniz. Hele insanları buna kesinlikle zorlamaya hakkınız yok. Gençleri bu şekilde insanların önüne atmak da hiç etik bir davranış değil. Şimdi bütün komşular öğrenci avına mı çıkacak, ne olacak? Ben size söyleyim, zaten bir çok öğrenci, bırakın karşı cinsle aynı evi paylaşmayı, bir akşam oturmasına karşı cinsten bir arkadaşını çağırdığı zaman, ev sahibine şikayet edilebiliyor. Bu da aslında meselenin başka bir boyutu: Başbakanın söylediklerinin toplumda belli bir karşılığı var. Zaten AKP’nin üç dönemdir seçiliyor olmasının nedeni de bu. Yani yazımın başından beri eleştirdiğim şey, aslında AKP’yi ayakta tutan şey. Bu anlamda dolaylı olarak toplumun değerleriyle çatışan bir pozisyonda bulunuyorum. Bu çatışmanın galibi olmasını da ne bekliyorum ne de istiyorum. Ben, içinde bulunduğum toplumdan saygı bekliyor ve benim gibi olmayanlara saygı duyuyorum. Hiç bir öğrencinin, sevgilisiyle aynı evi paylaşmaya zorlanmadığı gibi, paylaşmamaya da zorlanmasını doğru bulmuyorum.

Meselenin ele alacağım son boyutu da şu: ‘kızlı erkekli ev paylaşımının zararları.’ Aslında bu, sigaranın ya da alkolün zararları gibi bir şey. Hemen hemen tüm dinlerce haram edilmiş, zararları bilimsel olarak da kanıtlanmış olan bu iki alışkanlık bırakın yasaklanmayı, devletin izni ve kontrolünde tüketiliyor. Peki bunun nedeni ne? Çok basit. İnsanların ısrarla bu maddeleri kullanmak istemeleri ve devletin bu ‘haram’ ürünlerden gelir elde ediyor uluşu. Peki kızlı erkekli öğrenciler de alkol vergisi gibi “karşı cinsle aynı evde kalma vergisi” verseler; alkole susulduğu gibi bu duruma da susulur mu sizce? Örneğin İran’da da öğrencilerin ev partilerinde alkol tükettiğini sağır sultan bile biliyor. İran gibi bir rejim bile bunu engelleyemezken bizim gibi yarı demokratik bir ülke hiç engelleyemez. Zararlı olsa dahi müdahale edilmeyen şeyler varken, özel yaşama dair olan şeylere müdahale etmeye çalışmak bana yine samimi gelmiyor. Kızlı-erkekli aynı evde kalmanın zararı ne olabilir? Kız öğrencilerin bakireliğinin bozulması mı? Erkek öğrencilerin bakirliğinin bozulması mı? Zannediyorum bu meseleye ‘zararlı’ olarak bakan insanların aklına bundan daha önemli bir zarar gelmiyordur. Birlikte film izlemeleri, ya da ev işlerini birlikte yapmaları kimsenin bir sorun yaratmıyordur sanırım, öyle değil mi? Kısacası sorun net: zina.

Zinanın sıkıntısı da bilindiği gibi dini bir durum. Namus gibi kavramlar da tamamen dini temelli kavramlar. Yani derdimiz, bu gençlerin namusunu korumak. Peki kızlı erkekli evleri ayırdığımızda zinanın önüne geçebilecek miyiz? Cevap koca bir hayır. Peki azaltabilecek miyiz? Cevap yine kocaman bir hayır. Zina yapmak isteyen insan ne yapar eder bir yol bulur. Yani yasaklayarak sonuç alamazsınız. Peki sonuç almalı mısınız? İşte asıl soru bu. Bu soruyu; Kuran’a sormaya ne dersiniz?

“İffetli kadınlara iftira atıp da dört tanık getirmeyenlere gelince, onlara hemen seksen vuruş vurun. Ve onların tanıklıklarını ebediyen kabul etmeyin. Onlar, sapmışların ta kendileridir.” Nur suresinin 4. ayeti böyle diyor. Eğer canlı dört tanığınız yoksa bir kimse için zina ettiğine dair bir ima yapmak bile İslam’a göre sapmışlık sebebi sayılıyor. Peki o zaman her fırsatta Müslümanlık vurgusu yapan bir kimse nasıl olur da bu kadar rahat bir şekilde binlerce insanı zina yapmakla itham edebiliyor? Bu ayetin bize anlattığı şey şu: İftiradan, dedikodudan, suçlamalardan uzak durun. Bir kimsenin zina işlediğine dair dört şahidiniz yoksa ağzınızı açmayın. Aslında bu dört şahitlik meselesinin altında da fuhuş konusu var. Bir kimsenin zina işlediğine dair dört kişinin canlı şahit olması demek; zinanın evde değil de ulu orta bir yerde işlendiğini anlatır. Mesele de cinsel birleşimi ulu orta olmaktan uzak tutmaktır. Dört şahidin olmadığı anda işlenen zinadan yalnızca kişiler sorumludur. Yani bu durum Allah ile onlar arasındadır ve kimse bu konuda söz hakkına da sahip değildir. Eğer yetkililer meseleye dini bakıyorlarsa meselenin dini yorumu da budur. Özel hayatın gizliliğini yalnızca insan hakları evrensel beyannemesi değil; her fırsatta atıf yaptıkları Kuran da güvence altına alıyor.

Kızlı-Erkekli Meselesinin Özü için bir yorum

  1. semih bravo,bu meseleye bir genç olarak hem bu kadar soğukkanlı baktığın ve bir o kadar da söylemek istediklerini açık açık yazdığın için…tekrar bravo

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet