Kimlik Kavramı Üzerinden Toplumsal Bir Dayatma: Aidiyet

Ben kimim?

Screenshot_2013-04-11-22-29-24-1
Kimlerdenim?


Nereye aidim?


Neyi, kimi temsil ediyorum?  

 

 

 

 

 

 

 

 

Zaman zaman tüm insanların kendine farkında olarak ya da olmayarak sorduğu bu soruların, cevaplarını ararken nasıl bir girdabın içine girdiğini fark etmez birçok insan. Toplum ona “bir taraf seç” demiştir fütursuzca ve birey çaresizce bir yere tutunmuştur. Bu çaresiz arayışlar başkalarının düşüncelerini kendi düşüncesiymiş gibi yaşamını sürdürecek kadar sığ ve kimliksiz bireyler meydana getirmiştir. Hatta bu yanlış seçimler kardeşi kardeşe öldürtecek kadar ileri gitmiştir. Tabii ki aidiyet hissinin bireyleri sürüklediği en uç noktalardır bunlar. Farkındalık olduğu sürece -körü körüne bağlanmanın tehlikesinin bilinci var olduğu sürece- “bir yere, bir gruba ait olma” fikri zararsız ve hatta bireyin psikolojik doyumu için gerekli bir oluşumdur.

Kimlik, bireyin toplumsallaşma sürecinde, toplumsal rollere atfedilen beklentilerle şekillenen dinamik bir oluşumdur. Bu oluşumda aidiyet duygusu büyük ölçüde etkilidir. Fakat kimlik sadece aidiyet duygusuyla şekillendiğinde ortaya çıkan tablo, kimliksiz bireylerden ibarettir. Birbiri ile bu kadar ilişkili olan bu iki kavram –kimlik ve aidiyet-, uç noktalara varıldığında çelişkilerle doludur. Birey kimliğini açıklarken yaratıcılığı ve özgünlüğünden ödün vermez, ancak ait olduğu gruba aşırı bağlılığını dile getiren birey kimliği ve kişiliğinden uzaklaşabilir, yaratıcılığını ve özgünlüğünü kaybedebilir. Çünkü bir gruba aşırı bağlılığı yaşayan insanlarda bir aynileşme ve aynı biçimde hissetme bilinci oluşmaktadır. Bu bireylerde kendi bireysel özelliklerinin ihtiyaçları ikinci plandadır. Oysa aidiyet ihtiyacı ve bireysel ihtiyaçların dengeli bir şekilde karşılanması gerekmektedir.

Peki nedir bu aidiyet hissi? Her insanın doğasında var olan psikolojik ihtiyaçlardan biridir aidiyet. Bir bütünün bir parçası olma ihtiyacıdır. Bu ihtiyacı gerektiği ölçüde, sağlıklı olarak karşılayamayan bireylerde, toplumsallaşamama, yalnızlık, içe kapanma, değersizlik hissi, dışlanma hissi oluşmaktadır. Daha “dışa dönük” bireylerde ise -tam tersi bir etkiyle-, kendini bir gruba abartılı bir şekilde ait hissetme, itaati büyük bir erdem olarak görme gibi yanlış davranışlara sebep olabilmektedir.

Küreselleşme ile birlikte günümüzde kimlik daha çok aidiyet boyutu ile tanımlanır olmuştur. Bu tanımlama bireylerde psikolojik baskı ve dayatmayı beraberinde getirmiş, kimliğin “kimlerden” olduğumuza işaret eden bir kavram olduğu düşüncesi yaygınlık kazanmıştır. Bu dayatma “ben kimim” sorusuna verilecek cevabın tamamıyla aidiyet duygusu ile ilişkilendirilerek bulunabileceğini varsayar. Gelişmekte olan ülkeler ve üçüncü dünya ülkeleri diye adlandırılan az gelişmiş ülkelerde, kapitalizmin türlü oyunlarıyla bu dayatmalar toplumun tüm bireylerini etkisi altına almaya çalışmaktadır.

Kapitalist düşünce bireylere, yalnız ve güçsüz olduğunu söyler. Her fırsatta bireylerin yalnızlaştığını, toplumsal dayanışmanın yok olup, bireyselciliğin ön plana çıktığı vahşi bir yaşamdan söz eder. Bu düşünceler bireyleri, güçsüzlüğünü aşabileceği, yalnızlığını giderebileceği gruplara sürükler. Bireyleri bir “güc”e biat etmeye kadar varan tabii olmanın kaçınılmaz bir şey olduğu gerçeğinin yanılsamasına götürür. Modern sanayi toplumlarında (sadece Türkiye’de değil), giderek artan yalnızlık duygusu, toplumların git gide daha da çözülmesi ile dayanışmanın birlik ve beraberliğin neredeyse yok olacak duruma gelmesi, insanları kendilerini başka insanlarla bir arada olabileceği gruplara itmesine sebep olmaktadır.

Ülkemiz cemaat toplumundan cemiyet toplumuna geçmiştir, oysaki bir takım toplumsal değerler ve normların hala cemaat toplumu yaşantısıyla örtüştüğü görülmektedir. Cemaat toplumunun bir takım örüntülerini hala sürdüren, cemaatçi zihniyetin* ve ait olma ihtiyacının had safhada yaşandığı ülkemizde, birey – grup ilişkisinin dengeli olarak kurulamaması şaşırtıcı değildir.

Anadolu köylerimizde kimlik ve aitlik ilişkisine dair söylemler, daha az tehlikeli ve anlaşılır gözükmektedir. Oralarda sorulan “kimlerdensin” sorusu yalnızca, bireyin soyuna, köklerine ilişkin zararsız bir sorudur. Bazen sadece soyadını söylemek yeterlidir. Ancak kentlerde “kimlerdensin”, sorusu bazen oy verilen parti, bazen dini inanç, bazen mensup olunan tarikat, bazen ise fikirleri benimsenen bir gruba ilişkin bir sorudur. Sorun tam da burada başlamaktadır. Birey oy verdiği partiye göre sağcı-solcu, dinci-dinsiz –dindar kelimesinin dinci şeklinde yersiz kullanımı toplumsal aidiyet sorunsalının meydana getirdiği bir durumdur– , gibi yaftalamalara maruz kalmaktadır. Bu durum toplumun “bir taraf seç” “bir yere ait ol” şeklindeki aidiyet dayatmalarına iyi bir örnek olabilir. Tüm bu dayatmalar sonucu farkında olmadan duyulan aşırı bağlılıklar, giriş bölümünde de bahsettiğim gibi bireyleri iç çatışmalara, hoşgörüsüz, dayanışmasız, hastalıklı toplumsal ilişkilere sürükler. Tüm bunlar, aidiyet ihtiyacının dengesiz bir şekilde sağlanmaya çalışılmasıyla ilgilidir. Aidiyet, bu noktada psikolojik doyumdan ziyade, sosyal psikolojik bozukluklara neden olmaktadır.

Kimliğin aidiyet boyutunun baskın oluşu, bireylerin gruplara, fikir akımlarına ya da etnik kökenine aşırı bağlılığı toplum içinde bölücülüğe, iç çatışmalara, dolayısıyla toplumsal huzursuzluğa yol açmaktadır. Bunun en iyi örneklerini Türkiye’de görebiliriz: 70’li yıllarda Amerika tarafından empoze edilen sağ-sol akımları, sonrasında günümüze kadar devam eden Alevi-Sünni tartışmaları, dinci (köktendinci/modern) – dinsiz, sosyalist, Kemalist ve şu an en çok gündemde olan Kürt-Türk ayrımcılığı… Hepsi aidiyet hissinin aşırılaşmış halini ve kimliğin ötekileştirme ile açıklanan bir kavram olduğu yanılgısını yansıtmaktadır. Oysa bir birey hem ülkesini sevip, dini inancını (ya da inançsızlığını) kendi içinde yaşayıp, farklı etnik kökenli bireyleri ötekileştirmeden barış içinde yaşamanın savunucusu olabilir. Bir gruba, bir millete ya da bir fikre aidiyet, kimliğin tüm bu kavramlarla açıklanması, diğer kimlikleri ötekileştirmeyi gerektirmez.

Yazımın başında sorduğum soruları kendi adıma cevaplamak istiyorum. Ben Yozgat’lı Ahmet Erkan’ın ve Tokat’lı Mustafa Er’in torunuyum. Hem Türk’üm, hem Ermeni’yim, hem de Kürt’üm. Hem Alevi’yim, hem Sünni. Hepimizin ortak bir paydası var: İnsan olmak. Bu da her şeyi çözmeye yeter.

* Cemaatçi zihniyet, dini tarikat ve cemaatlerden ziyade, sanayi devrimi öncesi toplulukların cemaatçi yaşam şekillerine ve bu topluluklara ait normlara ilişkindir.

Kimlik Kavramı Üzerinden Toplumsal Bir Dayatma: Aidiyet için 2 yorum

  1. Şüphesiz Allah, sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Ancak amellerinize ve kalplerinize bakar.

    (Müslim, Birr:34)

    Yazına bayıldım Beste. Bizi milliyetlere ayırıp kısım kısım iyice farklılaştırıp, bizden olmayanlara nefret ettiren insanlar, yıllardır gördüğümüz öğretiler. Hadiste de denildiği gibi nasıl göründüğümüz, hangi millete ait olduğumuz çok da önemli olmaması gerekirken şu an yeni yeni ırklar türüyor. Veya en basitinden biri ile tanıştığımızda hemen o meşhur soruyu soruyoruz: Nerelisin? Garibiz vesselam.
    Sizleri böyle aktif şekilde paylaşımlar yapıyorken görmek ne güzel. Başarılarınızın devamını diliyorum. Takipçinizim 😉

  2. Nisan 11, 2013 yayınlanma tarihi bu ise eğer üzerinden 3 yılı aşkın bir zaman geçmiş fakat 30 yılda geçse yazınız geçerliliğini artarak ve maalesef koruyacak gibi gözüküyor,

    Günümüzde kimliklerin yanında güç ve maddiyat kimliğin önüne geçiyor ki bu durum kimliğin ayrışmasından dolayı iyi gibi gözükse de maddiyatın ve gücün maneviyattan, samimiyetten, içtenlikten ne kadar ayrıştığı gerçeğini değiştirmiyor. Doğumumuzdan süre gelen olgulara seçimini yapmadığımız halde taraf olup fanatikleşiyor ve insanlığımızı unutuyoruz, Sade bir İnsan olduğumuz gerçeğini koruyabilmek umuduyla,

    Yazılarınızın devamını ve başarılar dilerim,

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet
testing