Keşke

Namık İsmail – Sedirde Uzanan Kadın / 1917

 

Ayrı yataklarda uyudular o gece; hava soğuktu, kar yavaşça beyazlatıyordu geceyi sokak lambalarının yanına süzülerek. Kadın salonda koltuğuna kıvrılmıştı üç kedisiyle birlikte ve onlarla beraber kâbuslar görüyor, ürkek uykusundan fırlıyordu ara ara. Adam küçük odasının, küçük yatağında battaniyesinin ve yorganının altında ter içinde kalmış, düş göremeyecek bir yorgunlukla horluyor, sabahın biraz daha geç gelmesi için uykusunun en derinine iniyordu. Kar, kimsenin heyecanı veya korkusu değildi o an…

Adam uyanıp, nefret ettiği işine doğru yola düştüğünde karlar arasında, kadın, uyanır gibi oldu kedilerinin yemek bekleyen huzursuz seslerinden. Kedileri ürküten bir hareketle koltuktan sıçrayıp pencerenin önüne attı kendini; kar ayak izlerini saniyeler içinde örtecek kadar çok yağıyordu. Adam ıslanmış botlarını ve ayaklarını masasının altındaki küçük elektrik sobasında ısıtmaya çalışırken, her sabah yaptığı gibi iş yerinin yüz metre ilerisindeki börekçiden aldığı açmayı yiyordu.

Normal bir gündü; diğer günlerden ne bir eksiği, ne bir fazlası vardı.

Kadın kahvaltısını yapıp, elinde kahvesi kedilerin arasından süzülüp masasına geçtiğinde, adam dirseklerini çürüttüğü, üç kelimeyi bir araya getirmekten aciz insanlarla dolu ofisinden kaçmış, kapının önünde sigara içip, karlar arasında yemek arayan kedileri gözlüyordu cebinde bir torba mamayla. Kadın romanına kaldığı yerden hüzünlü bir cümle ile devam etti sonrasını nasıl getireceğini bilmeden; o an bambaşka bir düş vardı aklında ve romanında yazdığı hayatla hiçbir ilgisi yoktu.

Evdeki kediler mırladı.

Dışarıda karlar arasında bir kedi tavşan gibi sıçrayarak mamanın kokusuna geldi.

Kadın romanındaki kadına ne kadar özendiğini fark etti. Onun sevdiği şeyleri yazarken kendini görüyor, onun hüznünü yazarken geçmişinden –bugününden besleniyordu: “Küçük bir şehirde doğmuştu ve oradan hiç ayrılmamıştı. Her tarafı denizlerle çevrili bu şehirde sabah güneşin doğuşuyla birlikte denizin kokusunu içine çekerek bir saat koşar, sonra iskeleden ayaklarını denize sokarken kahvesini içip dinlenirdi. Bahçesindeki domatesler kıpkırmızı olmuştu, biberler ise hafif acı, şiirleri ise her zamankinden daha da fazla deniz kokar olmuştu.

Adam artık gözünü saate dikmiş, dakikaların peşinden koşuyordu. Bu değildi hayali, kırk yaşını böyle bitirmek –öldürmek istemiyordu. Ama korkaktı, güçsüzdü… Yeni bir başlangıç için en ufak bir heyecan duymuyordu. Yenilmişti çoktan…

Kadın, tüm günü bir paragrafla geçirdi. Bazen yazacak tek kelime, söylenecek tek bir söz olmuyordu. İnsan her zaman en çok kendine konuşuyordu, biliyordu bunu. Giyinip, karlar arasında yürümek için evden çıktı. Adam tıklım tıklım otobüsten bir durak önce indi, temiz havayı içine çekmek, biraz da üşümek için yürümek istedi su alan botlarına rağmen…

O akşam ayrı ayrı yürüyorlardı; ayrı sokaklarda, ayrı semtlerde…

Kadın küçük bir tabak taze fasulye koydu önüne, dakikalarca oyalandı elinde kaşıkla. Kar daha da şiddetli yağarken, aklı romanındaki kadındaydı; ne şanslı kadın, diye söylendi diğer elindeki kumandayla televizyonda sadece gürültü yayan programların arasında gezinirken… Adam yine su almış botlarına, üşümüş ayaklarına rağmen evinin çevresinde dolanmaya, tekrar tekrar aynı binaların, manavın, elektrikçinin, eczanenin önünden geçmeye devam ediyordu. Eve girmek istemiyordu; ev, yarın yine aynı sefil hayatının başlangıç noktasıydı onun için. Markete girip sandviç ekmeği aldı. Kasiyer kız gülerek parasının üstünü verdi, bir kasiyer için fazla güzel, diyerek söylendi karanlığın içine çekilen bir madde gibi güçsüz, kayıtsız ve çaresizce evine doğru süzülürken…

Yine ayrı yataklarda yattılar; ayrı evlerde, ayrı semtlerde, ayrı şehirlerde…

Kadın uyandığında etrafına bakındı; kediler kendilerine bir yer bulmuş sıcacık uyuyorlardı, apartmandan asansörün sürekli inip çıkan sesini, çarpan kapısını duyabiliyordu. Hayat başlamıştı. Yorganına, yastığına iyice sarılıp kendisinin bile duyamayacağı bir şekilde fısıldadı, “Keşke sevseydin beni.

Adam altı kollu bir canavardan kaçmaya çalışırken rüyasında, saatinin kulak tırmalayan sesiyle uyandı. Bu sesi her duyduğunda içini bir sıkıntı kaplardı. Doğruldu bin bir güçlükle yatağında, “Keşke.” diye söylendi ayaklarını yere basıp, çorabının tekini eline alırken…

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet