İran MR’ını Doğru Çektik Mi Acaba?

İran’daki Olaylardan Bir Kare

    2017 yılının son günlerinde İran, ülkenin ikinci büyük kenti olan ve aynı zamanda Şii mezhebi inancına göre İmam Rıza’nın türbesinin de bulunduğu Meşhed’deki halk protestolarıyla güne başlamıştı. Bu protestolar hakkında Gazete Duvar’da yazdığım yazımda da ifade ettiğim gibi İran halkının hafta sonu sabah erken bir saatte horozların bile daha ötmediği bir zamanda kendilerini protesto yaparken bulması hiç içime sinmemişti ve o ilk günkü halk gösterilerine de hep şüpheci bir yaklaşımla baktım.

Daha sonraki günlerde Tahran Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde siyaset bilimi dersleri veren Prof. Dr. Sadık Zibakelam’ın bu mezkûr protestoların perde arkasını anlatan yazısını okuyunca, İran toplumunun sosyolojik yapısı hakkında zihnimde oluşan olgunun beni doğru yöne yönlendirdiği kanaatim daha da güçlendi. Ki son günlerde bazı İranlı yetkililerin bu yönde ima yoluyla birtakım açıklamalarda bulunmaları da bu kanaatimi teyit eder diye düşünüyorum. Tabii bu yetkililer, mezkûr açıklamaları meydana gelen eylemleri biri(leri)ne yama yapma adına da yapmış olabilirler. Bu durumu da göz önünde bulundurmak gerektiğini düşünüyorum.

    Elbette bu yazıda İran’da çıkan olayları anlatmayacağım her ne kadar ilk paragraf böyle bir izlenim oluştursa da. Bu Perşembe sabahı okuduğum İran’la ilgili bir köşe yazısının tahlilini yapmaya çalışacağım. Açıkçası tahlilini yaptığım yazının hem yazarı hem de okuru için üzgün olduğumu belirtmek isterim zira yazıda hiç azımsanmayacak derecede bilgi hataları mevcuttur. Yazıyı birkaç defa okumama rağmen aynı sonuca vardığımı gördüm. Yazıdaki bilgi hatalarını maddeler halinde yazıp açıkladım.

   

1- “Bunların her birindeki imam “Ayetullah vekilidir.”

Bu cümlede geçen “Ayetullah” kim? İran lideri Hamenei mi? Yoksa başka bir kişi mi kastedilmiş? Çünkü İran’da Ayetullah Seyyit Ali Hamenei dışında bir sürü kişi bu makamın sahibidir. Sözün özü “Ayetullah”, “Hüccetul İslam ve Müslimin” ve “Ayetullahul Uzma” gibi mefhumlar Şii mezhebinde dini birer mertebe olup herhangi özel bir isim değildir.

2- “cuma namazında imam Elanur Hüda”

İran lideri Hamenei’nin Meşhed’deki temsilcisi ve cuma namazı imamının ismini Türkçe’de kullanılan bir kız ismi olan Elanur şeklinde Farsça’dan Türkçe’ye çevirilerek acaba ironi mi yapılmış? Burada bir ironi varsa eğer, bununla ne kastedilmiştir? Açıkçası bunu anlayamadım. Fakat ben yine de adamın ismini tam ve doğru şeklini yazayım: Ayetullah Seyyit Ahmet Alemulhuda.

3- “pahalılık, yöneticilerin yolsuzluğu, İran halkının refahına harcanması gereken devlet kaynaklarının Irak, Suriye, Yemen, Lübnan gibi başka ülkelerde silahlandırılmış İranlı milis güçlerine savrulduğu…”

 

Yazar burada slogan atanların hükumeti hedef aldığını belirtmiş ama bu gibi sloganları atanların hedefinde Ruhani Hükumeti değil, devlet vardı yani müesses nizam. Hamenei’nin Meşhed temsilcisi Alemulhuda da İran devrim adamlarından biridir. Bunun için kendi aleyhinde insanlara vaaz vermek ya da slogan attırmak pek mantıklı görünmüyor. Farsça bilen ve İran’da olayları yakından takip eden biri olarak bu ülkede meydana gelen halk protestoları sırasında Ahmet Alemulhuda’nın bu yönde yaptığı herhangi bir açıklamasına denk gelmedim.

Yeri gelmişken şunu belirtmekte fayda görüyorum: İran’da hükümranlık süren iki kadro yönetimi mevcuttur. Birincisi İran lideri Ali Hamenei’nin kaptanlığındaki yönetim ve ikinci ise her dönem halkın kötü ve daha kötü arasında seçmek zorunda kaldığı cumhurbaşkanlarının oluşturduğu hükumet kabineleri.

İç siyasette olduğu gibi dış siyaset de neredeyse tamamen liderin elindedir ki İran’ın Ortadoğu siyasetiyle ilgilenenlerin Devrim Muhafızları Ordu Küdus Gücü komutanı Kasım Süleymani’nin ismini de muhakkak duymuşlardır. Devrim Muhafızları Ordusu da direk İran lideri Hamenei’ye bağlı olduğu için yazarın iddia ettiği gibi Alemulhuda’nın halka vaazı sırasında hükumeti hedef alarak söylediği sözlerini geçersiz kılıyor zira atılan bu sloganlar Ruhani hükumetini değil bizzat devlet sistemini hedef almıştır. Yani İran’ın dış politikasını hedef tahtasına koymuşur ki göstericilerin “Ne Suriye ne Lübnan canım İran’a olsun” sloganı da bu görüşü teyit eder mahiyettedir.

4- “Meşhed’de cuma vaazında bulunan imam Elanur Hüda, seçimlerde Cumhurbaşkanı Ruhani’nin rakibi Muhammed Bakır Galibaf’ın kayınbiraderi.”

    Deveye sormuşlar “boynun neden eğri?” Deve de “nerem doğru ki” demiş. Şimdi tırnak işareti içinde verdiğim cümle de bu minval üzeredir ama yine olsun diyerek eğri yönlerini düzeltelim.

a- Birinci eğri: Alemulhuda burada hiç kimsenin kayınbiraderi değildir.

b- İkinci eğri: Bir önceki Tahran Belediye başkanı Muhammet Bakır Kalibaf, Ruhani’nin rakibi olarak seçime katılmamıştır. Seçime Hasan Ruhani, İbrahim Reisi ve Mir Selim katılmıştır. Bunlar dışındaki adaylar İshak Cihangiri, Ruhani lehine ve Bakır Kalibaf ise Reisi lehine seçimlerden çekilmiştir. Bir diğer aday Mustafa Haşimi Teba da seçimden çekilmiş ama kimin lehine çekildiğini dile getirmemiştir.

c- Üçüncü eğri: Alemulhuda, İbrahim Reisi’nin kayınpederidir. Reisi’nin eşinin ismi Cemile Alemulhuda ‘dır. Farsça bilenler buradan detaylıca bakabilirler. Bu arada Muhammet Bakır Kalibaf‘ın eşinin ismi de Zehra Sadat Müşir’dir.

5- “Özellikle “Fars” milliyetçiliği ekseninde söylemler.”

İran halkının protestolar sırasında attığı hangi sloganlar “Fars” milliyetçiliği ekseninde söylemler”e neden olmuştur? Olayları yakından takip ettiğim için “Farslılık” ekseninde herhangi bir slogan görmedim, duymadım ama “İrani” yani “İranlılık” ruhunu yaşatmak isteyenler bu yönde birtakım sloganlar attılar. İranlılık ve Farslılık ise birbirinden tamam ayrı şeylerdir. İlki vatanperestliği milliyetçiliğe yeğler ama ikincisi ise her ülkede olduğu gibi tamamen katı bir milliyetçiliği hayat tarzı olarak benimser.

6- “Halkın mücahitleri” Irak’a kaydırılmış Sayıları 40 bin. Kerkük’ün güneyindeler.”

    Halkın Mücahitleri Örgütü, İran’daki diğer bazı sivil toplum örgütleri gibi Şah’ı devirmek için ilk başlarda silahsız eylemler yapmışlardır ama daha sonraları bu politikaları değişmiş ve radikal silahlı bir terör örgütüne evrilmiştir. 1979 devrimi sırasında da rolü hiç azımsanmayacak derecede fazladır. Fakat birçok cenah gibi bu örgüt de İmam Humeyni ile ters düşmüş ve İran-Irak Savaşı sırasında da Saddam Hüseyin’inin yanında yer alarak kendi ülkerine karşı savaşmışlardır.

Bu savaş sırasında ve daha sonraki yıllarda Irak devletinin kendilerine verdikleri kamplarda varlıklarını devam ettirdiler. 2009 yılında ise Amerika, Irak’tan çekilme kararı alınca bir müddet daha Irak’ta kaldılar ama İran’ın baskıları sonucu Birleşmiş Milletler gözetiminde Irak’tan çıkarıldılar ve şu an Avrupa’nın bazı ülkelerinde Meryem Recevi başkanlığında varlıklarını sürdürüyorlar. 8 yıl süren İran-Irak Savaşı’ndan sonra İran’a en büyük zararları 2000’li yıllarda İran’ın nükleer programını ifşa etmeleri oldu.

Hülasa yazıda bu örgütün ismini getirerek halk gösterilerine gölge düşürmeye çalışmak ancak baskıcı toplumlarda görülen acı bir vakıadır.

8- “Bunun üzerine İran’la PKK arasında pazarlık yapıldı. İran, Karayılan’ı verdi. Buna karşılık PKK da “PJAK’ı feshettiğini” açıkladı. Hal böyleyken, PJAK, Meşhed’de başlayan sokak hareketlerini desteklediğini açıklayan ilk örgüt oldu.”

    İran, kimi kaçırdı, kiminle pazarlık yapmak için masaya oturduğunu bilmiyorum ama PJAK, İran’da daha geçen yıl ülkenin batısında saatlerce süren bir saldırı düzenledi. Elbette PJAK, kurulduğunda bu yana farklı zaman dilimlerinde farklı saldırılarda bulunmuştur ama geçen yıl İran’ın silahlı güçlerine karşı yaptığı saldırı hem ülke içinde hem ülke dışındaki İran muhalifleri arasında çok büyük bir ses getirdi zira bu saldırı sonucu çok sayıda İran askeri öldürüldüğü iddia edilmiştir. Yani PJAK, İran’da bireysel olarak böyle büyük bir çapta saldırıyı yapacak güce sahip değildir. Devrim Muhafızları Ordusu’nun PJAK (Partiya Jiyana Azad a Kürdistané)’la neden savaştığıyla ilgili İranlı araştırmacı Hüseyin Zerhani’nin bu linkteki makalesinin bu konuda bizi aydınlatacağını düşünüyorum. Ayrıca 21. Yüzyıl Enstitüsü tarafından yayınlanan şu makale de okunmaya değerdir.

9- “Görüldüğü gibi, formül bileşenleri hayli çok ve karışık.”

    Olayın bileşenlerinin çok ve karışık olmasının sebebi sanırım doğru bilgilerin verilmemiş olmasıdır. İran’ın devlet ve toplumsal yapısı çok karışıktır ve kolay anlamk da gerçekten zordur ama yanlış bilgilerle bu durum daha da karışık bir hal alır.

10- “2009 hareketlenmesini bastırdığı “Besiç”lerle… Besiç bir “paramiliter” yani yarı sivil örgüt.”

    Birincisi 2009 olayları sırasında çıkan halk protestolarının bastırılmasında en büyük rol oynayan birim İran’ın en büyük silahlı kuvveti olan Devrim Muhafızları Ordusu’dur. İkincisi ise Besiç değil Besic’tir ve İran-Irak Savaşı’ndan dolayı İmam Humeyni’nin emriyle kurulan bu teşkilat şimdiki İran’da tamamen sivil bir hal almıştır. Fakat bazı özel durumlarda silahlanma durumları olabilir ki bu da ülke herhangi bir savaşa girdiği zaman gönüllülük esasına bağlı olarak her bir Besici İran-Irak Savaşı’nda olduğu gibi tekrardan cepheye gidebilir. Ama günümüzdeki Besic teşkilatının varoluş felsefesini, kültürel, sosyal ve siyasal faaliyetler alanında İran İslam İnkılabı’nın varlığını devam ettirmeye yardımcı olan bir sivil oluşum şeklinde tanımlamak mümkündür.

Şunu da dile getirmeden geçemeyeceğim zira maalesef ülkemizde bazı kavram karışıklığı hala yaşanmaktadır. Yani Besic sokaklarda eline veya belinde silahla gezen bir oluşum değildir. Örneğin İran’da okuyan herkes şunu bilir ki bazen sınıfta dersi anlatan hoca, bazen ekmek aldığınız bakkal ve bazen de aynı sırada oturup birlikte dersi dinlediği kişi Besic olabilir. Bunun için Amerika’nın ambargo listesine de giren Devrim Muhafızları Ordusu gibi silahlı veya güçlü bir yapıya sahip değildir.

11-  “Yukarıdaki analiz için, bölgede uzun yıllar gazetecilik yapmış, eğitimi, bildiği 5 yabancı dille Ortadoğu’nun nabzını elinde tutan değerli meslektaşım, Türkiye gazetesi Ankara Temsilcisi Çetin Çetiner’e teşekkürler.”

    Bu cümleler de yazının son paragrafı ve ben de Güneri Cıvaoğlu’na teşekkür ediyorum zira Milliyet’te çıkan bu yazısı vesilesiyle hem birçok şeyin taramasını yaptım hem de İran’ı Türkiye ve Batı medyasının verdiği referanslarla okumamak gerektiği kanaatim bir daha güçlü bir hal aldı. İşte bizim medyamızın hali bu maalesef. Yazımı olayların başlamasında bir gün sonra attığım bir twittle bitirmek istiyorum:

İran’da dün Meşhed’de başlayan ve bugün de birçok şehirde devam eden görünürdeki halk protestolarının ideolojik bir fikre dayandırılmadığı ve Hatemi, Musevi ve Kerrubi gibi siyasetçilerden destek görmediği zaman en kısa zamanda protestocuların aleyhinde son bulması mukadderdir.

 

Güneri Cıvaoğlu’nun Milliyet Gazetesi’ndeki yazısı:

http://milliyet.com.tr/yazarlar/guneri-civaoglu/iran-mr-i-2584017/

 

İran’nın Bölgedeki Konumu

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet