İran Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Üzerine – 1

Ülkemizdeki “yakını uzak görmek” mevzuundan ne kadar dem vurursak da yine de ileriye dönük çözüm odaklı bir arayış olmayacağı hepimizce aşikar bir konudur. Ama İran hakkındaki “tanıma” ve “tanımlama” bilgilerimiz muhakkak bir gün güncel halini alacaktır ve biz ne zaman İran’ı tanımlamaktan ziyade tanımaya çalışırsak belki o zaman tam anlamıyla edebiyat ve siyaset evliliğinden meydana gelen Fars ülkesinin toplumsal yapısını da idrak etmiş olacağız. Tabii bu, uzun süreçli bir plan-program neticesinde meyvesini alacağımız bir düşünce ekolü ve bilinç altımızda her zaman olması gereken bir idrakiyet anlayışı olduğunu unutmamız gereken lüzümüyetten ziyade elzimiyet ifade eden bir hayat perspektifidir.
Ülkemizde böyle bir düşünceye sahip insanların varlığı da oldukça fazladır ve fikriyat açısından ülkemiz için bir arada bu şekilde öbeklenmekmiş olmak biz gençler olarak elbette ziyadesiyle mutlu etmektedir bizi. Bu yazı serisi bir nebze bile olsa İran’ı tanıtma babında ülkemiz için faydalı olursa bu satırların yazarı olarak kendimi için önemli bir paye sayarım. Twitter’da İran hakkında belirttiğim fikirlerimin burada da yayınlanıyor olması beni oldukça mutlu etti. Böyle bir yazı serisini yayınlamam için teşvik eden ve yazıların düzenlemesinde yardımcı olan Semih Samyürek’e buradan teşekkür ediyorum. Laf u guzafı bırakıp şimdi artık İran siyasetine başlayabiliriz.
En sonda söylemek istediğimi en başta belirtmek istiyorum; şu an İran’da tek rakibin Hasan Ruhani olduğu serahatla söylenebilir. Şu anki İran Cumhurbaşkanı Ruhani, karşısında güçlü bir rakip olmadığı için bir önceki seçim gibi oyların %50’sini almaya da muktedir bir adaydır. Bilindiği gibi İran‘da çok fazla parti vardır ama seçim zamanlarında reformist ve muhafazakar diye iki grup şeklinde seçime girilir. Reformistler ılımlı ve dış dünyaya açık bir kesimken, muhafazakarlar ise reformistlerin tam tersi; radikal ve dış dünyaya kapalıdır. Elbette bu iki kesimin içinde de farklı görüşlere sahip farklı tabakalar mevcuttur. Yani şunu demek istiyorum: “Ne Batı ne de Doğu sadece İran.” diyeni de var, “Batı’yla bir olmamız gerekir.” diyen garpzedesi de; toplumda iki zıt düşünce mevcuttur. “İslam için mi İran yoksa İran için mi İslam” düşüncesini ele alırsak varılan sonuç reformist ve muhafazakar kesimi anlatmaya yeter. Çünkü bu, sekülar-laik veya şeriat (çı) yanlısı kesimi belirleyen mikenk kaidedir.
Böyle bir düşünce etrafında toplanmış iki kutup var ve İran’da gerçek bir taraftarlık hissi olmayan bir toplum psikolojisi de etkindir. Ünlü İranlı bilge Daryuş Şaygan’ın bu yönde söylediği izahata kulak vermemizde fayda telakki edilebilir. Bunun için böyle bir toplumda cumhurbaşkanlığı seçimleri her zaman mihenk olmamıştır. 2009 seçimi/havadisi buna en bariz bir misaldir. Hatırlarsanız seçim sonuçları belli olduktan bazı kesimlerce bu netayıç manipüle edilmiş ve haftalarca süren bir iç karışıklığa sebebiyet vermişti. Binlerce kişi çıkan olaylarda yaralanmış ve bazıları ise ölmüştü. Fakat en birinci manipülator dönemin cumhurbaşkanı seçimi tekrardan kazanmıştı.
Bir ay sonra yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde şu an her ne kadar Ruhani kazanacak gibi görünüyor olsa da bu son anda değişebilir de. Yukarda bahsedildiği gibi 2009 olaylarına benzer şeyler yaşanmaması halinde Hasan Ruhani tekrardan İran’ın 12. Cumhurbaşkanı olabilir. Bundan dolayı isabetli bir analiz için en başa gidip mevzuu Ebul-Hasan Beni Sadr‘la başlayıp Hasan Ruhani ile noktalayalım diyorum ve bu sadece girizgah olsun.
Daha yeni inkılap olmuş ve bunun akabinde de Tebriz ve Mahabat’ta iki yeni devlet kurulmak isteniyor; bir iç karışıklık ortaya çıkmış. Daha sonra sadece İran tarafında 220 bin insanın öldüğü ve 800 bin kişinin de yaralandığı 8 yıl sürecek olan İran-Irak Savaşı başlamış. Hala da etkisi süren bu savaşın öyle gözüküyor ki yıllar sonra da bu etki devam edecek. Bunun için günümüzde yapılan seçimleri analiz etmek için sanırım az da olsa tarihe müracaat etmek gerekir ve baştan başlayıp günümüze doğru gelip bir değerlendirmede bulunursak sanırım günümüzdeki seçimleri analiz etmek açısından bir nebze de olsa idrak etmeye yardımcı olur düşüncesindeyim.

İran’nın İlk Cumhurbaşkanı Beni Sadr:

İnkılap olduktan sonra geçici bir hükümet kuruldu ve ilk adım olarak da daimi bir devletin temelleri için seçim çalışmaları başlatıldı. Geçici Bazergan Hükümeti’nin istifasından sonra da cumhurbaşkanlığı seçimleri için resmen start verilmişti. Adayların çoğu zaten geçici hükümet döneminde belli bakanlıkların başında bulunan kişilerdi. Kıyasıya bir seçim propagandası başlamıştı. Beni Sadr da Maliye ve Dışişleri Bakanlık’ları olmak üzere iki tane bakanlığın başındaydı ve konum itibariyle güçlü bir adaydı. Seçim kampanyası resmi olarak başlamadan Beni Sadr “İktisatta En Büyük Değişim” sloganıyla cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıkladı. Daha sonraki günlerde gazeteler seçim haberleriyle dolup taştı. Çıkan haberlerde her türden fikir yer alıyordu; özgür bir ülke modeli. Hatta şu an İran’da yasaklı en uç fikirler de hakimdi ülkede; komünist parti (Tudeh Partisi) ve Halk Mücahitleri muntesiplerinin düşünceleri gibi ve bu iki düşünceye bağlı muntesipler, İmam Humeyni‘nin izinden giden bir adaya oy vereceklerinin haberlerini gazetelerde yayımlatmışlardı. Bununla birlikte Humeyni’nin, molla kesiminin cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmasına karşı çıktığını da dönemin gazete haberlerinde okuyoruz. Kimlerdi bu isimler? Behişti, Hamenei (İran’nın şu anki dini lideri), Seyyit Ahmet Humeyni (Humeyni’nin oğlu) ve diğer bazı mollalar. Bundan dolayı İslam Cumhuriyeti Partisi’nde aday belirleme mevzuunda bazı ihtilâflar meydana gelmişti. En sonunda bir adayda karar kılınmış ve yapılan müzakereler sonucunda çatı aday “mücadeleci adam” vasfıyla Celalettin Farsi gazete haberlerinde yer almıştı.
Adayların belirlenmesinden sonra hızlıca seçim kampanyasına başlanıldı ve kandidatör (aday) Beni Sadr da bazı gazetelere demeçlerde bulunuyor ve bir cumhurbaşkanında olması gereken özellikleri sıralıyordu. Bir nevi adaylık manifestosu hakkında bir girizgah yapıyordu. “Özgürlük, milli birlik ve beraberlik, ekonominin iyileştirilmesi, polis devleti olmayan bir milli güvenlik” vb. Beni Sadr’ın yayınladığı manifestonun en önemli maddeleriydi. Bu manifesto toplumun geneline hitap eden mutedil bir manifestoydu. İlk önce Mücadeleci Ruhaniyet Teşkilatı, Beni Sadr’a olan desteğini açıklamıştı ve bu girişim cumhurbaşkanı kandidatörü için önemli bir girişimdi. İleriki günlerde ise İslam Fedaileri Topluluğu da bu halkaya katıldığını açıklayacaktı ve Beni Sadr giderek popüler bir aday oluyordu. Bu popüler aday karşısında Seyyit Ahmet Medeni, Hasan Habibi, Daryuş Feruher, Sadık Tebatebai, Kazım Sami gibi isimler vardı. Her biri güçlü bir cumhurbaşkanı adayıydı ama en popüler aday hiç şüphesiz Beni Sadr’dı. Çünkü her kesime hitap eden bir adaydı ve kendisini destekleyen gruplar arasında modernizmi gaye edinenlerin yanı sıra molla cenahından da ciddi bir destek vardı. Gazetelerde de adaylar arasında tatlı bir çekişmenin başladığı belli oluyordu ve kandidatörlere olan destekler de vazıen izah ediliyordu. Desteğini aşikar olarak belirten olduğu gibi lehlerine çekilen adaylar da oluyordu; Sadık Helhali de Beni Sadr lehine adaylıktan çekilmişti. Ama bu tatlı çekişmeler hep öyle devam etmedi tabii. İlk tiz bir tavır ve eleştiri popüler adaydan gelmişti velayet-i fakih hakkında. İran İslam İnkılabı’nın mihverini oluşturan velayet-i fakih kırmızı bir çizgiydi ve kalukilda (günlük konuşmada) dikkat edilmesi gereken bir konu(y)du/r. Bir tarafta Beni Sadr tarafından inkılap mihveri hakkında muğlak ifadeler kullanılırken diğer tarafta ise bu ifadelerden dolayı mollalar Farsi’yi desteklemeye başladılar. Bu destek, perde arkasından sahneye taşınmıştı ve bu yönde konuşmalar yapılıyordu. Ama Farsi’nin İran asıllı olmadığıyla ilgili çıkan haberler, onu adaylıktan çekilmeye zorlamıştı. Bu, Beni Sadr için bulunmaz bir nimetti. Daha seçimler olmamışken Beni Sadr’ı destekleyenler kendisine İran İslam Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olarak bakıyorlardı.
Popülist aday seçim çalışmalarına hiç ara vermeden devam ederken, İslam Cumhuriyeti Partisi kendisine yeni rakip çıkarıyordu ve mezkur parti istifa eden Farsi yerine Hasan Habibi‘yi cumhurbaşkanı adayı olarak tanıtmıştı. Ne kadar başarılı olacağı ise meçhuldu. Bir tarafta bunlar olurken diğer tarafta ise seçimlere az bir süre kala Beni Sadr hakkında gazetelerde olumsuz haberler çıkmaya başlamıştı. Onun hakkında çıkan olumsuz haberler kazanmasına engel olmadı aksine %76,5 gibi yüksek bir oranla İran İslam Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı oldu.
Diğer adayların Oy Oranı:
Ahmet Medeni: % 15,9
Hasan Habibi: % 4,8
Daryuş Feruher: % 0,9
Sadık Tebatabi: % 0,8
Kazım Sami: % 0,6
Sadık Kutupzade:0,3

İran’nın 2. Cumhurbaşkanı Muhammed Ali Recayi:

Beni Sadr, Ayetullah İmam Humeyni tarafından azledilince yeniden seçim çalışmaları başlamıştı. Peki ama neden? Nereye gitti demokrasi? Halbuki ilk seçimlerin ardından bir buçuk yıl bile geçmiş değildi. Neden seçilen bir cumhurbaşkanı azledildi demokrasi ülkesinde? Neden? Ey demokrasi sen hiç olmadın. Biz insanların yarattığı bir kelimeden başka bir şey değilsin zaten. Kendini bir daha tahakkuk ediyordun İran İslam Cumhuriyeti’nde. Bundan dolayı inkılapla birlikte İran halkı “İslam” ve “Cumhuriyet”le hep bir sıkıntı yaşayacağı şimdiden belli oluyordu. Demokrasi ve insan hakları deyip başa gelenlerin mutezat davranışları artık bizim için acayip olmamalı. Belki de ademiyet buna müstehaktır. Biraz yersiz görünse de yine de ifade edeyim; “mümin bir delikten iki kere ısırılmaz”. Ya mümin değilsin ya da zekan çalışmıyor ey insan! İran halkı demokrasi sözlerine kanmıştı ama işler daha sonra pek de göründüğü gibi ilerlemeyecekti. Bir hiç uğruna binlerce insan öldü. Ey Beni Sadr sen azledildin ama bu yolda sen, son olmayacaktın ve daha niceleri baskıyla azledilecekti bir hiç uğruna, menfaat uğruna. Umulur ki bu düzen bir gün yerle bir olup tarihin karanlık dehlizlerinde hak ettiği yeri bulur ve bir daha da insanlığın karşısına çıkmaz. “Ne yaptıysa Muhammed Ali Recayi yaptı” deyip bütün suçu adamcağıza yüklemenin de bir anlamı yok. Ama en başta da Beni Sadr’la arası kötü değil miydi?
Recayi, İran İslam Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı unvanına sahipti. Bu bile bir avantajtı kendisi için. Doğrudan halkın seçmediği bir başbakan idi o. Bu arada Beni Sadr’ın batıya casusluk faaliyetlerinden dolayı azledildiğinin dedikodusu günümüzde bile bazı mahfillerce dile getirilir. Beni Sadr, bunları duyup kahrolmaktansa ve daha önemlisi olası bir idam cezasına mahkum edilip idam edilmektense Fransa’ya kaçmayı tercih etti.
Değerli eski İran Cumhurbaşkanının Fransa’ya kaçmasından sonra hızla seçim çalışmalarına başlanıldı ve Humeyni Hazretleri’nin yine bir ikazı vardı; mollalar aday olmasın. Hiç kimsenin Humeyni’ye hayır diyeceği yoktu. Herkes “çeşm” deyip bunu evetle ispatladı; bu molla alemidir ve asla şakaya gelmez. Kehrizek Hadisesi buna güzel bir örnektir. Maalesef geçen yıl olmaması gereken idamlar olduğunu da bizzat bazı mollalar tarafından dile getirilmişti. Sistemin tek’te olduğu ülkelerde muhakkak bu tür havadis de kaçınılmaz oluyor. Çünkü hep böyle olmuştur ve tecrübeyle de sabittir ey nadanan! “Efendim sizin oğlunuzu idam etmiştik ya işte o olayda oğlunuzun bir suçu yokmuş”u yıllar sonra dedirtedecek sistemlerdir vahidlik.
Seçimlerde Hamenei Bey’in de aday olması bekleniyordu ki Humeyni Bey buna karşı çıkmış ve hemen geri adım atılmıştı ve zaten herkes yerini bilmeliydi. Bu seçim için 41 biri kişi başvuruda bulunmuştu ama sadece 4 kişinin adaylığı kabul edilmişti. Belki bu rakam size çok gelmiş olabilir. 41 kişi pek de o kadar yüksek bir rakam değildi. İlk seçimde 200’den fazla kişi başvuru yapmış ama sadece birkaç kişi kabul edilmişti. Adaylar; Muhammet Ali Recayi, Seyyit Ali Ekber Pervereş, Habibullah Askerevladi, Abbas Şeybani idi. Adaylar arasında en güçlü Recayi’ydi. “Recayi’nin ciddi bir rakibi yoktu ve zaten adayların hepsi de aynı gruptandılar. Bunun için birbirlerine rakip değillerdi ciddi anlamda.” Bu sözleri Haşimi Rafsancani‘nin hatıralarından okuyoruz. Böyle bir seçim ortamı mevcuttu demokrasi ülkesinde. 1981’de yapılan seçimde Recayi oyların %87’sini alarak başbakanlıktan cumhurbaşkanlığına terfi etti. Fakat görevini bir ay bile yapamamıştı.

Bir Cevap Yazın

  1. Geri bildirim: İran Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Üzerine – 2 | Koza Düşünce