İnşaat Sektörü Ne Kadar Sürdürülebilir?

 

Türkiye’nin son dönemi, inşaat sektörünün büyümesi ile geçmekte. Ekonomimizin lokomotifi olarak adlandırılan sektörün yarattığı bolluk, ölü bir yatırım olması gibi ayrıntılar da ele alınınca, daha ne kadar büyüyeceği ve yakın gelecekte ekonomiyi nasıl etkileyeceği önemli bir soru haline geliyor.

 

İnsaat sektörünün verilerine bakalım: GSYİH’nin %6’lık bölümünü oluşturan sektör, gayrımenkul ve kiralama sektörü ile birleşince, payı %10’u geçmekte[1]. Kısacası konut, işyeri vs alanlardaki üretim, ‘ekonominin lokomotifi’ sıfatını hak ediyor. Ayrıca sektörün büyüme rakamları da ilgi çekici. 2013’ün ikinci çeyreğinde %7.6 altı büyüyen sektör, Türkiye çapında başlatılan kentsel dönüşüm projeleriyle birlikte daha da büyümekte. Sektörden ‘evine ekmek götüren insan’ sayısı ise 3 milyonun üzerinde[2]. Sektörün Avrupa’da ise küçülmekte olduğunu hemen belirtelim.

 

GYODER’in 2012 yılını değerlendirdiği raporunda ise 1 milyon civarı satılamamış konut olduğu bilgisi verilmekte. Bu sayının 2013 yılı içinde fazla oynamayacağı tahmin ediliyor. Ayrıca lüks konutlarda da ciddi bir stok fazlası var. Bu durum öncelikle firmaların ciddi stok maliyetleri üstlenmesine yol açıyor. Zaten ölü bir yatırım olan inşaat sektörü bu stoklamalarla sıcak para akışını da bir oranda öldürüyor.

 

Son dönemde özellikle İstanbul merkezli tartıştığımız yüksek yapılar nedeniyle silüetin bozulması meselesi de bu konuda nerelere geldiğimizi gösteriyor. Konut alanında o kadar aç firmalarımız var ki, imar izinleri için çalınmadık kapı bırakmıyor, silüet milüet dinlemiyorlar. Bu vahşi sektörün, ‘ülkeyi betona çevirdiler.’ Serzenişine maruz kalması ise oldukça hak verilesi. 2013’ün ilk dokuz ayında 120 milyon metrekarelik yapı ruhsatı verilmiş. Türkiye’deki toplam yapı ruhsatı verilen alanın istatiklerine ise ne yazık ki ulaşamadım. Türkiye’de istatistik alanında oldukça sıkıntılı ne yazık ki. Yine de Türkiye’de 10 milyonun üzerinde konutun ruhsatsız olduğu bilgisine ulaştım. Bu durum, özellikle AB uyum yasaları çerçevesinde giderilmeye çalışılıyor. Devasa kentsel dönüşüm projeleri de bunun göstergesi. Peki, bu kadar önemli ve büyük bir sektörün sürdürülebilirlik açısından nasıl bir konumu var?

 

Öncelikle, şehirlerin birer beton yığınına dönüştüğünün herkes farkında. Üstüne üstlük bu yığın plansız, düzensiz bir yerleşime sahip. Bu durum ciddi bir çevre kirliliği de yaratıyor. Ses, gürültü gibi etkenler de cabası. Örneğin; İstanbul’un üzerinde uçan bir helikopterden, uçaktan vb. çekilmiş videolar bulursanız izleyin, hatta burada bir tanesinin linkini paylaşmak istiyorum:

Bu tarz videoları dünyanın diğer metropolleri için de bulabilirsiniz. Görüntülerde evet, gerçekten büyüleyici bir manzara var. Ama dikkat çekmek istediğim nokta, videonun başında, Anadolu yakasının uzak noktalarının bile orman içindeki villalarla dolmuş olduğu. Zaten oradan itibaren Atatürk Hava Alanı’na kadar boş bir nokta kalmamış. Bu durum, konut sektörünün boş alan anlamında tıkanacağının da göstergesi. Eğer tıkanmayacaksa, ormanların kesilmesi gerek. Eğer kalan ormanları da imara açmayacaksak, inşaat sektörü; eski binaların yıkılıp yerine yenilerinin yapılması ya da büyük kentsel dönüşüm projelerinin oluşturacağı çembere tıkılı kalmak zorunda. Beton yığını haline gelen şehirler, sağlık açısından ciddi tehditler barındırıyor. İnşaat zaten başlı başına tozu, dumanı beraberinde getiriyor. Bunun dışında yoğun nüfusların dar alanlara sıkışması bakteri yayılımını tetikliyor. Gürültüyü artırıyor. Havanın dolaşımını kısıtlıyor. Ayrıca çocukların oyun alanlarının kalmaması da başka bir sorun.

 

Peki önüne gelen her toprağı inşaat alanına çeviren bu acımasız sektör daha nereye kadar devam edecek? Bu sektörün acilen frenlenmesi gerekiyor. Ancak bu noktada karşımıza başka bir sorun çıkıyor. Sektörün ülke ekonomisi içinde ciddi bir payı var. Bu pay, özellikle 2023, dünya ihracat payının yüzde %3’üne sahip olma, GSYH’de dünyanın ilk on ülkesine girme gibi hedeflerde kilit role sahip. Bu açıdan bakıldığında biraz da ironik olarak; ne kadar beton o kadar büyük ekonomi! gibi bir sonuç da çıkarılabilir.

 

İnşaat sektöründeki artışı düzenleyen yeni bir yasa, 2014 itibariyle yürürlüğe kondu. Artık, konut kredileri, satın alınacak evin değerinin %75’ini geçemeyecek. Aynı şekilde, ipotek ettirilecek başka bir gayrımenkulun değerinin %75’i kadar kredi verilebilecek. Bu yasayla birlikte konut alımının açıkça sınırlandırıldığını görüyoruz. Peki bu sınırlama, arza etki edecek mi? Bunu zaman gösterecek.

 

Kentsel Dönüşüm

 

İnşaat sektörünün; ortaya çıkabilecek bütün mağduriyetlerin önlenmesi koşuluyla kentsel dönüşüme yönlendirilmesi gerek. Yeni alanların yapı ruhsatı almasıyla şehir dışına taşınan nüfus, bir anlamda modern dönemin ilk evrelerindeki gibi farklı sınıfların, şehrin farklı noktalarında ikamet etmesini aklıma getiriyor. Toplumumuz zaten yeterince birbiriyle iletişimi olmayan gruptan oluşuyor. Toplumsal barış ve empati için, her kesimin kaynaştırılması elzem. Farklı sosyo-ekonomik grupları ayrıştırdıkça, onların aralarındaki iletişimi kopardıkça, toplumsal barışı sağlamamız da mümkün görünmüyor. Bu anlamda inşaat sektörünün de bu ‘ulvi’ amaç için yönlendirilmesi gerek. Yukarıda da belirttiğim gibi mevcut 10 milyon ruhsatsız konutun yenilenmesi gerek. Ancak altını çizerek tekrar ediyorum ki; ortaya çıkabilecek tüm mağduriyetlerin tamamen giderilmesi gerek. Zaten ruhsatı bulunmayan milyonlarca insan, kentsel dönüşüm nedeniyle mağdur ediliyor. Bu sorunun önlenmesi gerek. Bu insanlara yeni yapılacak evleri bedava dağıtabilirsiniz, yalnızca maliyetleri isteyebilirsiniz, işgal etmekte olduğu arsanın değerini çıkarıp kalan parayı alabilir/verebilirsiniz, illa kar da isteniyorsa bu insanları bir işe girdirebilirsiniz. Ancak bu yöntemlerin hiç biri yapılmayarak insanlar adeta evlerinden kovuluyor. Bu can alıcı soruna devletin mutlaka el atması gerekiyor. Ancak ne yazık ki, söz konusu mağduriyetlerin oluşmasında devletin payı büyük. İnsanların bu durumda yapabilecekleri pek bir şey de yok. Elleri kolları bağlanıyor. Yıllarca sonuçlanmayan davalarla uğraşıp duruyorlar. Kentsel dönüşüm mağdurlarının sesini duymak, her insanın görevi. Barınma hakkı, insanın temel ihtiyaçlarından birisidir. Bu hakkın, alınıp satılan bir metaya dönüştürülmemesi gerekir.

 

Kentsel dönüşüm süreçlerinde, hukukun yetersizliği ön plana çıkmakta. Konuyla ilgili anayasal düzenlemeler ucu açık ve mağdurları korumaya yönelik değil. Ayrıca müteahhitlerin kentsel dönüşüm alanlarında usülsüzlük yaptığı durumlara da sıkça rastlanmakta. Ve tabi, kamulaştırmalarda da ciddi sıkıntılar görülmekte[3]. Bu anlamda kentsel dönüşüm mağdurlarının seslerini duymak, onlarla birlikte bu haksızlıklara karşı mücadele etmek gerekiyor.

 

İnşaat sektörünün yarattığı çevre tahribatının telafi edilemez yanları bir tarafa, sektörün ekonomideki payının yerine ne konulabileceği büyük bir soru işareti. Kaldı ki kısa ya da uzun vadede bu sektörün daraltılmasına yönelik -konut alımı dışında- hiç bir çalışma bulunmuyor. Bu anlamda önümüzde yıllarda da beton yapıların her yeri kaplamaya devam edeceğini söylemek mümkün. Üzerine daha fazla düşünülmesi, gündeme getirilmesi ve çözüm önerileri bulunması gerekiyor.

 

Kaynakça

 

[1] http://www.mahfiegilmez.com/2013/09/gsyh-ve-buyume-hesaplamalar-turkiye.html

[2] http://emlakkulisi.com/guncel/insaat-sektoru-buyume-rakamlari/76283

[3] http://www.kentseldonusumdernegi.com/haberler.html?Kentsel+D%C3%B6n%C3%BC%C5%9F%C3%BCm+Hakk%C4%B1nda+R%C3%B6portaj&id=31

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet