İlk Kitap Söyleşileri: Örsan Gürkan / “Kimlik No Yaması”

Örsan Gürkan’ın 2018 Kasım’ında Kaos Çocuk Parkı’ndan çıkan “Kimlik No Yaması” adlı ilk şiir kitabı

 

 

 

Söyleşen: Esra Sağlık

*Her şeyden önce Kimlik No Yaması’nın farklı bir ilk sözle başladığını belirtmek isterim. Orada da belirttiğin gibi alıntılara yaslanmadan yazdığın bu yazının etkileyici olduğunu söyleyebilirim. Şiirini anlatırken aslında şiirin de ne olduğunu anlatmaya çalışmışsın. Sevgisiz bu çağa bir direnme ya da gücünüzün yetmediklerine bir saldırıdır şiir demişsin. Öyle ki işi biraz daha ileri götürüp “vicdan” sözcüğüyle karşılamışsın şiiri. Sormak istiyorum şiirin insandan ve hayattan kopuk ya da uzak olmadığını anlatmak, elimizde kalan tek silahın şiir olduğunu vurgulamak için mi yazdın bu yazıyı?

Bir şairin şiiri üstüne yazı yazması, söz söylemesi gerektiğine inanıyorum. Dosyamı oluşturup yayınevine gönderdiğimde bana dosya hakkında bir yazıyı bir prensip olarak dosyaya koyduklarını söylemişlerdi. Başka birinden almak istemedim çünkü tanıtıcı nitelikte kalacaktı. Kendim şiirim üstüne daha önce yazmıştım elbette. Dosyayı ve şiir üzerine yazdığım yazıları defalarca okuduktan sonra değerlendirdim ve benim şiir görüşlerim çerçevesinde bu yazı ortaya çıktı. Açıkçası ara ara sadece bu giriş yazısını okumak bana iyi geliyor. Yazım dili ve ilham kaynağı da şiire benzediğinden olsa gerek beni yazmaya, umut etmeye, okumaya götürüyor. İsmet Özel’in ‘Yaşamak Umrumdadır’ şiirini Ataol Behramoğlu’nun ‘Bir Gün Mutlaka’ şiirini okuyunca da benzer duygularla doluyorum. ‘Şiir umrumdadır’ ancak şiir asla ulaşılmaz ve bir put niteliğinde değildir benim için. Yazının da genel havası bu yönde. Şiiri umursuyorsanız o sizin için birçok anlamla birlikte geliyor: diğer insanlar, sevgi, vicdan, direnme, öfke… Hepsi umrumdadır.

* Pazartesi, Perşembe ve Pazar şiirlerinde çalışarak robotlaşan insanları, şehrin gürültüsünü ve donukluğunu, işçiyi, memuru anlatmışsın kendi şiir anlayışınla. Anlık kareler ve donmuş sahneler yakaladım. Adeta kısa film tadı buldum. Buradan yola çıkarak sormak istiyorum. Sendeki imgeye sinema aşkın da bulaştı mı?

Sinema ilgimi geliştirme gayretindeyim. Hayli yeniyim aslında bu konuda. Sinemayı şiire benzetirim. Şiirin daha sezgisel bir yaklaşımı vardır. Sinema görüntüleri, şiir sözcükleri kullanıyor, ikisinin benzer imge kapısına yaslanması beni heyecanlandırıyor. Sinemanın somutlama amacıyla kullandığı öğeleri şiire yerleştirmeyi seviyorum, Türk şiirinde bunun en güzel örnekleri Attila İlhan’dadır bana kalırsa. Attila İlhan biraz daha ileri giderek senaryonun ve çekimin özelliklerini, kurguyu, montajı, sahneleme tekniklerini ve en önemlisi hareket öğesini şiire yerleştirmeyi iyi biliyor. Hatta bazı şiirlerinde bir film türü itibariyle bu seçimleri yaptığını biliyoruz. Bir gün yolculuk yaparken ansızın fark ettiğin, aklına takılan şeyler olur. Binlerce ev geçersin, gecedir ışıklıdır. O an ne kadar çok insanın yaşadığının ve birbirinden habersiz neler yaptığını düşünmeye başlarsın. Burada bu evlerde kimler ne yerler ne içerler? İnsan bazen bir yerlerde diğer insanların yaşadığını unutuyor. Onların dertlerini sevinçlerini, acılarını, tıpkı kendisininki gibi bir yaşama telaşının içinde olduğunu unutuyor. Biz şiir yazarken birileri okuyor, ders çalışıyor, sohbet ediyor, ölüyor, doğuyor, çalışıyor, ağlıyor, top oynuyor. Hepsi tek bir anda olup durmadan devam eden süreçler. Bu beni hep etkilemiştir. Hepsiyle bir anda iletişime geçmek isteği duyduğum olmuştur. Onlarla iletişimimi şiirle sağlıyorum. Tek tek sahneler göstererek onların yaşamına ortak olmaya çalışmak da buna dâhil. Bahsettiğin şiirde de aynı tat var. Bu yerinde tespitin için teşekkür ediyorum.

*Kitabı bitirdiğimde seni zihnimde elleri ceplerinde sokakları dolaşan, konuşmaktan daha çok düşünen, varoluşu sorgulayan bir adam olarak betimledim. Şiirini de bu düşünsel eylemin beslediği kanısındayım. Öyle ki bazı dizelerin bir hançer darbesi gibi tek hamlede muazzam etki bırakıyor. “bayrağım göğsümden girdi / sırtımdan çıktı”    “unuttum da yazdım/ unutmadan hatırlayamazdım” bu örnekleri çoğaltabilirim.  Şiirindeki bu özelliğin lirizminin önünde bir engel olarak görüyor musun?

Lirizm son zamanların tartışma konusu ve derin bir alan. Açıkçası tam hakim olmadığım bir konuda sadece görüşlerimi iletmekle yetinmek zorundayım. Günümüz şiirinde lirizmden kopmaya çalışanların da tekrar lirik tonları denediklerini gördüm. Salah Birsel “lirik şiir” tanımına karşıdır, “Şiirin İlkeleri “ adlı kitabında bahseder. Şiirin zaten lirik olduğunu söyler. Ben de lirizmin şiirden çıkarılırsa -bu mümkünse- şiirin şiirliğinden taviz vereceği kanısındayım. Ancak lirizmden kopuk olduğu iddiasındaki şiirler de zaman zaman dikkatimi çekmekte. Lirizm meselesinde asıl tartışılması gereken konu ise lirizmi yorumlamaktır bana kalırsa. Lirizm İkinci Yeniciler’in anlayışıyla mı kurulmalı yoksa başka bir yolu olabilir mi? Sanki İkinci Yeniciler’deki gibi kullanmadığımızda lirik olmuyoruz gibi düşünülüyor. Şiirlerimde bu anlayışı kırmaya çalıştım. Lirizme evet; ancak nasıl bir lirizm, içine ironi tohumları ekilebilir mi? Ya da arabesk değil ama abartısız gerçek bir duygu olarak şiirde ortaya çıkan lirizm mi? İronik unsurlardan, lirik unsurlardan ziyade epik unsurlar da olabilir elbette. Anlatıma güç kattığı ve yeni bir tonda yorumlandığı sürece sorun görmüyorum. Şiirlerimde farklı bir ton düşünmekte ve uygulamaktayım. Başarırsam ne mutlu bana.

*”Kimlik No Yaması” senin ilk kitabın.   Ben kitap boyunca bir kimliğin ortaya konuşunu, bir iç hesaplaşmayı, bir “alın avcunuza koyduğum kalbimdir”i hissettim. Kendi kişisel tarihine not düştüğünü söyleyerek sormak istiyorum. Neden ilk kitap telaşı hissedilmiyor bu kitapta?

Kitap için uzun süre bekledim. Birçok farklı konu ortaya atılabilir bunun hakkında. Ancak temelde tematik bir dosyaya ulaşmak ve şiir dili bütünlüğü gözeterek “yeni şiirler”e yola açan bir yapıydı göstermek istediğim. Uzun sürdü, başardığımı düşünüyorum. İkinci dosyam da hazır. Bu dosyada çok daha farklı şiirler bekliyor bizi. Bir önceki soruda sorduğun lirizmin yanıtını umarım şiirlerim içinde daha net ortaya koyacağım. Düz yazılarımın da hep şiirime doğru yol açmasını istiyorum. Kaldı ki önsöz olarak yazılan yazının düşüncesini şiirlerimde de bulabilirsiniz. Kitap şiirlerin gelişi güzel birlikteliği olmamalı. Denir ya bir derdi olmalı. Ben de bunu gözetmeye çalıştım. “Toplu şiir” anlayışına da karşıyım. Şiir kitabı kendi içinde bir dil, duygu, düşünce bütünlüğü yakalamalıdır. En azından bir “aura” oluşturmalıdır. Bu kitabımdaki şiirlerimin en yenisi 3-4 yıllık ancak hâlâ benim sahiplendiğim şiirler. Aksi halde yayımlamazdım. İkinci dosya bize bir yumruk atıp ilk kitaptaki dili duyguyu ve düşünceyi parçalayabilir. Bunda hiçbir sorun görmüyorum. Şairlerin de tek tek kitaplarını değerlendiriyorum bu yüzden. Edip Cansever başka türlü anlaşılamaz örneğin.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet