Yılmaz Güney’den: Endişe – 1974

1077_3

 

1974 yılında gösterime giren, 1975 Altın Portakal Film Festival’inde 5 ödül birden alan ancak günümüzde pek göz önünde olmayan bir Yılmaz Güney filmi; Endişe. 1985 yılında aramızdan ayrılan Erkan Yücelle Yılmaz Güney’i buluşturan Endişe filmi; hem dönemin sınıfsal çelişkilerine hem de toplumsal dinamiklerine ışık tutuyor.

Cevher (Erkan Yücel) üzerinden, bölge insanının hayatını kuşatan kan davasını da töreyi de olduğu gibi görüyoruz. Cevher’in çaresizliği ve öfkesi; bireyleri aşan ve toplumsal yapıya sirayet eden geleneklerin kendini nasıl var etmeye devam ettiğini anlatıyor bize. Törenin, çocuk evliliğinin, eğitimsizliğin, cahilliğin bg. eskiye nazaran azalsa da bugün hala var olduğunu ve toplumsal yaşamımızda yer aldığını hesaba katarsak, Endişe bize oldukça önemli veriler sunuyor. Töre’nin; hayatla edilen bir kavga olduğunu düşünürsek, bu kavganın dinamiklerini anlamak adına izlenmesi gereken bir film duruyor karşımızda.

Çukurova’nın tarım işçiliği geçmişten günümüze sancılı olmuştur. Dün pamuk, bugün başka mahsüller ekilse de tarım işçisinin derdi hep aynı kalmıştır: Ekmek. Yılmaz Güney deyince akla gelen ilk şey olan ’emek’ Endişe filminde de yine yaşamı belirleyen bir rolde; yani yerli yerine oturtulmuş vaziyette. Çukurova’nın ağaları modernleşse de sömürünün aynen devam ettiğini görüyoruz. Pahalı arabalar ve fiyakalı gömlekler; sömürüyü gizlemeye yetmiyor. Çukurova’nın, emekçilerin bunca dökülen alın teriyle bu kadar bereketlendiğini de bir kez daha görüyoruz bu filmde. Ne kadar cahil de olsalar, emekleri için mücadele etmenin bilincine varabiliyor insanlar. Fakültede tahsil yapmasalar da, törenin pençesinde olsalar da, mevsimlik tarım işçiliğinin hala büyük bir sorun olduğu ülkemizde; işçilerin hak aramalarının mümkün oluşuna da parmak basıyor filmimiz bir yandan.

‘Cahil işçilerin’ hak arayabildiğini gören ‘sol entelijansiyamız’ bu filmi beğenmeyebilir ama Anadolu’yu bilen, Çukurova toprağının alın teriyle sulanmış toprağını gözünde canlandırabilen, pamuk tarlalarının sıcağında o zor işçiliği imgeleyebilen insanlar için son derece tanıdık, son derece bizden bir film; Endişe.

Yılmaz Güney’in sinema anlayışının, hayat anlayışından bir farkı yok. Para kazanmak için inanmadığı işlere imza atmayan, herhangi bir güç karşısında da başını eğmeyen Yılmaz Güney’in; sinema anlayışını da yaşadığımız dünyanın sınıfsal ve toplumsal koşullarına göre belirlediğini görüyoruz. Ağaların, sömürünün karşısında olan Güney, aynı zamanda emekçi kitlelerin feodal düzenden beri gelen bir takım sosyal yanlışlarını, geleneklerimizde değişmesi gereken noktaları da eleştirel bir bakışla önümüze koyuyor. Ağanın karşısında, emekçilerin yanında dururken, bir takım çevreleri pohpohlamak yerine sorunları tümüyle yansıtabilmeyi ve toplumda iyiye doğru gerçekleşecek bir devinime katkı sunmak istediğini anlıyoruz. Cevher üzerinden şekillenen geleneksel alışkanlıkların da es geçilmemiş oluşu; Yılmaz Güney’in çok yönlü sinema anlayışını da bir kez daha kanıtlıyor. Salt iyinin ve salt kötünün olmadığı bir dünyada, herhangi bir zümrenin güzellemesini -yalakalığını- yapmak ve o kanaldan beslenmek -geçinmek- herhalde kolay olan olurdu. Ancak Yılmaz Güney’in seçtiği yol; engebeli, dolambaçlı ve sarp olan.

Endişe filmi; üzerine uzun sohbetler edilebilecek Güney Sineması’nın değerleri parçalarından biri olarak olduğu yerde duruyor. Endişe’yi durduğu yerden alın ve beslenin. İyi seyirler.

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet