Düşüncenin Yapısökümü

 

Popüler kültürümüzün belki de yüz aklarından birisi olarak öne çıkan V for Vendetta filminde, ana karakter V, hepimizin aşina olduğu o etkileyici – ve bir o kadar demagojik içerikli – “düşünceler kurşun geçirmez” sözüyle, her “reformist/revizyonist” karakter gibi, düşüncenin gücüne vurgu yapmaktaydı. Bugün düşüncenin; uzun süren evrimsel süreçlerin, yapısal ve eğilimsel yayılımların ve bunlara benzeyen tüm sosyal süreçlerin neticesinde, “kurşuna rağmen, duvara rağmen” Dünya’yı değiştir(ebil)diğini görebiliyoruz. Fakat düşüncelerin, yaygın kanının aksine sadece Dünya’yı değiştirmek yada sistemleri yerinden etmek gibi, belirli radikal fonksiyonları yoktur. Tüm bu fonksiyonlara muktedir olmakla beraber düşünce, “Ben kim oluyorum da gerçeğin kendi tekelimde olduğunu sanıyorum?” (Aslı Erdoğan) diye kendine soran insanın, tarihselden, evrensele – ya da evrensel sanılana – olan “hasret dolu” yolculuğunda yegane başlangıç noktasıdır.

 

Deleuze ve Guattari’nin bahsetmiş olduğu “…ve nasıl olur da düşünce, ona sırt çevirdiğinde, doğrunun kendisi de ona sırt çevirmez?” sorgulamasını da hep gözümüzün önünde tutmamız gerekiyor. Düşünce, bitmek bilmeyecek olan anlama arayışımızda, bizim için var olan kuvvetli bir gereksinimdir. Bu betimlemeyle, aslında düşüncenin her şeye müdahil olabilecek kuvvetli bir edim olmasının yanı sıra, insanın kendisine dair en “öz” varlıklarının da sorgulanması ve eleştirel alanda değerlendirilmesi açısından da önemini görebiliyoruz. Düşünce; Scheler’in insan için ortaya koyduğu “Hudutsuz bir şekilde açılmış X” tanımında açıkladığı haliyle, bu hudutsuz evrende hem hudutsuzluğunu muhafaza etmesine hem de hudutlar inşa edebilmesine neden olabilmektedir. Düşünce doğası gereği farklı şekillerde ve farklı meziyetlerde var olan belirleyici bir noktadır. Ancak düşüncenin, kendi misyonunu gerçekleştirebilmesi için, potansiyelini harekete geçirebilmesi için, varlık sahnesinde bulunduğu müddetçe, devinmesi, aksiyonel olarak varlığını sürdürebilmesi gerekmektedir. Bu yüzden sadece düşünceyi üretmiş olmak, düşüncenin en maksimal ve hatta en minimal fonksiyonlarını gerçekleştirebilmesi için kafi değildir. Bugün, sistemlerin çöküşünden ya da yıkılışından bahsederken, bu olayların temelinde, insan ve değişen düşünce kavramının belirleyici etmen olarak konumlandığını görmemiz, düşüncenin, değiştirici mekanizmasının olduğunu da kanıtlar.

 

Düşüncenin statükolar veya dogmalar üzerinde ki tehtidi, yalnızca bir devinim haline gelip, gücünü hisssetirebildiğinde yarar sağlar. Düşüncenin devinimi ise sadece tek bir insanın, düşünceyi sürekli kendi içinde tartışmasıyla olabilecek bir şey değildir. Bu kesinlikle düşüncenin doğasına açık bir ihanet olur. Düşünce; dimağında var olduğu insanın yapabilirliğinin ötesinde gelişmesi için, başka zihinlerde de tartışılmalı ve anti-tezleriyle yüzleştirilmelidir. Düşünce, olumlu ya da olumsuz reaksiyonların tümünden “olumlu” olarak etkilenme kapasitesine alenen sahiptir, çünkü düşünce amaçladığı “çözüm” veya “yapı-çözüm” için metod belirlerken, eğer bir darbe alırsa, yaralarını daha iyi argümanlarla yamayacaktır. Yapısalcı yazarların kurama ve kuramın yapısına itiraz ederken belirtmiş olduğu “Düşünceyi; değişmeyen, erimeyen ve karşıtından etkilenmeyen teorik kalıplara sıkıştırmak, düşünceye karşı yapılmış anlamsız bir harekettir.” iddiası bu noktada haklıdır. Bu ifade, anlatmış olduğumuz doğal ve gerekli düşünce portresinin zıt halinin nelere neden olduğunu gösterir. Nasıl ki kalıpların içine sıkıştırılmış olan, kendini korumaya kurgulu tüm teoriler, bir zaman sonra çökmenin eşiğine geliyorlarsa, devinime ve karşıtına da maruz bırakılmayan her düşünce, ya kaybolacaktır, ya da düşüncenin doğasına yabancılaşarak kendinden başka bir olguya dönüşecektir.

 

Fildişi kulesinden dışarıyı izleyen hiçbir düşünce, pratiklerin veya süreçlerin kaygan zemininde hayat bulamayacaktır. Bu sebeple, düşüncenin işlevsel anlamda sürekliliği için devinimi mecburidir. Fakat bu devinim yalnızca, düşünceyi karşıtıyla savaştırmaktan ibaret olamaz. Düşünce, elbette savaşacaktır fakat aynı zamanda düşünce, daha fazla hayat bulabilmek için, teorisyenden ve yazardan sonra da yaşayabilmek için, iletilmek zorundadır. Düşünce, böylelikle sadece teorisyeninin aklında kaldığı kadarıyla, ya da inşa ettiği kadarıyla kalmayacak, yeni düşünce arazilerinde yeniden hayat bulacaktır. Fakat, düşüncenin farklı zihinlerde aynı şekilde kalmasını istemek, düşünceyi yalnızca bir “tektipleştirme metodu” olarak metamorfoza uğratır. Düşünce, insanın hudutsuzluğunu yıktığı anda, kendisinin de gelişim sınırlarını yıkar ve kendi öz-benliğini de sınırlandırmış olur. Bu yüzden düşünce sınırlı bir evrende değil, tekrar tekrar bozulup, inşa edilebileceği yerlerde bulunmalıdır. Düşüncenin inşası için, düşüncenin çözümlenmesi de önem arz eder, yapısının tahlili de düşüncenin anlaşılma ve gerçekleştirilme sürecinde yer kaplar. Bu şu demektir ki, düşüncenin kendisine dair tartışmaların anlam kazanabilmesi için, düşüncenin aynı zamanda kalabalıklar önünde iyice konuşulması, kalabalığın anlayabileceği şekilde yazılması ve gerekirse kalabalığın anlatabileceği kadar basit bir şekilde tanımlanabilmesi gerekmektedir. Sadece yüksek zümre için kurgulanmış anlatı, sadece varoşun kullandığı sert küfürler kadar değersizdir. Belirli bir sınıfa sıkıştırdığımız düşünce, tabakalar arasında geçişine izin verilmeyen fikir, kalemde ve söylemde yine hudutlu kalacaktır. “Yerinden etmek için” yapılandırılması gereken idea “yerine gelmek için oluşturulmuş” rantçı halini alacaktır. Düşünsel amnezinin (hafızanın bir bölümünün geçici kaybı) de çıkış noktası budur. Belirli bir hizip için kurgulanan düşünce hudutludur, düşünce olmaktan çıkmıştır ve kendisiyle ilgilenen kısma dahi yarar sağlayamayacak hale gelmiştir. Bu da kalabalığın her kesiminin düşünce ile arasına mesafe koymuş olmasına ve ideayı unutmasına neden olarak, toplu hafıza kayıplarına neden olmuştur. Açıkça ifade etmek gerekirse, çırılçıplak ve cesur bir tartışmadan uzak kalan düşünce, modern Marksizmin düştüğü kurumsal/kuramsal kavgaya sürüklenmeye mecburdur. Takdir edeceğimiz üzere, Marksizimin sınıfsal sınırlandırılması ve hatta üzerine yapılan reform düşüncelerini elinin tersiyle itmesi, günümüz Marksizminin düşünsel evrimini uzun süre durma noktasında bırakmıştır, ne zamanki Eagleton gibi filozofların müdahalesiyle, düşünceye dair mülksüzleştirme, Marksizme de sirayet edince, mevcut Marksizm yeniden evrilmeye başlamıştır. Oysa ki Bernstein’ı hain ilan eden Enternasyonal – Bouiliot’un ifade ettiği gibi – Berlin Duvarının yıkılışıyla ezilen sosyalist umutların ilk katiliydi.

 

Düşünce; verilen alıntıda da bahsedildiği üzere apaçık konuşulmaya, tartışılmaya muhtaçtır. Aydınlık bir ışık altında, kalabalık tarafından, çırılçıplak görülmeyen düşünce, farklı dimağlarda yeniden var olmayan düşünce, güçten kuvvetten düşecektir. Düşünce; üzerine geniş kitleler fikir beyan etmediği müddetçe aklın ışığında ısınamaz, güzelce gözlenemez. Tüm bunların sonucunda göz atmamız gereken şeyse düşüncenin gerçekleşmesidir. Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu filminde geçen “Benim kendime sakladığım düşüncem, en hareketli olanından yeğdir” iddiası, bu noktada yanlışlanmalıdır. Kimsenin kalmayacağına, herkesin izinin bir gün silineceğine kanaat getirmenin zor olmadığı dünyamızdan, düşünceyi bizimle birlikte götürmek; birbiriyle çaprazlanarak yeniden var olan düşünce yığınlarından, yeni bir üyesini esirgemek ve yaratıcısıyla birlikte kaybolmasına neden olmak demektir. Bu yüzden, bilen bildiğini anlatmak mecburiyetindedir. Bilen bildiğini, daha evvel ona bildirenlere ve ileride bilecek olanlara borçludur ki böylelikle düşünce, devamlılığını gerçekleştirebilir. Akabinde ise, düşüncenin gerçekleşebilmesi gerekir. Düşüncenin gerçekleşebilmesi, bir durum olarak ortaya çıkması değil, ortaya çıkışının ardından “sağlaması gerekeni sağlaması” veya “yıkması gerekeni yıkması” ile alakalıdır. Bunu yapabilmesi için de sürekli değişen koşullara rağmen, devamlı tekâmül ile, sürecin her bir noktasındaki ayrı durumlar için bile yeniden var olmalıdır. Bu ise düşüncenin, bir düşünce tekili olarak sabit kalmamasını zorunlu hale getirir, anlattığımız üzere, sürekli değişen düşüncenin tek başına bunu sonuna kadar sürdürebilmesi olanaklı değildir, bu yüzden, düşünceler mümkün olduğu kadar sert bir şeklide hedef alınmalıdır ki, neticede karşıtı da bir o kadar düşünce sistemimizde var olsun ve devamlı melezlenen düşünceler sayesinde, düşünce hep daha iyisine evrilsin.

 

Düşüncenin “top noktaya” ulaşabilmesi ve mutlak eleştirelliği ve yerinden edebilme fonksiyonunu elde edebilmesi için gerekli olan da budur. Ancak bu yolla sürekli değişen şartlara uygun, cesur ve kendini gerçekleştirebilme motivasyonuna sahip bir mekanizma inşa edilebilir. Total olarak baktığımız takdirde, düşünce, her açıdan mutlak gereksinime sahip olduğumuz, küçükten büyüğe tüm fonksiyonlarıyla mutlak mahiyette gerekli bir olgudur. Ancak düşünce sadece üretilmemeli, yenisini üretmek için tartışılmalı, sentezlenmeli, üzerine vurulmalı, çıplak ve korkusuzca hedef alınmalıdır. Düşünceyi kurama sıkıştırıp sınırlandırmaktan korumanın yegâne yolu budur. Düşüncenin hudutsuz evreninde sonsuz sayıda kombinasyonla çözüm üretmek varken, düşünce kalelerde gizlenmemelidir.

 

Günümüzde, Hegel’in “minerva baykuşu” kalabalıktan uzak kaldığı için, kalabalık fikirden uzaktır. Bugün düşünce; hazır kalıpları yerinden edebilmek ve daha çok var olabilmek için, daha çok kişiyle tanışmalı ve süreçleri, durumları mütalaa ederken de büyüyebileceği, gözlenebileceği ve tepinilebileceği ortamda olmalıdır. Düşünce; ister kişinin kendi içindeki, isterse sistemin özündeki farklılaşmaya öncülük etsin; serbest, cüretkar ve çevik olmalıdır. Düşüncenin, değiştirmeye ve anlatmaya yazgılı olduğunu bilirken, onu kendini korumaya programlı, çağa uyan değil, çağın kendisine uyacağını sanan teorilere bırakmaktan vazgeçmeliyiz. Minerva baykuşu, gerekirse cesurca kitlelerin içine dalmalı, fildişi kulesinde konaklayan her hazır kalıba karşı yeni bir kavganın müjdecisi olmalıdır. Aksi takdirde benzer düşünce yığınlarının tekerüründen yapılan, düşünceden dogmaya dönüşmüş sloganların gölgesinde, tüm sorunlarımıza rağmen, değişime hasret bir şekilde savrulmaya devam edeceğiz.

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet