Doksan Kuşağının Çocuklarından Zeki Ağabey’lerine Mektup

zeki-alasya.20150508112601

Uyandım. Uyku sersemi yataktan kalkmak için çabalarken kardeşim odaya girdi. Günaydın bile demeden “Zeynel amca ölmüş ağabey” dedi.. ‘Ölmüş’ kelimesi cümlenin bittiğini işaret ediyordu. Uyku henüz bedenimi terk etmediğinden rüya ile gerçek hummalı bir savaş halindeydi zihnimde. Kardeşimin kurduğu dört kelime lunaparktaki tren vagonları gibi birbirini itiyordu. Zeynel? Amca? Ölmüş? Ağabey? Zeynel isimli bir amcam mı vardı? Daha doğrusu benim amcam mı vardı? Olmayan amcam nasıl ölmüş? Zihnimde canlanan siyah beyaz bir film karesinde amcalarımın olduğunu hatırladım. Amcam vardı ama Zeynel kimdi? Bilinçaltımın kara deliklerine tura çıktım hemen. Üç beş saniye gezindim karanlık odalarda. Zeynel? Amca? Amcamı değilde başka bir şey buldum. Bilinçaltımdan ayrılıp yürüyen merdivene atladım hemen. Bilince yükselmek için. Elim boş değildi; küçük bir görüntü sıkıştırdım ceplerime. Zeynel.. Bekçi Zeynel amca.. Şimdi hatırladım. Demek Zeki Alasya ölmüş.

Zeynel Amcanın kim olduğunu ne ifade ettiğini anladığımda fırladım yataktan. Duvarlar, yarısı yere doğru uzanan yorgan, yatağımın başucunda asılı Fenerbahçe forması, salondan yankılanan televizyon gürültüsü, dağınık kitaplığım beni boğmaya başladı. Pencereye vuran yağmur damlacıkları beni çağırıyordu.. Hırkamı ve sigaramı alıp odadan çıktım. Kardeşim suskundu. Çünkü susma vaktiydi. Salona girdiğimde annem de günaydın demedi. Televizyondaki siyah ve büyük gözlüklü adamların cenaze konuşmalarını dinliyordu. ‘Bir yıldız daha kaydı’ ‘Büyük oyuncuydu. Değerini bilemedik’ ‘Sanat camiasının ve tüm Türk halkının başı sağolsun’ Gazete muhabirlerin beklediği yorumları dillendirmekten ötürü duyduğu gurur gözlüklerinden taşıyordu. Beklenen yorumları, beklenen yerde ve zamanda, beklenen gözlüklerle yapan beklenen insanlar… Hep düşünmüşümdür. Bu insanlar siyah ve kocaman gözlükleri bir şeyler saklamak için mi takıyor? Maskeler yetmiyor mu ki gözlüklere muhtaç kaldılar?
‘Çayını koyuyorum. Git elini yüzünü yıka kahvaltıya otur’ dedi annem. Annemin bu daveti rüyalar aleminden yeryüzüne inmem gerektiğini hatırlattı. ‘Dışarı çıkıyorum’ dediğimde engel olmak bir yana teşvik edici tavırlarla kararıma saygı duydu. ‘Dışarısı yağmurlu hırkanın fermuarını çek o zaman’
Apartman kapısını kapatıp yola koyuldum. Nereye gideceğimi bilmediğimi zannetsem de gayet iyi biliyordum. İnsan her yaptığının farkındaydı. Yapabileceği şeylerin kararını alıyordu. Belkide bu farkındalık zor geldiği için üretiliyor maskeler ve gözlükler.. Bugüne özel olarak oyun oynamayı bırakmıştı bilinçaltım. Bilincimi evde bırakmıştım. Sokağa fırlarken yanımda sadece hırkam, sigaram ve bilinçaltım vardı..Evimin arka bahçesinden orman yoluna saplanan patika yoldan yürümeye başladım. Ormandaki küçük parka gidiyorduk bilinçaltımla beraber. Bu gün o ne isterse o olacaktı. Olsun da.. Yolumun üzerinde okuldan çıkıp evlerine giden onlarca çocuk gördüm. Aralarına karıştım. Beslenme çantaları, suluklar, beyaz önlük yakaları, annesin elini bırakıp kaçmak isteyen erkek çocukları, ‘çocukların arasında bu adamın ne işi var’ tedirginliğiyle yüzümü süzen anneler.. Bir yandan çocuğunun elini sımsıkı sarıp bir yandan korkuyla beni kesen kadının bakışlarında ‘adam’ olduğumu hatırladım. Çocuk olduğumu sanmıştım bir an. Sanki dersi bitiren zil benim içinde çalmıştı. Okuldan çıkıp eve gidiyorduk kardeşimle. Annemin hazırladığı öğle yemeğini yerken televizyonda bir Zeki- Metin filmi izleyecektik sanki.. Diğer annelerde de bir ‘adam’ olduğumu hatırlatan bakışları görünce kestirme yola girip ormana daldım. Biraz yürüdükten sonra parkı bulabildim. Islak banklara oturup bir sigara yaktım. Beynim bir sinema gibi çalışıyordu. Kareler, sesler, sönüp sönüp tekrar yanan ışıklar. Hatırlamaya çalışıyordum neyi hatırlamak istediğimi bilmeden. Her hatırladığım ‘an’ı hiç olmaktan kurtaracağımı biliyordum. Ayrıştıramadığım her görüntüyü hiçlik çukuruna atacağımın farkındaydım. Hatırlama istemi fazlasıyla yoğun ve belirgindi. Hatırlamak için öncelikle kodlama mekanizmasına başvurmak gerektiğini hatırladım önce. Okuduğum sosyoloji kitaplarında yazan hatırlama metodları geçti gözümün önünden punto punto. Yer değiştirme, kodlama, sembol değerler, bütünsellik.. Hiç kimse olmamasına rağmen sallanan salıncak beynimi çalıştıran enerjiyi pompalamaya başlamıştı. Ses frekansına atlayıp geliyordu veriler. Yada anılar.. Sallanan salıncaktan yayılan sesler kulağıma ulaştı;

-Dokuz bin dokuz yüz doksan altı, dokuz bin dokuz yüz doksanyedi

– Himmet abi. Yediklerimizin hepsi eyiydi de en güzeli pireli kebaptı.

– Olum ona pireli değil püreli kebap dirler. Başlarım senin kebabına! Sayarken konuşmayın len!

Küçük bir tebessüm canlandı önce suratımda. Bu filmde bize para hırsının kardeşlikten, dostluktan daha önemli olmadığını vurguladın. Toprağını sürecek bir çift öküze sahip olmak mutlu olmak için yeterdi.. Ama şimdi televizyondaki her dizi saraylarda, yalılarda çekiliyor Zeki ağabey. Günün her saatinde ‘Bırakın dostluğu, kardeşliği. Çok çalışın çok biriktirin bizim gibi olun. Biriktirin..’ temalı şatafatlı filmler, diziler dönüyor.. Ailenin büyüğüydün sen himmet abi. Altınlar sende duracaktı..
Sönmeye yaklaşan sigaram parmağımı yaktı. Parmağımdaki acıya yöneldiğimde sesler kesilmişti. Tekrar bir sigara yakıp hatırlama uğraşıma koyuldum. Parkın iki basamak altından yirmili yaşlarda bir kadın geçiyordu. Yağmurdan kaçtığı belliydi. Hızlı ve sert adımlar atıyordu toprağın yüzüne. Kadının bu vurdumduymaz haline öfkelenen toprak bana gülümsüyordu. Hatırlamama yardımcı olmak niyetinde olacak ki küçük küçük kareler yeşertti. Islak ve yorgun toprağa tekrar baktığımda Bekçi Zeynel amcanın aşık olduğu doktor kızla yaptığı kahvaltıyı gördüm;

-Kahvaltı ettiniz mi?

– Börek alıcaktım köşeden

– Ben erkenden aldım

– Afiyet olsun

– Yoo. Yani şey.. Sizin içinde aldım. Şu köşede.. Parkta. Şey.

– Her şey tamamdı. Polis olacaktım. Allahhh. O elbise. Sonra kemer.. Burda tabanca. İnsan polis olunca çok önemli oluyor.. Ordan trafiğe geçicektim. Meşin ceket, sonra böyle kayış ucunda sallanan tabanca, sonra şapka. Burası beyaz. Allahhh. Yolun ortasında durdun mu kralsın arkadaş tamam mı! Düdük sesi.. Dur.. Düdük sesi.. Geç.. Hepsi hayal oldu şimdi..
Keşke tüm polisler Hulusi kertmen gibi yürüseydi. Keşke tüm mahalle bekçileri senin gibi gülseydi. Oysa devlet ne gülene ne güldürene tahammül etmezdi. Baklava çalan çocukları hapse atmalıydı. Sapanla kuş vuran çocukları terörist ilan etmeliydi. Tabii bir gün o çocuklar büyüyecekti. Bugün sapanla kuşlara taş atan çocuklar yarın polise nişan alabilirdi. Şimdiden önlem alınmalıydı. Aldılar da nitekim. Mahalle bekçileri yok oldu artık. Komşusunun ağacından erik toplayan çocuklar göz altına alınıyor artık. ‘Hişşt velet bir daha erik çalma külahları değişiriz’ diyen mahalle bekçileri kayboldu. Artık Bekçi zeynel amcalarının yerinde ‘Şüpheliyi aldık geliyoruz amirim’ sesleri yükselen polis telsizleri var. Sapanlar suç aleti, dalından koparılan erikler suç delili sayılıyor Zeynel amca.. Senin filmlerinle büyüyen çocuklar şehir meydanlarında dayak yiyerek öldürülüyor. Doksanlı yılların çocuklarını döve döve katlediyor esnaflar. Esnaf yeri geldiğinde polistir yeri geldiğinde askerdir diyor ruh hastası bir adam. Gün zeynel amcaların günü değil tomaların, fişlemelerin, inip kalkan polis coplarının, biber gazlarının, plastik kelepçelerin günü artık. Zeynel amcalara da plastik kelepçe takıyorlar..

Sevdiği kadınla bir sokak bankında oturup pudra şekerli börek yemekte miadını doldurmuş artık. Küçük börekçi dükkanlarını, adını dahi telaffuz edemediğim lüks lokantalar, şatafatlı kahveciler işgal ediyor. Dört duvarlı beton tabutlarda aşık oluyor insanlar birbirlerine. Sokaktaki banklarıda kaldırmaya başlayacaklar yakında. Hissediyorum. Alış veriş merkezlerine, yaşam alanlarına, otoparklara, Toki’ye son derece zarar veriyor banklar. Boşuna yer kaplıyor..
Kendini tüketen sigaram sönmeye yaklaştıkça parmaklarımı da tüketmek istercesine tekrar yakmaya başladı elimi. Yağmur şiddetini arttırdıkça beynimde daha hızlı çalışmaya başlıyordu. Dış etkenlerin beynimde yarattığı ivmeler.. Bu da yazıyordu sosyoloji kitaplarında. Tahterevalliden, salıncaktan, gondoldan yayılan paket paket Zeki abi anılarını hızla yırtıp açıyorum. Her pakette bir yüz ifadesi var; gülen, ağlayan, donuk, şaşırmış, boşveer metin.. Açtığım her paketten birer yaşanmışlık fışkırıyor. Bir balıkçı barınağında dostla kurulan hayaller, ustasını babası belleyen çıraklar, sessiz sessiz ağlayan, gözyaşlarını silerken gülümseyen mahalle gençleri..Sevdiği kadına seni seviyorum diyememenin burukluğu, hayal olan hayaller, boş sigara paketleri, gülüşlere saklanmış hüzünler… Şeker kamil, Himmet ağa, Vandal Kralı, Donanma Kamil, Tabelacı, Hüsnü, Bekçi Zeynel.. Metin! Metin! Uyansana lan geç kalıyoruz işe. Adamdaki keyfe bak yahu… Kes ulan! Yeni mi icad oldu sabah sabah şarkı söylemek. Bir pazarımız var…Sen karışma len! Biz Ali Rıza denen pezevengi arıyoz.. Biz doksan kuşağının çocukları da “Sanatçı” yapılmış hava gazları arasından kafamızı kaldırıp seni arıyoruz Zeki ağabey.
Bir sigara daha yakmaya meyledip hırkamın cebine attım elimi. Sırılsıklam olmuş paket. Çakmakta su almış. Yanmıyor. Bir mucizenin güzelliğiyle yağan yağmurun bedelini artık kullanılmaz halde olan sigara paketimle ödedim. Ne dersin bu işe Zeki Abi?

Güler misin? Ağlar mısın?

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet