Devrim Horlu İle Söyleşi

 

 

E.G.K: Şiir çalışmak, şiire çalışmak zorlu bir süreçtir, bilirsin. Her şiir yazan şair olmadığı gibi her yazılan da ne mutludur bize ki şiir değildir. Bu bağlamda sevgili Devrim, sen nasıl bir yol izliyorsun? Mesela yazarken, belirgin bir hastalığın/takıntın var mıdır? Belirli ritüellerin, totemlerin vs. yoksa şiirin uç beyi İlhan Berk gibi oluşturmaya çabaladığın şiir hakkında haftalarını, aylarını harcar mısın?

D.H: Üzerinde durmadığım, değişiklikliğe gitmediğim şiir sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Tipik bir takıntım yok yazarken ancak sessizlik beklentisi içinde olabiliyorum. Burada mühim olan şiire nasıl bakıldığı. Çamurdan bir heykel yapacağız söz gelimi, eserin yükseleceği yere çamuru yığıp bırakmakla nasıl heykel yapmış olmazsa bir heykeltraş, kelimeleri sadece iç coşkusuyla kağıda bırakarak da şiir yazılamaz. Şiir ne tek başına anlamdan ne estetikten ne de sesten oluşur. Bunları çoğaltmak mümkün elbette. Şiir bir bütün olarak uzun uzun çalışmayı gerektiren bir tür.

E.G.K: Devrim, sendeki şiir algısını ilk tanıştığımız zamandan bu yana beğenmişimdir ve desteklemişimdir. Sendeki şair kumaşı iyi bir kumaş kanımca. Çok uzun muhabbetlerimiz oldu bu konularda. O günlerden bugüne hiç değişmedin, bozulmadın. Hep bir şair inceliği ve telaşı vardı sende. Hala da var. Nedir sendeki şair olma durumu, derdi?

D.H: Görmeye, duymaya ya da perdeyi aralayıp, duvarı yıkmaya çalışan insanlar sanıyorum bu şairler. Olanı olduğundan güzel ya da çirkin görme, söyleneni bir başka mânâlarla da anlama yetisi gelişmiş insanlar. Ben doğam ne gerektiriyorsa öyle yaşayan, davranan bir insanım. Sevmeyi de nefret etmeyi de yasaklamadım kendime. İnsanlar bu iki duygudan da çekinir hâle geldi. Bazı durumlarda sevgi yok da sadece nefret var. Özelde ben şairim ve şöyle yaşamalıyım gibi bir durumum yok. Çocukluk arkadaşlarımla okey oynuyorum, iş arkadaşlarımla koli taşıyorum, şiir yazan arkadaşlarımla edebiyat konuşuyorum, siyaset ya da başka şeyler konuşuyorum insanlarla. Herkes gibi yaşayan ama daha çok görmeye, duymaya çalışan bir insanım.

E.G.K: Çağdaşımız olan şairlere tutumun nedir Devrim? Bir öz değerlendirme muhakkak yapıyorsundur onları okurken. Şair, öykücü veya romancı… Nasıl görüyorsun onları?

D.H: Kimi çağdaşlarımı okuduğum zaman mutlu oluyorum. Şiirde de öyküde de çok kıymetli eserler çıkıyor. Üstelik kitabı olsun olmasın takip ediyorum insanları. Dergiler bu açıdan çok faydalı. Elbette severek okuduğum şiirler dışında şiiri bir tür haz objesi gibi ele alıp onun aracılığı ile kendini tatmin eden insanlar da var. Manasız, sorsan ne dediğini anlatamayacak olan bazı şiir yazarları. Öte yandan onlarla pek ilgilenmiyorum. Beğenmediğim şeylerin üzerinde pek durmam. Kötülemeye mesai harcamak iyi olanı arayan için zaman kaybıdır.

E.G.K: Şiirimizin birçok sıkıntısı var, dahası, günümüzde sosyal medyanın olumsuz etkileriyle soslandırılmış bir edebi çöplük alanı oluşturulmuş durumda. Mesela, yüzeysel de olsa ara sıra araştırmak istesek karşımıza cidden çöp işler çıkmakta. Şiirin gidişatı hiç de iyi değil Devrim. Şairin de öyle. Bu konuda neler söylenmeli?

D.H: Sosyal medyayı nasıl değerlendirdiğimizle ilgili biraz çöplük meselesi. Osman Nuri Aydın diye bir ağabeyimiz var misal. Kendisi şiir yazan insanları titizliklille takip ediyor ve bir şekilde ilgilisine ulaşmasını sağlıyor. Şiir biraz herkese açık bir sanat olduğundan kaynaklanıyor olabilir bu düşüncen. Aziz Nesin “Türkiye’de her üç kişiden dördü şairdir.” benzeri bir söz etmiş malûm. Ayıklamak gerek. Diğer yandan özellikle son dönem için şiirin o kadar da kötü bir yere gittiğini düşünmüyorum. Evvela benim edebi zevkime uysun ya da uymasın bir üretim var. Bu üretim karşılığını görecektir diye düşünüyorum. Şiir üzerine yeni şeyler düşünen arkadaşlar var. Kendine yeni şiir ve benzer isimler takıp günlük yazar gibi karaladıkları şeylere şiir diyenlerden bahsetmiyorum elbette. Eski yazılanı aşmadan, ona cüret bile etmeden yeniye koşmak tuhaf. Orhan Veli birinci yeni denen Garip ile ortaya çıktığında eskidi dediği şiire hâkimdi. Bu dönemin en büyük sıkıntısı yapamadığı şeye kötü diyen ve ürettiği şeyin komikliğine bakmadan kendini otorite ilan edenler. Burada kendilerini otorite ilan edenlerin ve kendilerini hiçbir şeyi beğenmemeye ayarlayanların yaşları da senden benden küçük. Büyük olsa da değişmez elbet ama bana komik geliyor.

E.G.K: Salt şiir algın nedir Devrim? Senin evrenindeki şiir nedir? Dinamiğiyle, görüntüsüyle, sesiyle, kısaca her haliyle şiir nasıl olmalıdır? Ya da ters yüz ederek şöyle sormalı: Sence her şiir gerçek anlamda şiir midir?

D.H: Bu soru bir söyleşiye sığmayacak kadar ciddi bir soru. Zaten şiir algımı açıklayacağım ve insanlara sunacağım bir poetika gelecektir ilerleyen süreçte. Öte yandan genel bir tanım getirmek gerekirse şiiri bir bütün olarak ele alıyorum. Estetiğin ve anlamın omuz omuza yürüdüğü, estetiğin tersanede çalışan işçiyi, anlamın edebiyat profesörünü iğrite etmediği, yani ulaşmayı becerebilen, katmanlı ama yalın bir şiir. Bir elini Halk Edebiyatı ve birinci yeniye, diğer elini ikinci yeni ve günümüz şiirine veren ama yürüdüğü yol mutlaka sınıfsal, sosyal dertlerin tam içinden geçen bir şiir. Lirizmi sulu duygu boşalmalarına hapsetmeden insanları ve onların derlerini de içine alabilen bir şiir. Anlatımcı bir dile inanıyorum.

E.G.K: Senin adına çok sevindiğim bir konu hakkında soru sormak istiyorum bu kez sevgili Devrim. Senin için bir kilometre taşı olabilecek, ciddi bir çıkış yaptığın ödüle dönelim. Yaşar Nabi Nayır şiir ödülüne… Seni yıllardır tanırım, çok sevdiğim bir dostumsun. Senin hamurunda bozukluk olmadığı ve hiç olmayacağına inandığım için soracağım. Seçkin bir ödül alıp da kendini bozan şair ve yazar arkadaşlar gibi olmayacağını bildiğim için soracağım. Özellikle son zamanlarda yaşanan ödül krizleri için soracağım. Aldığın ödülü sonuna kadar hak ettiğini bildiğimden ötürü soracağım. Sevgili Devrim, sence alınan bir ödül gerçekten bir yazın insanının gelişimi için ölçüt müdür?

D.H: Ödül benim için bir hoşluk. Bir işaret etme biçimi. Elbette ilk kitabımın Varlık yayınlarından çıkmış olması benim için önemli bir mesele. Ancak onun dışında ödül kavramı tek başına sizi bir şey yapmıyor. Bunun rehavetine kapılmadan çalışmaya, öğrenmeye devam etmek gerekiyor. İnsanların, en azından şiir okuyucusunun sizi biliyor olması güzel ancak önemli olan bilinir, görünür olmak değil. Geleceğe kalabilmek.

E.G.K: Senin gibi düşünenlerin sayısı yok denecek kadar azaldı, biliyorsun değil mi?

D.H: Ben derdimi anlatmaya geldim. Onun dışında sevilmek, bilinmek sevdalısı olmadım hiç.

E.G.K: Peki, genç şairler, bizden sonraki kuşak? En ufağından da olsa herhangi bir ödül aldıktan sonra kendini kaybeden arkadaşlar? Şair kumaşına sahip olmasına rağmen kendini egosuyla güveyelip çürütenler?

D.H: Bu söylediğinin yaş ile ilgisi olsa keşke. Büyüyünce geçer derdik. Bir insanın hamuru iyi değilse mutlaka bozulur. Bazı durumlar bozulmayı hızlandırır. İnsanlara tepeden bakan tipler için sadece üzülürüm. Onun dışında iyi şiir yazmaları da beni pek ilgilendirmez. Normalde bir doktordan sizi tedavi etmesini beklerdiniz. Ancak küfürlü konuşan ya da insan onuruna aykırı hareketler sergileyen bir doktor ne kadar iyi olursa olsun kötüdür bir şekilde. Biz de şairin bütün olarak iyisini bekliyoruz. İyi şiir yazsın ama iyi insan da olsun istiyoruz.

E.G.K: Sohbetimizin sonuna yaklaşmışken son bir soru daha sormak istiyorum Devrim. Sıkıntılı bir konu hakkında… Eleştirilmek sana neyi ifade eder? İyi eleştiri veya kötü eleştiri almak seni nasıl tepkimeye sokar? Sinirli bir yapın olduğunu biliyorum. Misal sen, sana doğrultulan ve eleştirel olan her soruya nasıl yaklaşırsın?

D.H: Eleştirinin yapıcı gücüne inanırım. Eser üzerinden gidilen bir eleştiri her zaman yararlıdır. Kişisel alana saldırı dışında eleştiri kıymetlidir benim için. Bizde eleştiri yapma ya da bundan yararlanma kültürü zayıf ne yazık ki. Bahsettiğin gibi yapı itibariyle sinirli bir insan olabilirim fakat eleştiri kaldıramayacak çiğlikte de değilim. Keşke bizde eleştiri anlayışı düşmanlık üzerine kurulmasa. Fakat şimdiye dek gördüğüm genel bir düşmanlık algısı var şiirimden haz etmeyen kişilerde. Hepsine tek tek bir yerde karşılaşmayı diliyorum. İnsan gözlerinin içine bakarak söyleyemediği şeyleri sosyal mecralardan rahatlıkla söylüyor. Beni az çok biliyorsun. Sosyal ağlarda tartışmaya girmem. Ben insanları görmek, duymak isterim tartışıyorsam.

E.G.K: Beni bir kez daha şaşırtmadığın için çok teşekkür ederim sevgili dostum. Bu soruları sana inadına sordum aslında. Bir kez daha görmek istedim acı gerçekleri. Ve senin kişiliğinin sağlamlığını elimden geldiğince ortaya cesurca çıkarmak istedim. Kendi adıma mutluyum sonuçtan. Umarım sen de mutlu olmuşsundur.

D.H: Çok güzel söyleşi oldu. Seninle söyleşmek her zaman zevk…

E.G.K: Umarım edebiyatımız günün birinde başka bir gezegene taşınır.

D.H: Umarım.

 

Söyleşi: Emre Gürkan Kanmaz

Kadıköy, Ağustos 2017 

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet