Demokrasi Paketinin İçinde Ne Var?

Başlıktaki sorunun cevabı biraz da nereden baktığımıza bağlı. Demokratikleşme paketi, büyük bir beklenti oluşturularak önümüze getirildi. Bana göre bu kadar yaygara koparılmasının amacı, ‘demokratikleşiyoruz’ mesajının hem içeride hem de dışarıda duyulabilmesiydi. Paket açıklanırken BirGün, SoL, Özgür Gündem gibi medya kuruluşlarının toplantıya alınmaması ise ısrarla altını çizmek istediğim bir olay. Yönetime en uzak, dolayısıyla demokrasiye en çok ihtiyaç duyan kesimlerin yoğun olarak takip ettiği bu medya kuruluşlarını toplantıya almamak oldukça manidardı.

 

Tanıtılan paketin içeriğine geçecek olursak, öncelikle gözüme ilk çarpan seçim sistemi ve seçim yardımlarıyla ilgili olan maddelerdi. Seçim barajının oldukça muallak bir şekilde pakette yer aldığını söylemek mümkün. Baraj düşecek mi? Baraj kalkacak mı? Baraja bir şey olacaksa ne zaman olacak? bu sorular belirsiz. Hemen hatırlatmalıyım ki; bundan bir kaç ay önce anayasa görüşmelerinde, CHP, barajın %5’e düşürülmesini, BDP ise, barajın tamamen kaldırılmasını teklif etmiş ancak bu teklifler MHP ve AKP’nin oylarıyla reddedilmişti. Ben, bu bir kaç ay içinde AKP’nin bu tavrını etkileyecek tek bir olay görebiliyorum: Gezi Parkı Direnişi. Seçim barajının akibetinin ne olacağı bir an önce netleştirilmeli. Bana göre ise tümden kaldırılmalı. En az kırk şehirde yerel örgütlenmelerini tamamlamış ve seçime katılmaya hak kazanmış bir partinin önünün kesilmesi demokratik bir sağduyunun anlayabileceği bir şey değildir.

 

Seçim yardımları da %7’yi geçen partilere veriliyordu, bu pakette öngörüldüğü üzere %3’ü geçen tüm partilere verilecek. Ben, çok oy alanın çok para almasını zaten benimsemiyorum. %2,5 oy alan bir partinin de %3 oy alan bir parti kadar temsil sorumluluğu olduğunu da düşünüyorum.

 

Paketteki bir diğer önemli kısım da başörtüsü ve andımız meselesi. Başörtüsü, dini sembol olan diğer tüm sembollerle bir arada düşünülmeli ve konuşulmalıdır. Başörtüsünü tek başına değerlendirmek ise açıkça bir ayrımcılığa neden olur. meslek sahiplerinin, resmi kıyafetle çalışanları dışında her hangi bir dini sembolle çalışıp çalışmaması, ülkemizin dini değerler tarafından yönetilmesine neden olmaz. Kısacası, laiklik bu nedenle bir zarar görmez. Burada, bilinenin aksine laikliğin net ve açık bir tanımı vardır. Laiklik: Devleti, dinin yönetmemesidir. Bunun dışında aklınıza gelebilecek her durum laikliğin içinde mevcut olabilir..Bu anlamda, başörütüsü ile ilgili maddeyi olumlu ve yeterli karşılıyorum.

 

-Pakette eşcinsellerin yok sayıldığını bilmem söylememe gerek var mı?-

 

Andımız meselesine gelince, yıllardır tartışılıp duran bir mesele olan andımız, içeriğine baktığımızda doğruluğu, çalışkanlığı, küçüklere sevgiyi, büyüklere saygıyı vs gibi hepimizin seveceği şeylerden bahsediyor. Ancak, her çocuğa zorla Türk’üm dedirtmek de bir o kadar faşistçe bir yaklaşım. Israrla söylüyorum, Türk olmak, bir milliyete mensup olmak demektir. Bir üst kimlik falan değildir. Bir milliyet, diğer milliyetlere üst kimlik olamaz. Bu nedenle ülkemizde Türkler’den başkalarının da yaşadığını göz önünde bulundurularak, çocuklara ısrarla Türküm dedirtmemek en mantıklısıdır. Bu maddede BDP’nin rolünün ne kadar olduğu tartışmaya açık bir kavramdır.

 

Nevşehir Üniversitesi’nin adının Hacı Bektaş-ı Veli olması, zannediyorum üçüncü köprü ile kalpleri kırılan Aleviler’in gönlünü alma maksatlı yapılacak. İlk olarak demokratikleşme paketine ihtiyaç duymadan da bu yapılabilmeliydi. İkinci olarak, Aleviler’in sadece bir üniversite adıyla avutulmaya çalışılması hiç ama hiç samimi değil.

 

Paketin adının ilk ortaya atıldığından beri herkes Kürt sorunu ile ilgili bir şeyler bekliyordu. Ancak gördük ki Kürt sorunu ile ilgili dişe dokunur tek bir madde ortada yok. Mesela Q,W,X gibi harflerin serbestleştirilmesini anlamakta zorluk ekiyorum. Bu harfler alfabeye alınmayacaksa neden serbestleşiyor? Alfabeye alınacaksa, serbestleşiyor demeye ne gerek var? Bu harfler Kürt alfabesinde olduğu için serbestleşiyor ise, Kürt alfabesini bu kadar aşağılamaya ne gerek var? Yok saydığın bir alfabeyi, kırk sokak öteden dolanarak ‘hadi ben bakmıyorum, kullanın’ der gibi bir hale sokmak bana oldukça komik geliyor.

 

Ana dilde eğitim konusunda, topu özel okullara atma gibi bir girişim de maddelerin içinde saklı. Bu, demokratikleşme değil düpedüz neo-liberalleşmektir. Ülke içindeki tüm ana dilleri korumak çok net bir ifadeyle devletin sorumluluğundadır. Madem meseleyi özel sektöre yıkacaksınız, bari o koktukları de özel sektöre devredin? Ya da hızınızı alamayıp meclisi filan da özelleştirin. Mesela bir şirket 49 yıllığına meclisi falan kiralasın. Şaka bir yana, Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllardır uyguladığı bir ali cengiz oyunudur topu özel sektöre atmak. Bundan bir kaç yıl önce yaşanan bir elektrik zammında da ‘ne yapayım, elektrik üreten şirketlerin maliyetleri artınca zam yapmak zorunda kaldık, bizim yapabileceğimiz bir şey yok.’ tadında bir açıklama yapmıştı pek sayın başbakan.

 

Kısacası, demokratikleşme paketinin içi, devletin grisi yerine gökkuşağına boyanmaya çalışılmış. Bu açık aldatmaca sırasında araya ufak tefek güzellikler de serpiştirilmiş. Ancak bu paket, Türkiye Cumhuriyeti’nin demokrasi adına atması gereken daha çok yolu olduğunu bir kez daha hatırlatmış oldu. Paketin içinde olması gereken ama olmayan bir çok madde sıralanabilir. Reel politikanın bu tarz değerlendirmelere sığmayacağı da açıktır.  Demokrasinin, ‘paket’ kalıbından çıkartılması ve en geniş anlamda tartışılabilmesi gerek.

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet