David Lynch’in ‘’The Grandmother’’ Filmi Üzerine

 

David Lynch filmlerinde; kısık sesli gürültüler, çürümüş nesneler, bozulmuş karakterler ve polarize edilmiş karanlık dünyalar kurgulaması ile dikkatleri çekmiştir. Sık kullanılan rüya-kâbus sekansları ile ‘bilinçdışının yönetmeni’ olarak bilinen David Lynch, 1970’te çektiği kısa deneysel filmi The Grandmother ile sıra dışı olayların hayatımızın birer parçası olduğunu göstermektedir. Öğrendikçe karmaşıklığın arttığı yönetmenlerden biri olan David Lynch, 34 dakikalık The Grandmother ile izleyiciyi film sonuna kadar ağzı açık bir şekilde anlamlandırma çabası içerisine girmesi için çalışmıştır.

Deneysel film; sinema tarihçilerinin çoğu tarafından sinemada o ana kadar kullanılmamış konuları, ilginç ve değişik tekniklerle ele alarak yapılan ve sinema sanatçılarına yeni ufuklar açmayı hedefleyen film türü olarak tanımlanmaktadır. Filmin hikâyesi belli zaman ve mekâna göre ilerlemeyebilir. David Lynch filmlerinin geneli, avant-garde özelliği taşımaktadır. Bunlardan biri de hiç kuşkusuz 1970 yapımı 34 dakikalık kısa metrajlı The Grand mother filmidir. The Grand mother filminde, animasyon ile gerçek iç içe verilerek işlenmiştir. Filmin girişinde animasyon ile giriş yapılır ve zemin içinden iki tüp çıkar. Tüpün zeminden dışarı doğru çıkmasıyla erkek ve kadın var olur. Nitekim var eden Tanrı’dır. Tüp zeminden dışarı toprak ile bütünleştirilir. Topraktan var oldukları bilinen ilk insanlar Âdem ve Havva’ya gönderme yapılmıştır. Daha sonra erkek ve kadının sevişmesiyle çocuk dünyaya gelir. Çocuk dünyaya geldiği an güçsüz ve zayıf olduğu için babanın öfkesine,  annenin de üzülmesine maruz kalır.  Filmin bir başka özelliklerinden biri de renk imgesidir. Animasyondan çıkılıp gerçeğe dönüldüğü an çocuk odasında yalnızdır. Çocuğun yüzü ve odadaki eşyalar renklidir. Anne renklidir. Renkli olması sisteme ait olduğunun göstergesidir. Burada renksiz olan tek öğe babadır. Babanın renksiz olması sisteme ait olmadığının dışavurumudur. Anne ve babanın bulunduğu oda renkli ve renksiz arasında bir durumdadır. Bu da anne ve babanın sistemde tam manasıyla yer alamadıklarını ve bu yüzdendir ki çocuklarını sisteme tam olarak dâhil etmek istemeleridir. Bunun yanı sıra çocuğun yatağının üzerinde bulunan turuncu renkli nokta ailesinin beklentilerini simgelemektedir. Çocuk bu simgeyi yorganıyla kapatıp dışarı çıkarak istemediği dünyayı terk eder. Babası, çocuğunun odasına girip turuncu noktayı tesadüfen kapalı görmesiyle bağırmaya başlar.

Ve çocuğu turuncu noktaya doğru iter. Turuncu nokta animasyonla beraber önemli hale gelmeye başlar. Anne kavramında; çocuğu sevgisiyle hırpalayan anne, çocuğu yanına çağırarak davranışsal özellikleri şiddete doğru ilerler. Film içerisinde köşede oturup kendine zarar vererek korkan anne kendini suçlayarak kendine duyduğu hınçlığı çocuğundan çıkarır. Baba kavramında ise; baba çocuğun giremediği veya girip girmeme arasında kaldığı sisteme çocuğunun girmesini istemektedir. Çocuk, buna karşı çıkarak kendi sistemini oluşturmak için bohçaya sarılmış tohumları araştırır, inceler, sesini dinlediği tohumu beğenir. Beğendiği tohum; içine girmek istediği sistemin belki de bir parçasıdır. Tohumla beraber çocuk aileden kopar. Tohumu yatağın yastık kısmına, toprağı ise; yatağın ortasına koyar. Burada Antonin Artaud’un organsız beden tanımına gönderme vardır. Çocuk hayallerini, fikirlerini, arzularını filizlendirmek istemektedir. Çocuk teoriyi beynine yerleştirerek uygulamayı bedeninden çıkarır. Zamanla yetiştirdiği fikir (ağaç) anneannesi olarak ortaya çıkar. Çocuk anneannesine sığınır. Ailesinden bulamadığı sevgiyi anneannesinde bulur. Ancak zamanla herkes gibi dünyevi olan insanlığın içerisine girer.

Filmde varoluşsal ve metafizik olgular metafor özellikleriyle gösterilmiştir. Film boyunca insanın sinirleri iyice gerilir. İnsanın yaratılışı ve ölümü üzerinde bağlantı kurulan film sisteme dâhil olma-olmama karşıtlığını vermiştir. Çocuğun manevi olgulara odaklanma duygu ise ailesinin özden gelen insani duyguları çelişse de sonunda çocuk da anne ve babası gibi olmaktadır.

Filmin bazı yönleri herkes tarafından farklı yorumlanabilir. Ayrıntıların bir kısmına yer vermemeyi tercih edişim de bu yüzdendir. The Grandmother filmi, 1977 yılındaki David Lynch’in‘’Eraserhead’’ filminin habercisi durumundadır. Filmde az diyalog vardır hatta tek diyalog ‘’ Mark’’ seslenişidir. Filmde sosyoloji ve psikoloji unsurları ağır basmaktadır. Bu iki unsurun bir araya gelerek insanın doğumundan sonraki süreçte sosyolojik süreçle psikolojik anlamda savaştığı görülür. İnsanın gerçekliği ile yüzleşmesini güzel imgelerle gösteren David Lynch, tuhaf olayları halen filmlerine konu alarak kişisel durumlardan dolayı eleştirilse de başarılı olmaya devam ediyor.

Siz de bir David Lynch filmi izlemeye ne dersiniz?

David Lynch’in ‘’The Grandmother’’ Filmi Üzerine için 2 yorum

  1. Filmi izlemeyen insanlar için aşırı derecede merak uyandırıcı bir yazı olmuş. Kesinlikle okunması gereken akıcı bir yazı kaleminize sağlık👏👏

  2. Filmi izleyen birisi olarak yazıda yerinde ve güzel tespitlerin yapıldığını düşünüyorum.. film hakkında dogru fikir sahibi olmanızı sağlayacaktır. Benim icin faydalı oldu. Tesekkurler..

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet