Çevreciyiz be!

Başbakan Erdoğan geçtiğimiz günlerde “Ağaç dikme, çevre hassasiyeti konusunda kimse bizi eleştiremez. Bu topraklara en fazla fidanı biz diktik. Şu ana kadar Belçika büyüklüğünde alanı ağaçlandırdık” dedi. “Biz çevreciyiz be, kimse bizimle çevrecilikte yarışamaz” diyen Erdoğan açıklamalarına şöyle devam etti: “Şu ana kadar 125 şehir ormanı kurduk. 2003’te 33 olan milli parklarımızı 40’a, 17 olan tabiat parklarımızı 193’e çıkardık. Bu çabalarımızı devam ettireceğiz.”

 

Erdoğan, birkaç ay önce de “Milyonlarca ağaç diktik. Yeşile hayranım, hastayım. Bize adeta çevre düşmanı gibi bir yaklaşım içinde olmak, çok büyük haksızlık olur” demişti. Öyle anlaşılıyor ki, Başbakan Erdoğan’ın çevrecilikten anladığı salt ağaç dikmekle sınırlı, yani konuyu çok iyi bildiği söylenemez.

 

Son dönemlerde Erdoğan da dahil pek çok kişinin, kurumun ve siyasi partinin çevre konularına değinme ve çevreye önem verdiklerini söyleme ihtiyacı duymaları kuşkusuz ki güzel bir şey. Demek ki giderek daha çok kişi çevrenin önemini anlıyor, ya da öyle görünmek zorunda.

Peki Erdoğan ve partisi AKP gerçekten “çevreci” mi?

-Daha birkaç hafta önce Sinop’a nükleer santral kurulması için imza atıldı. En tehlikeli, pahalı ve kirli bir enerji olan nükleeri savunarak çevreci olunamaz.

-3 Ekim 2013 de ÇED yönetmeliği değiştirildi ve çevreye olumsuz etkileri olacak büyük yatırımlara ÇED muafiyeti getirildi. Çevrenin böyle korunamayacağı çok açık.

-3.Köprü, 3.Havaalanı ve Kanal İstanbul gibi mega projeler ile yüzbinlerce ağaç kesilerek nasıl çevreci olunabilir? Öte yandan Kanal İstanbul’un ekosisteme vereceği büyük tahribat da cabası.

-Toplu taşımacılığa ağırlık vermek yerine yeni köprü, yeni havaalanı gibi yatırımların çevrecilikle ilgisi olması mümkün değil.

-Yapılan termik santraller ve HES’lerle halkın doğal yaşam alanlarının, akarsuların, toprakların, köylerin kullanılamaz ve yaşanamaz hale getirildiği bir ülkede nasıl çevrecilikten söz edilebilir?

-Neredeyse tüm dağlar, tepeler, ormanlık araziler taş ve maden ocakları ile delik deşik edildi, ormanlar yok edilerek dağlar kelleşti. Etrafa yayılan toz bulutu sadece insan değil, bitki ve hayvan yaşamını da ağır biçimde etkilemekte. Bu nasıl bir çevrecilik?

 

AB desteği ile uluslararası bir sivil toplum kuruluşu tarafından hazırlanan bir raporda “Türkiye’de güneş enerjisi santrallerinin kurulu gücünün neredeyse sıfır olduğu, buna karşılık toplam 37 bin megavat gücünde 50 yeni termik santral yapımı planlandığı belirtiliyor. Bu durumda Türkiye, termik santral de Çin, Hindistan ve Rusya’dan sonra 4. büyük olacak. Termik santrallerin ne derece kirlilik oluşturduğunu söylemeye gerek bile yok.

 

Geçtiğimiz günlerde “Google Earth” gezegenin orman karnesini gösteren bir harita yayınladı. Bu haritaya göre dünyada 2000 ile 2012 arasında Moğolistan büyüklüğünde ormanlık alan yok olmuş.Türkiye de ise kayıplar daha çok İstanbul ve çevresinde görünmekte. Öte yandan 2003-2011 döneminde 15 bin maden işletmesine 43,7 hektar orman; 17 bin turizm, üniversite, vs yatırımcısına da ‘devlet ormanı’ sayılan 319 bin hektar arazi tahsis edildiği biliniyor.

 

Tüm bu örneklere bakıldığında AKP iktidarı ve Erdoğan’ın çevreciliğinin salt ağaç dikmenin ötesine geçemeyeceği açıkça görülmektedir. Çevreci olmak doğayı, yeşili korumak; kirli enerjiler yerine temiz, yenilenebilir enerjiler kullanmak; ekolojik dengeleri gözetmek; toplu taşımacılığı ve enerji tasarrufunu teşvik etmek; bir yöreye yapılacak bir tesisi o yörede yaşayanların onayını alarak yapmak demektir. Neoliberal ekonomi politikaları ile doğanın ve emeğin talan edildiği bir ülkede çevreci uygulamaların varlığından söz etmek olanaksız.

 

Aşırı enerji kullanımına dayanan, bu nedenle de fosil yakıtlara bağımlılık geliştiren, nitelik yerine niceliği, daha iyi, daha eşitlikçi bir yaşam yerine hastalıklı bir büyüme ve tüketim tutkusunu; ihtiyaçların karşılanması ve insanların özgürce kendini gerçekleştirmesi yerine sadece tüketme tutkusunu tatmin etmek için üretmeyi esas alan; dünya üzerindeki yaşamın korunması ve geliştirilmesi yerine, daha fazla kâr etmeyi, bunun için de doğayı ve insanları daha fazla sömürmeyi amaçlayan endüstriyel kapitalist sistemin yerine eşitlikçi, sosyal, özgürlükçü, adil ve ekolojik bir sistem getirmeden, yani dünyayı değiştirmeden çevreci olmak mümkün değildir.

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet