Çağımızda ‘Yıldız’ Olmak ve Yılmaz Özdil

 

 

Binlerce sene önceki ilim ve fen dilinin çizdiği kuralları, şu kadar bin sene sonra bugün olduğu gibi uygulamaya kalkışmak, elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir.”

“Ben, manevî miras olarak hiçbir nass-ı katı’, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım, bilim ve akıldır.”

Mustafa Kemal Atatürk

 

Yıldız kime denir? Şov dünyasının en popüler kişilerine. Peki bu kişilere neden yıldız denmesi uygun bulunmuştur? Bu kişiler, spot ışıklarının altında parlatılırlar. Seyircinin gözlerini kamaştıran bu ışık huzmesinin en önemli amacı, yıldızın kusurlarını örtmektir. Yıldızla halk arasında aşılmaz bir fark yanılsaması yaratmak, popüler kişileri yeryüzünden göğe çıkarmaya çalışmaktır. Gökbilimin konusu olan yıldızlar, insanın erişemeyeceği uzaklıklarda parıldarken, seyredenlerde hayranlık uyandırır. Şov dünyası da benzer bir yanılsamanın peşinden koşar.

Çağımızda yıldız olmak bir sihir görevi görür. Örneğin yüzü buruşukluklarla dolu bir kadın şarkıcı, yüksek dozlu ışık altında pürüzsüz bir cilde sahipmiş gibi görünür. Menajerleri ve moda stilistleri tarafından bu şekilde pazarlanmaktan da hiç rahatsız olmaz. Çünkü ne kadar yalan görünürse o kadar para kazanır. Aynı durum bir film yıldızı için de geçerli olabilir. Sanatın sanat olmaktan çıkartılıp şova dünüştürüldüğü ve para kaygısının anlam kaygısının önüne geçtiği her durumda söz konusu yıldızlaşma ve yalan görünme kirliliği açığa çıkar. Çok açık, meselenin doğası budur.

Yılmaz Özdil, Sözcü gazetesinin en popüler köşe yazarı, Halk TV’nin vazgeçilmez fenomeni. Son dönemde yazdığı Mustafa Kemal kitabıyla ülke gündeminden düşmeyen bir yazar. Tüm zamanların satış rekorunu kıran bir kitap yazmış olmak, elbette popüleriteyi besleyen önemli bir unsur. Kuşku yok ki Özdil alanında bir ‘yıldızdır.’

Mustafa Kemal hakkında bir kitap yazmış olması ve satış rekorları kırması, yazımızın konusu değil. Bizi bu yazıyı yazmaya iten unsur, Kırmızı Kedi Yayınevi’nin  23 Ocak 2019’da satışa çıkaracağını duyurduğu, 1881 adet koleksiyonluk basım. Tanesinin 2.500 TL’den satılacağı kitabın hasılatı 4.702.500 TL yapıyor. Kitabın gelirinin hiçbir kuruma bağışlanmadığını ya da herhangi bir ‘ulvi’ proje için harcanmayacağını, yalnızca yüksek maliyet nedeniyle fiyatın bu olduğunu da Yılmaz Özdil’den öğreniyoruz.

İstiyorum ki spot ışıklarını biraz kısalım. Böylelikle yaşananları daha iyi göreceğiz. Yılmaz Özdil, 22 Ocak 2019 tarihli, 1881 adlı yazısında koleksiyon basımı eleştirenlere sırasıyla: Haysiyet celladı yandaş koro, ikinci cumhuriyetçiler ve kitap okumayan insanlar şeklinde hitap ediyor. Anlaşılan sosyal medyada biraz vakit ayırıp hakkında eleştiri yazanlara bakmamış. Eleştirilerin içeriğine hiç dokunmadan, eleştirenleri hedef alarak hakaret etmek her şeyden önce bir yazara yakışmaz. “Doğalgaz faturası değil. Ödemek zorunda değilsin.” seviyesinde bir savunma yapmak kaçış rampası görevi görüyor. Ancak bu yazı sırf Mustafa Kemal’i sevdiği için eleştiri yapanların birini bile tatmin etmiyor. Sorun tam olarak bu. Özdil yazısında, kitabını Mustafa Kemal’i gerçekten sevenlerin eleştirmediği algısını oluşturmaya çalışmış. Atatürk üzerinde tekel kur, Atatürk’ü sevenleri, kitabını sahiplenme üzerinden böl. Sonra da Atatürkçü ol. Özdil’in kabul etmek zorunda olduğu ilk gerçek şu: Atatürk’ü zırh edinip, Atatürkçüler’in eleştirilerinden kaçmak Atatürkçülük’e sığmaz. Özdil; toptan yargıcı, üstten bakan, kendisini eleştirenlere sadece hakaret ederek cevap veren bir yazar olarak anılmak istemiyorsa, söz konusu yanlıştan bir an önce dönmelidir.

1881 adlı yazısında, daha önce yapılmış koleksiyon kitaplardan örnekler verip:“2.500 TL’ye kitap olur mu diyenlerin acaba bunlardan haberi var mı? Ya da şöyle sormak lazım… Bize akıllarınca hakaret etmeye çalışanlar acaba kitap okuyor mu?” diye soruyor. Güler misiniz ağlar mısınız? Prestij basımı eleştirmekle kitap okumamayı nasıl da özdeşleştiriyorsunuz öyle. Gözlerimi yaşartan bu akıl yürütme en az 170 IQ ister sanıyorum. Kendisini eleştirenleri hakaret etmekle suçlayıp sonra da hiç kitap okumuyorlar diye bağırmak, seviyeli eleştiri mi oluyor?

Devam ediyor Özdil:  “Padişahlara prestij kitap yapınca sorun yok, Atatürk için çaba harcayınca ‘istismar’ öyle mi?” Birincisi, padişahlar için prestij kitap yapılınca sorun olmadığını nereden çıktı? Özdil’i eleştirenler padişah yalakaları mı? Kendi kitabının prestij basımının daha çok konuşulmasının tek sebebi konunun popüler olması. Bu basımı eleştirenler, her türden israfı ve istismarı eleştiriyor/eleştirir. Hiç merak buyurmayın sayın Özdil. İkincisi, bu prestij basım ile Atatürk için çaba harcamıyorsunuz, cebinize 4.702.500 TL koyuyorsunuz. Bu para karşılığında harcanan çabaya çaba denmez, cep doldurmak denir.

Özdil’in 1881 adlı yazısı; kendisini eleştiriyor olmayı, Atatürk karşıtlığıyla özdeşleştirmeye çalışan beyhude bir çabaya tekâbül ediyor. Özdil dahil hiçbir kişi ve kurum Atatürk üzerinde tekel kuramaz. X bir cemaat, yaldızlı, altın kaplama vs. bir Kuran’ı 2.500 TL’ye satıyorum dese, Özdil’i eleştiren kitle yine sahneye çıkar ve dinin istismarına karşı durur. Özdil önce kendisini eleştiren kitleyi tanımalıdır.

Atatürk’ü ilahlaştır, kendini de peygamber ilan et. Sana eleştiri getiren de bu nedenle kâfir olsun. Yazının başındaki alıntılarımızdan hareketle; Atatürk’ü gerçekten anlamış Atatürkçü biri, Atatürk’e de eleştiri getirmesi gerektiğini bilir. Ancak Özdil Atatürk’ü hiç anlamadığı gibi, onun üzerinden bunca para kazanmaktan da hiç gocunmuyor.

Caner Taslaman ve Ebubekir Sifil’in Habetürk TV’de yaptıkları meşhur hadis tartışmasını birçok kişi takip etmiştir. Orada Sifil: “Bu ülkede dinin sahibi yok.” diyerek aslında din alanında nasıl tekel kurmaya çalıştığını itiraf etmiş, din konusunda kendilerinden başka kimsenin söz söyleme hakkı olmadığını da açık açık eklemişti. Din alanında yalnızca kendisine söz hakkı tanıyan Sifil gibi, Özdil de Atatürk alanında yalnızca kendisine söz hakkı tanıyor olacak ki; kendisini eleştirenleri Atatürk karşıtı/karşı devrimci olmakla özdeşleştirmeye çalışıyor. Atatürkçülük’ün Ebubekir Sifilller’i, Cübbeli Ahmet Hocalar’ı var. Atatürkçüler bu gerçekle yüzleşmedikleri sürece İslam ülkelerinin üçüncü dünya ülkeleri olarak sömürü ve fakirlik altında ezildikleri gibi muhalefette kalmaya -daha doğrusu ülke sorunlarına çözüm üretememeye- devam edecekler. Ülkemizde din ve Atatürkçülük üzerinde tekel kuranlardan kurtulamadığımız sürece ‘muasır medeniyetler seviyesi’ çıtasına ulaşmamız da imkansızdır. Tekelcilerden kurtulmanın yolu; aklı kullanmak, çok yönlü okumalar yapmak, her kesimle ilişki/iletişim kurabilmektir. Yunus Suresi, 100. ayet şöyle der: “Allah, akıl etmeyenlerin/aklını kullanmayanların üzerine azap verir.” 

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet