Bir Cenaze Hikâyesi

Yörük Kadınları – Fikret Otyam / 1996

 

İnsan öldüğünü hemen anlamazmış derler. Başkalarının, ölü bedenini yıkamasını, kefenlemesini uzaktan izlermiş. Ne zaman ki tabuta yatırırlarmış, kalkmaya yeltenirmiş de kafasını tabutun kapağına çarparmış insan. Tak! Kafasını vurdu mu da ayarmış artık. Çıkarmış ruhu bedeninden, tabutun etrafında ağlaşan sevdiklerinin arasında dolanır, “Buradayım, ölmedim ben.” der dururmuş. Hiç kimse fark etmezmiş. Sonra öylece yürürmüş mezarlığa kendi tabutunun yanında. Tüm bu hüzünlü hikâyenin gerçek olmadığını anneannemi kaybettiğim zaman anladım. Otuz beş yaşındaydım, kızım ise altı. Tek yaşamış, tek direnmiş ve tek başına da gitmişti anneannem. Bir Kasım sabahı buldular bedenini banyoda. Nasıl ettim, ne ettimse ertesi sabah erkenden evine varmıştım. Ilık, parlak bir sabahtı. Sonbaharın ölümü göğsünde sakinleştirdiğini, o gün anneannemin arka bahçesindeki kırmızı, sarı, kahverengi yaprakların döne döne yere düşüşlerini izlerken gördüm. Ölümden bîhaber çocuklar koşuşturuyordu avluda. Dolgun, koyu turuncuya çalmış hurmalardan bal damlıyordu. Yağmur, çamur cenaze aşına izin vermeyince anneannemi gömüp Temmuz’da buluşmak üzere apar topar evlerimize döndük. Neredeyse kırk yıl “Ali’min yanına gideceğim, ciğerim.” diye diye yaşamıştı anneannem ve işte şimdi Ali’sinin yanında yatıyordu. Israrlarımıza rağmen hiçbirimizin yanında yaşamayı kabul etmeyip Ali’sine gelin olarak girdiği bu evi hiç terk etmemişti. Anneannemin gidişiyle evin sonsuza kadar kapatılacağını düşündü konu komşu. Bırak evi kapatmayı, kapısına kilit vurmayı, evi eskisinden daha fazla canlı tutmaya çalıştık. Büyük teyzemler bahar başında gidip elden geçirdiler evi, bahçeye bostanlar ektiler. Bahçedeki bir domates fidesi tomurcuk verdi mi anneannem gitmemiş gibi geliyordu hepimize.

 

Her şeyi ince eleyip sık dokuyan bir kadındı anneannem. Evlatlarını da öyle büyütmüştü. Hepimiz, Temmuz başında aş için toparlandık. Bu, onun aşıydı. Her şey, ona layık, onun bizlere öğrettiği gibi neredeyse kusursuz olmalıydı. Aş için köylere haber salınmış, besili dört büyük çebiş çoktan hazırlanmıştı. Üç teneke Vita yağ, iki çuval karakılçık bulgur, iki çuval kuru fasulye, bir çuval nohut. İlçenin en meşhur, eli en tatlı aşçısı Şükrü amca daha biz söylemeden cenaze aşı için gelip dayımlarla konuşmuştu. Çuvallar ve yağ tenekeleri ortancalarla dolu avluya dizildi. Cebişleri bahçedeki duta bağladılar. Evin en küçükleri olunca bize ayak işleri düşüyordu, ben de bol bol evin odalarında dolanıyor, eski valizleri karıştırıyor, bahçedeki ağaçların arasında geziniyordum. Anneannemi ilk kez bahçeye sigara içmeye indiğimde gördüm. Çebişleri seviyordu. Onları, yolduğu otlarla besliyordu, hayvanların başlarını okşuyordu. “Anneanne.” dedim, ses etmedi. Hayvanların boyunlarına sarıldı. “Buradayım, ölmedim.” demedi. Sonra dut ağacının altındaki eski sokunun başına gitti. Sokunun içine su dolmuş, dibi yosun tutmuştu. Suda yüzen yaprakların gölgeleri güneşin parlaklığıyla sokunun dibine yansıyor, titrek gölgeler, suyun içinde irili ufaklı balıklar gibi yüzüyordu. Anneannemin yüzüne sudan bir ışık yansıdı. Anneannem eğildi, sudaki yaprakları ayıkladı, suyu apak etti, kayboldu gitti. Annemin beni çağıran sesiyle irkilip ara ara arkama bakarak yukarı çıktım. Aş için, nohutlar, fasulyeler ve bulgur seçilecekti. Mahalleden anneannemin beş, altı komşusu çoktan sinilerin başına oturmuşlardı. İşleri hep beraber yaptık. Annemler, dayımlar, biz, komşular… Ayıklanıp temizlenenleri yeniden boşalan çuvallara koyduk. Sabah aş meydanına gitmek üzere yola çıkacak çuvalları, eski yerlerine dizdik. Gece tuvalete gitmek için avluya çıktım. Baktım anneannem çuvalların başında, güzel seçmiş miyiz diye onları tek tek kontrol ediyor. “Anneanne,” dedim yine. Hiç korkmadım, tuhaf. “Merak etme, git sen.” dedim. “Sevdiğin gibi karakılçık aldılar bulguru.” Dinlemedi, gevşemiş şeşyesini çenesinin altından sıkıştırdı yeniden, bulguru elledi. “Ey!” dedi, merdivenlerden asmaya yönelip kayboldu, gitti. Gidip yorgun bedenimle sert yatağa uzandım. Annemler şafak sökmeden uyanmış, kahvaltı bile etmeden aş yerine gitmişlerdi. Bir parça ekmeğe tuzlu yoğurt sürüp kızımın ağzına atar atmaz yanlarına biz de gittik. Bizimkilerden ve birkaç görevliden başka kimse yoktu. Çebişler kesilmiş, etler doğranmış hatta et suyu kaynamaya bile başlamıştı. Komşu teyzelerin yaptıkları şişperekler tepsi tepsi dizilmişti. Aşçı Şükrü koca lakını odun ateşine şafakla oturtmuştu. Harlı ateşten kurtulmaya çalışırcasına tavana yükselen alevler lakının kara gövdesini yalıyor, büyüyüp küçülüyorlardı. Sonra on kavanoz tuzlu yoğurt geldi. Annem tuzlu yoğurtları duvarın üzerine kendi elleriyle dizdi. Bu kez anneannemi, Şükrü amcaya su vermeye gittiğimde lakınların başında gördüm. “Yoğurdunu bol koy ağam.” dedi. Aşçı Şükrü son kavanozu da çorbaya döküp dev, tahta çomçayla çorbayı savurdu. Anneannemin ellerinde damarlar görünüyordu. Gittim, ellerini sevdim, elleri sıcacıktı. İlk kez orada baktı bana, gülümsedi. “Kevgiri ver hele ciğerim.” diye seslendi, ben de verdim. Damarlı, kocaman elleriyle kuru fasulyeyi karıştırdı. Yemeğin tadına baktı, hoşnut oldu. Bir an kızımı kontrol etmek için başımı çevirdim ki anneannem yoktu. Kevgiri ne ara elime tutuşturmuştu bilmem. Aş meydanı çok kalabalıktı. Handan teyze şerbete buz kalıplarını atıp, karıştırıyor; temmuz güneşine dayanamayan kalıplar hemencecik eriyordu. “Handan hanım.” dedi anneannem, başıyla şerbeti işaret etti. Handan teyze sonra şerbeti tattı. Anneannem Handan teyzeyi memnuniyetle izledi.

Bir kızıma koşuyor, bir anneme yetişmeye çalışıyor, bir yandan da eşe, dosta, akrabaya hoş geldiniz diyor, yer gösteriyordum. Kalabalıkta, karmaşada ara ara anneanneme rastlıyordum, ona gülümsüyordum. Aş dağıtılmadan önce duası başladı. Ortalıktaki uğultu yerini çamların sesine bıraktı. Ayakta kalanlar bir boş duvar dibi buldular, yerleştiler. Yorulan kızımın iyice uykusu gelmişti. Başıma aceleyle bir yazma örttüm, arabadan getirdiğim bir çulu yere serip sırtımı bir çama verdim. Kızımı ayağıma koyup bir yandan duayı dinlemeye başladım. Annemlerin ağlayışını izlerken bir yandan da kızımı sallıyordum. Öğle sıcağına, cırcır böceklerinin kuru gürültüye karışan seslerine dayanamayan kızım uykuya dalıp gitti. Bacağıma tırmanan birkaç karıncayı sadece gözlerimle takip ettim, kız uyanmasın diye ellemedim. Başımdaki sarı örtü kaydı gitti. Üzerime çöken ağırlık ve sırtıma batan çamın gövdesi beni iyice yormuştu. Ben de etrafta dolanıp duran, yemeklerini yiyen insan kalabalığına daldım. Bir an yine anneannemle göz göze geldik. Uzaktan, gözlerimin içine baka baka bana doğru yürüyordu. Yüzünde güzel, kırık bir gülümseme vardı. Yanı başımda durdu, başımdaki örtüyü düzeltecek sandım, düzeltmedi. “Anneanne.” dedim. Eğildi, yanıma çöktü. Ayaklarımda uyuyan Ayşe’ye baktı. “Aynı senin küçüklüğün Fatma’m.” dedi.  Gülümsedim. “Ayşe, Ayşe.” diye seslendi. Yanımda, omzumdaydı anneannem ama sesi çok uzaklardan geliyordu. Şöyle bir kalabalığa döndü sonra yine, tüm evlatlarını tek tek gözleriyle seçti. “Emzirdiğim sütler ışık olsun hepinize ciğerim.” dedi. “Ciğerim Fatma’m, kötü kıza iyi bak.” diye tembihledi sonra. Tamam, bile diyemedim, sanki tamam desem yok olup gidecekmiş gibiydi. Ayşe’m huzurla uyuyordu, şortunun üzerinde bir karınca geziniyordu. Doğruldu, ağır ağır yürümeye başladı anneannem. Pat pat motorun sesini duydum birden, “Limonlu yaz buz, limonlu yaz buz.” diye bağıran dondurmacının sesi sonra geldi. Giderek küçülen, uzaklaşan anneannem ile yaz buzcunun arasındaki asfalt yolda turuncu saçlarımla, yeni dökülmüş süt dişlerimle koşuşturan küçük bir kız çocuğuydum o an. Motorun gürültüsüyle uyanan Ayşe ayağımda geriniyordu. “Kötü kız, gel bakalım.” deyip kucakladım onu, terlemiş sırtını sildim başımdaki örtüyle kızımın. Anneannemi bir daha göremeyeceğimi biliyordum. Ayşe’nin elinden tutup yaz buzcudan limonlu dondurma almak için yürürken ılık bir meltem değdi yüzüme. Sıcacıktı, anneannemin elleri gibiydi.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet