Bir Göçmen Türküsü

sacco_vanzetti04

Biliyoruz ki şu günlerde Türkiye biraz karışmış; siyasetçisinden hukukçusuna, başbakanından halkına kadar, herkesin şaşkın olduğunu, psikolojik bir travma içerisinde olduğunu belirtmek istiyorum ya da ben öyle farz ediyorum. Cemaat-hükümet kavgası, internete sansür, Gezi Olayları, Uludere Katliamı, 17 Aralık yolsuzluk operasyonları ve savcıların görevlerinden alınması gibi birçok trajikomik olaylar yaşadığımız bir dönemdeyiz. Buradan hareketle Türkiye politik gündemini işgal eden bir çok mesele ile karşı karşıya olduğumuz aşikar. Şimdi istiyorum ki bu politik kargaşadan biraz olsun uzaklaşalım ve tarihi bir mesele olan Nicolo Sacco ve Bartelemeo Vanzetti (Amerikan Adli Tarihinin yüz kızartıcı meselesi) olayını bir gündeme getirelim:

Tarih boyunca nice insanlar daha iyi bir gelecek, daha iyi bir yaşam sürmek için umutlarını, özlemlerini, beklentilerini sırt çantalarına doldurup göç yollarına düşmüşlerdir. İnsanlar göç ettikleri yerlerde umduklarını bulmuşlar mıdır bu ayrı bir konu ama insanoğlu hiçbir zaman düşlediği dünya fikrinden vazgeçmemiştir.

İşte Amerika da bir zamanlar göç alan, göçmenlerin akınına uğrayan ülkelerin başında geliyordu. 19 yy’da dünyanın farklı yerlerinden gemiler dolusu emekçi, işçi nice zorluklardan sonra Amerika’ya gitmeye devam ediyordu. Avrupa’nın birçok yerinden gemiler insanları Amerikan limanlarına taşıyordu. İşte bu hikayemizin ana kahramanlarından ikisi Sacco ve Vanzetti’nin adları günümüzde tüm dünyada yankılanıyor. Yaşamları sayısız makale, kitap, tiyatro ve filme konu oluyor. Kader yoldaşları olan bu iki isim, Dünya işçi ve emekçilerinin yüreklerinde altın harflerle yazılı.
Amerikan işçi sınıfının mücadelesi çok çetin ve zorlu, bir o kadar da bedeller ödenen kanlı bir mücadeleydi. Birinci emperyalist savaştan büyük bir dezavantaj ve yenilgiyle çıkan Amerika’da sular bir türlü durulmuyordu. İşçiler örgütlenmek için konfederasyonlar kurarak mücadele ediyorlardı. 1919’da ise 350 bin işçinin katıldığı büyük grev gerçekleşti ve sonrası…

Ve kızıl tehlike konusu işlenmeye başladı. Sömürücü egemen sınıflar ilerici sosyalist, anarşist kısacası düzene karşı gelenleri hedef alıp, tutuklatıyordu. Gerçek Amerikalılar’ın üstün insan olduğunu ileri sürerek kafatası avcılığı yapan Ku-Klux-Klan örgütü olaya müdahil ettirilirken, diğer taraftan düzene muhalif herkes tutuklanıyordu. Şimdi bu iki dev yürekli insanlardan bahsetmeden önce Amerikan İşçi Hareketleri’ne az da olsa değinmek yerinde olacaktır.

1880’li yıllar; otomasyona geçilmediği için manifaktüreldi. Kol emeğinin yani manuel sistemin kullanıldığı ve çalışma şartlarının çok kötü olduğu yıllardı. Küçük çocuklar, kadınlar zor şartlar altında karın tokluğuna çalıştırılıyordu. Günde 18 saate varan çalışma şartları insanları bezdiriyordu. İşte bu çalışma koşulları ileride yaşanacak büyük olayların tetikleyicisi, haber vericisi olacaktı. İşçiler bu vahşi sömürüye bir dur demek için büyük kitleler halinde en önemli silahına yani greve sarıldılar.

1886’da Mc. Cormick Harvester fabrikasının işçileri greve başladılar. Polis ve pinkerton ajanları mermi yağmuruna başladılar. Polis kurşunlarının hedefi olan altı işçi feci şekilde can verdi. Bu acı olaydan sonra işçi liderleri işçilerin kanı yerde kalmayacak diyerek Haymarket Meydanı’nda (Samanpazarı Meydanı) büyük bir miting yapma kararı alırlar. Amaç, günlük çalışma süresinin sekiz saatle sınırlandırılmasıydı. Konuşmacılar Albert Parsons, August Spies ve Samuel Filden’dı. Konuşmalar yapılmış ve miting dağılmıştı ki polis işçilerin etrafını sarmaya başladı ve o anda meydana bomba atıldı. Rastgele açılan ateş sonucu altı polis ve on işçi öldü ve yüzlerce işçi yaralandı. Hükümet ve gazeteler bu olayın sorumlusu olarak işçi önderlerini tutuyordu. Oysa ki Albert Parsons miting esnasında şöyle bir konuşma yapmıştı:

“Saygıdeğer işçi kardeşlerim! Buraya toplanmamızın amacı şiddet çıkarmak değil, haklarımızı istemek ve savunmak kararlılığında olduğumuzu göstermektir. Sizlerin en küçük bir taşkınlık yapmayacağınızın inancındayız. Ancak nereden geleceği belli olmayan taşkınlıklara kanmayın. Bizimle yasal yollardan bile baş edemeyenler, aramızda karışıklık çıkartarak toplum ve devlet gözünde bizi şiddet yanlısı göstererek yok etmeyi hedefleyebilirler. Bu yüzden kavgaya fırsat vermeyin.”

Ne yazık ki Albert Parsons bu iyi ve içten konuşmayı yapsa da kendisinin ve arkadaşlarının idamını engelleyemeyecekti. Yargılamalar aylarca sürdü. İşçi liderleri; August Spies, Albert Parsons, Michael Swab, Louis Ling, George Engel, Samuel Filden ve Adolf Fischer Haymarket olayında karışıklık çıkartıp bomba attıkları suçlamasıyla 11 Kasım da idam edildiler. Daha sonra Michael Swab, Samuel Filden ve Louis Ling’in cezaları müebbete çevrildi. Bu trajik olay Amerikan adli tarihini yüz kızartıcı davası olarak hep zihinlerde olacak.

 

İşte Sacco ve Vanzetti de idam edilen işçi önderleri gibi daha iyi ve insanca koşullar altında çalışmak için İtalya’dan Amerika’ya göç etmişlerdi. New York’a yerleştiler. Taş kırıcılığı, dökümhane, lokanta, bulaşık yıkama, fabrika, ayakkabı imalatı ve balıkçılık gibi çok çeşitli işlerde çalıştılar.

cleveland

15 Nisan 1920’de Morril ayakkabı fabrikasının veznedarı ve bekçi; bankadan aldıkları 15 bin dolar para ile fabrikaya dönerken kurşunlanır. Her zaman olduğu gibi gözler göçmenlere çevrilir. 5 Mayıs’ta Sacco ve Vanzetti bir arabada yakalanır. Suç; bir veznedar ile bir bekçiyi öldürmek ve soygun yapmaktır. 14 Temmuz 1921’de duruşmada suçlu bulundular. Bunun üzerine Amerika, Avrupa, Avustralya, Afrika ve Sovyetler Birliği’nde insanlar sokaklara dökülür. Bir anda her yanda onların adları duyulur olur. Bütün dünya kardeşlik ve özgürlük düşlerini hayal etmekten başka suçları olmayan bu iki göçmen yiğidin masumiyetine inanmıştır.

 

1921 - Londra

1921 – Londra

Mahkeme tam yedi yıl sürer. İdam kararı 10 Temmuz 1927 de verilir. Hiçbir suçları olmadığı kesin olduğu halde ölüm cezasına çarptırılırlar. Sacco ve Vanzetti ile birlikte hapis yatan hırsız ve cinayet suçlusu Madeiros’un idam edilmelerine an kala papazla arasında geçen diyalog çok çarpıcıdır:

 

– Papaz istemiyorum!

– Neden papaz istemiyorsun?

– Çünkü papaz kendisiyle birlikte korkuyu getirebilir. Şuan korkmuyorum. Korku dünyanın en dehşet verici şeyi. Oysa burada şimdi iki arkadaşım Sacco ile Vanzetti var. Benimle konuştular. Korkularımı giderdiler. Dua edecek bir şey yok. Kendime iki dost buldum.

22 Ağustos 1927 günü zifiri karanlık bir gecede Sacco ve Vanzetti bir avuç izleyicinin gözleri önünde idam edilirler.

Vanzetti’nin; Sacco’nun oğlu Dante’ye mektubundan bir kesit:

‘’Hiç aklından çıkarma Dante, eğer birisi baban ve benim hakkımda başka bir şey söylerse, o, masum ölülere, yürekli bir şekilde yaşamış insanlara küfreden bir yalancıdır. Şunu da iyi bil ve hatırla Dante, eğer baban ve ben, kalleş, riyakar, dönek insanlar olsaydık ölüme gönderilmezdik. Biz suçlu değiliz, bizi bir yığın uydurma ve yalanla mahkum ettiler. Yeniden yargılanmamıza karşı çıktılar ve eğer yedi yıl, dört ay, on bir gün süren tarifsiz acılardan sonra bizi idam ediyorlarsa, bunun sebebi sana demin söylediklerimdir. Çünkü biz yoksullardan yanaydık, insanların insanlar tarafından ezilmesine ve sömürülmesine karşıydık.’’

Sacco ile Vanzetti, her karış toprağında masum insanların kanı olan Amerikan topraklarından bütün dünyaya yankılanan bir göçmen türküsüdür. Haksızlıkların, idamların, eşitsizliklerin ortadan kaldırılması mücadelesi devam ediyor. Ta ki Sacco ve Vanzetti’nin düşlediği dünyaya varana dek…

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet