Beklemeye Yenilmek

Üsküdarlı Hoca Ali Rıza – Köy Meydanı / 1923

 

Yağmurun kırılıp dökülen saçlar misali okulun her köşesine düştüğü o sabah, sırada görememiştim Berçem’i. Normalde çoban köpeklerinden korktuğundan ortaokula giden abisiyle birlikte erkenden gelir, ilkokulların sıra olacağı yerin kaldırımına oturup hikâyesini okurdu. İstisnasız ilk derslere geç kalmaktan müdürün odasını yol eylemiş ben, onunla olma sevdasına tutulduğumdan beri okula erkenden gelip onun oturacağı yere oturur, hikâye okur gibi yapardım. Geldiğinde bazen günlerdir aynı sayfada takılı kalan hikâye kitabımı bir kenara bırakıp ona hep aynı teklifi yapardım.

“Gel Berçem, benim oturduğum yer sıcaktır. Sen gızsın çabuk soğursun, buraya sen otur.”

Önceleri pek oralı olmasa da zamanla bana iyice alışmış, davet beklemeden ısıttığım yere oturur olmuştu. Kimi zaman hikaye okur kimi zamansa çocukça hayallerimizden, arkadaşlarımızdan bahsederdik. Vakit özenle ve incelikle akıp nöbetçi öğrenci okula giriş zilini çaldığında ise karısına yepyeni elbiseler almış bir babanın gururunu duyarak sıraya geçerdim.

Teneffüslerde gözüm hep Berçem’in olduğu yönde olurdu. Ebe oynayan çocuklar ona çarpacak gibi olduğunda ya da ortaokulların oynadığı top ona vuracakmış gibi havada süzüldüğünde, içimden on tane ben çıkardı. Bu uğurda benden büyük öğrencilerden tokat yeme pahasına önüme düşen topa vurup okulun duvarlarından aşırdığım bile olurdu.

Geçen bunca yıla rağmen Berçem’le olan anılarım, hafızamın tek altı çizik kısımlarıydı. Güldüğünde dudaklarının kenarları uzadıkça uzar, benim elim ise böğrümde kalırdı. Çekikti renkli bakışları. Bazen bana ne yaptığımı öyle bir unutturdu ki sadece onun gözlerinin içinde oynamak isterdim. Ne de güzel bakardı, pırıl pırıl. Köyümüz aynıydı fakat onun başka bir memleketi daha olmalıydı. Benim kalbimdeyse bir de onun için ayrılmış bir odacık…

Anı binadaydık Berçem’le ama sınıflarımız ayrıydı. Aramızda, yanan sobanın isinden siyahlaşmış, üzerinden sökülen bantlardan boyası kalkmış ve bir türlü ısıtamadığımız soğuk bir duvar vardı. Derste öğretmenimin sorduğu sorulara, sırf sesimi o duvarın ardındaki Berçem’e duyurabilmek için bağırarak cevap verirdim. Öğretmenimin zamanla bu durumdan rahatsız olup bana söz vermediğini anlayınca arkadaşlarımın cevaplayamadığı sorulara bile bildiğim halde parmak kaldırmak istemezdim. Ama hiç kızmadım öğretmenime. Bir keresinde anneme: “Çok teşekkür ederim Sabiha abla, Samet artık okula hiç geç kalmıyor sayende, aynen böyle devam etsin,” dediğinde annemi o kadar mutlu etmişti ki ona kızmaya cesaret edemezdim.  Ne kadar okula geç kalmamamın sebebi olan Berçem’in hakkını yemiş olsa da annemin yüzüne iliştirdiği o mutlu ve gururlu tebessümün hakkı daha ağır basardı hep.

Abim hasta numarası yapıp babamla koyunların peşine gitmediği zamanlarda onunla ben giderdim. Diğer üç kardeşim bizden küçük olduğundan babam onları almazdı yanına. Sürü akıp kendine güzel bir yer bularak otlamaya başladığında, babamın beni duymayacağı bir yere gider karşımda Berçem varmış gibi konuşmaya başlardım. Anamın pişirdiği ekmeğin içine koyduğu peynirden önce ona uzatır “Ben yemeycem sağ ol Samo,” deyişini duyduktan sonra da ben yerdim.

Hiç unutmam bir gün sınıfımıza müdür gelmişti. Öğretmenimize “Hocam, Naciye öğretmen hastalandığı için rapor almış, okula gelemeyecek. Çocuklar geri kalmasın sınıfları birleştirelim de öğretmenleri gelene kadar birlikte ders işleyin.” dedi. Bunun ne demek olduğuna uyandığım, kıpkırmızı kesilen kulaklarımdan anlaşılıyordu. O, Berçem. Bizim sınıfta, benim olduğum sınıfta. Çöpe kalemini açmaya gittiğinde, sırasının örtüsünü serdiğinde, yazı yazdığında, su içtiğinde karşımda, benim yanımda olacaktı. Kısa zaman sonra tekrar kapı çalıp ortaokul öğrencileri sıraları taşımaya geldiğinde onlara yardım etmek için bir koşuşum vardı ki öğretmenim bile “Oğlum yavaş, belini inciteceksin şimdi. Bırak çocuklar taşıyor işte, sana ne oluyor,” demişti. “Bana ne oluyo olur mu örtmenim, bana ne oluyo olur mu?” deyivermiştim fark etmeden.

Sıralar yerleştirilip yan sınıftaki öğrenciler birer birer bizim sınıfa girdiğinde yerini unuttuğum kalbimi, olmayan sıra altında aramaya çalıştığımı hatırlıyorum. Berçem içeri girdiğinde sınıfımızın kepenkleri kapansa da artık içerisi kararamayacak gibiydi aydınlığından. Tahtanın önüne dizildiler önce, sonra öğretmenimiz onları yerleştirmeye başladı. Berçem’i benim yanıma oturtması için öğretmenin gözlerine öğle bir kenetlenmiştim ki başka bir yere baksam hiç yanıma gelemeyecekti sanki. Ama başaramamıştım. Bakışlarım anca onu ön sırama getirmeye yetmişti. O günden sonra dersler başka bir hal almıştı benim için. Öğretmenimin takdirini hiç olmadığı kadar çok kazanmak istiyordum. Verilen ödevleri en muntazam şekilde yapmak evdeki en önemli hedefim haline gelmişti. Burnumda ise her ders Berçem’in saçlarının o dağ çiçeği kokusu…

İşte tam da her şey böyle güzel giderken yağmurlu bir günün sabahında okulda görememiştim Berçem’i. Hemen ortaokulların olduğu tarafa giderek abisine bakınmıştım. Onu da görememiştim. Şehre gitmişlerdir, diye geçirmiştim içimden. Ya hastaneye ya da alışverişe ne olacaktı ki başka. O gün benim için dersler hiç olmadığı kadar sıkıcı geçmişti. Hiçbir şey de dinleyememiştim. Dersleri bitirip ödevlerimizi yazdıktan sonra öğretmenimiz  “Kim Berçemlerin evine yakın oturuyor?” diye sormuştu. İşte şimdi olan biteni öğrenebilecektim çünkü öğretmenimizin neden bu soruyu sorduğunu biliyordum. “Bizim örtmenim, bizim evimiz Berçemlerin yanındadır, ödevlerini ben götürürüm,” diyerek kolaycacık yalan söylemiştim. Nerden bilecekti öğretmenim bizim evimizin köyün girişinde, Berçemlerin ise çıkışında olduğunu.

Sınıftan en son ben çıkmıştım o gün. Sanki bütün günün sancısını, Berçemlerin evine gideceğim için çekmiştim. Bu şansı iyi kullanmak istiyordum ama ne yapabilirdim? Ona bir hediye hazırlamak gelmişti aklıma. Resim defterimden sayfa koparıp güzel bir resim çizdim. Resmi de defter sayfasından koparıp yaptığım bir zarfın içine koydum, düştüm yola. Yol, ayaklarımın altında uzarken heyecanım artarak beni daha canlı tutuyordu. Yürürken hayallerim, köyün taşlı ve dar sokaklarından gökyüzüne taşıyordu. Köyü ikiye ayıran yolun karşısına geçip de kafamı kaldırıp ileriye baktığımda görmüştüm. Orasıydı, bizim köyle komşu köyü ayıran mezarlığın karşı tarafında. Üstüne kalın mavi naylon çekilmiş toprak damlı, yeşil kapılı o ev Berçemlerin eviydi. Bizim köyde bahçe kapıları çoğu zaman açık kalırdı. Kapalı olsalar bile o evin duvarların bir yerinden tahtalarla kapatılmış ufak bir geçit illaki olurdu. Eve yaklaştığımda hafif aralık demir dış kapıdan bahçeye girdim. Evin kapısının önünde birkaç koltuk ve mutfak eşyaları vardı. Onları görünce Berçemimin annesine temizlikte yardım ettiğini, o yüzden okula gelemediğini düşünmüştüm. Heyecanıma içimin sıcaklığı eşlik ederken ilerleyip kapının tokmağını çaldım. Açan olmadı. Tekrar çaldım yine açan olmadı ve sonra tekrar, tekrar… İçimi tarif edemeyeceğim bir his kaplamıştı. Usulca perdesi olmayan camın kenarından içeriye doğru baktığımda ise gördüğüm karşısındaki şaşkınlığımı hala unutamıyorum. Bomboş bir ev.

Hiçbir zaman alışamadım Berçem’in bu ani gidişine. Bolluğum kıtlığa dönüşmüş, yüzümdeki düzlükler boş çukurluklara dönmüştü. Köydekilerden duyduklarıma göre babası bir kavgaya karışmış, iş kan davasına kadar gidince de alıp götürmüştü evi başka bir şehre. O günden itibaren ara ara uğrar, gelip gelmediklerini gizlice kontrol ederdim, elimde vereceğim ödevler ve mektubumla. Sıklıkla rüyalarıma giren öğretmenim kaç defa “Hiç sevdiğinin arkasından öylece bakıp durur mu erkek? Yaprak mı ki sevdiğin savrulup yanına düşecek?” diyerek beni sözlüye çekerdi. Ben ise “Allah onu bana ödünç verdi, demelli vermedi ki örtmenim,” diye cevap verirdim. Kabul etmez, düşük not verirdi. En berrak inancım ve en canlı gerçekliğimle uzun bir süre bekleyip dursam da; Bursa’ya taşındıkları söylentisinden başka bir şey elde edemedim. Beklemeye yenildim..

Ortaokulu köyde bitirdikten sonra liseyi Mersin’de yatılı okudum. Okulu bitirene kadar sadece bir iki kez gelmiştim köye. Üniversiteyi kazanıp da bizimkiler de bu vesileyle İstanbul’a gelince, köyle bir kaç büyüğümüz dışında bağımız kalmamıştı. Daha ilkokuldayken başlamıştı zaten birçok hane büyük şehirlere göç etmeye. Dedemin cenazesi olmasa yine gelmezdim buralara da ne dedem toprağından ayrı kalmak isterdi ne de ben böyle bir vefasızlık yapabilirdim. Sahi, ne kadar uzun zaman olmuştu? Son geldiğim günün üzerinden kaç vakit geçmişti? Şimdi çocukluğumun geçtiği yerde, bir eksikle…

Dedeme olan son görevimizi de yaptıktan bir hafta sonra dönüş yoluna koyulduk. Araçla köyün çıkışına vardığımızda çocukluk yalnızlığım Berçem’in evinin önünden geçtik. Buradayken kimi zaman bir gidip çocukluk hayallerimi yoklamak aklıma düşüyordu. Madem önünden geçiyoruz, görmeden gitmek istemedim, kim bilir bir daha ne zaman gelecektim. Aracı kullanan abime arabayı biraz durdurmasını söylediğimde hiçbir şey söyletmeden “Çabuk dönesin ha, amcamlar ilerde bizi bekliyor,” dedi ve ince bir bakış atarak önüne döndü.

Yeşilden kahverengiye dönen evin kapısının önüne geldiğimde orada en son dikilip durduğum gün geldi aklıma. Biraz ezilmiş, üzeri çizilmiş…  Sonra yüzümde tatlı bir tebessüm oluştu birden. Aklıma o zamanlardan kalma bir şey geldi ve heyecanla yerde sivri bir taş ya da ince bir odun aramaya başladım. Bahçeye girip evin girişine yaklaşmasam, o günkü zamana gitmesem belki de hiçbir zaman aklıma gelmeyecekti. Kapının kilidine en yakın yerden kolumun gireceği kadar bir aralık açtım. Oradan uzanıp ahşap kapının kilidine uzandım, kuruyup yere sıkışan kapıyı ardına kadar ittim. İçerde buralardan gitmeden, kapının altından attığım zarfı rengi tamamen atmış, yer yer çürümüş bir halde buldum. Alıp içini açtım. Açarken parça parça ellerime döküldü zarf. İçerisinde ise silinmiş olsa da belli belirsiz görünen el ele tutuşmuş iki çocuk. Biri Berçem, diğeri ben.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet