Atatürk Devrimleri

Atatürk devrimleri; tarihimizin en önemli ve en keskin dönüm noktalarından biridir. İlk sayımızda Cumhuriyet’in kuruluş dönemine ve bu dönemde faaliyette olan ‘istiklal mahkemelerine’ değinmiştik. İkinci sayımızda ise bu yazının devamı niteliğinde bir yazı hazırladık ve Atatürk devrimlerini araştırıp inceledik.

Atatürk devrimleri üzerine bugüne kadar birçok şey yazılıp çizilmiş olsa da hala bir çok konu muallaktadır. Bu nedenle bu konuyu siz okuyucularımızla bir kez daha gündemimize almaya karar verdik.

Devrimler; ülkemiz adına bir çok yenilik getimiş, eskideki bir çok şeyi de götürmüştür. Bu yazımızda devrimleri tek tek kendi başlıkları altında inceleyeceğiz. Bu sayede her ne kadar bütün devrimler birbirleriyle bağlantılı olsa da okuma ve anlama açısından böyle bir yola başvurduk. Ayrıca yazının sonundaki sonuç bölümüyle tüm devrimlerin ortak emellerini de incelemiş ve bu sorunu ortadan kaldırmış olduk.

Son olarak; devrimleri kronolojik olarak sıralamadığımızı da belirterek ilk başlığımıza geçelim:

sayfa-n1ddygi08a46zi7ner2i1v9p9q1dilxsa9e8lt8ctniijbhvo6

1) Harf Devrimi
Harf devrimi, belki de devrimler içinde en önemli olanı. Dil, iletişimin özüdür. Toplumsal bir varlık olan insanın ‘dil’ olmadan iletişimde bulunması da imkansızdır. (Hiyeroglif yazılar sembollerle işleyen bir dil yapısına sahiptir ve aslında bizim kullandığımız harfler de birer semboldür. Bu nedenle dil olmadan iletişim olması da söz konusu değildir.)
Yeni Türkiye’deki harf devrimi; her yerde büyük bir yankı uyandırdı. Gerek ülke medyasında gerekse Avrupa ve Sovyet medyasında konuyla ilgili bir çok makale yazıldı. Latin harflerinin kabulü konusunda pek bilinmeyenlerden birisi de bu devrimde Sovyetler’in oldukça önemli br payı olduğudur. Daha 2 Ağustos 1922 tarihinde Bakü’den Sovyet hükümetinin gönderdiği bir telgrafta; Latin harflerinin kabul edilmesi tavsiye ediliyordu.

Latin harfleri konusunda ülke içinde de bir çok kişi görüşlerini belirtmiştir. Özellikle dönemin yarı resmi Milliyet gazetesinde harf devriminin propogandası yapılıyordu.
Dil encümeni çalışmalarını sürdürürken; 1 Kasın 1928’de yeni alfabeye geçilmesini öngören kanun yasalaştı. Bu kanuna göre 1 Ocak 1929’dan itibaren bütün kurumlar yeni yazıya geçecekler, 1 Ocak 1930’a kadarki 1 yıllık dönemde de eğitim öğretimde yeni yazıya geçilmesi süreci başlayacaktı.
Dil encümeni çalışmalarını büyük bir yoğunlukla sürdürürken, bir yandan da ülkenin her yerinde yeni yazının öğrenilmesi için kurslar oluşturulmuş ve tüm halkın bu kurslara katılımı zorunlu hale getirilmişti.

Elbette ki yeni yazının yürürlüğe girmesine itiraz edenler de oluyordu. Ancak devletin uyguladığı yoğun sansürden dolayı gazetelerde bu durumla ilgili haberler çıkmıyordu.
1 Aralık’ta gazeteler de yeni yazıya geçtiler. Tabi bu durum gazete tirajlarının yarı yarıya düşmesine neden oldu. Ancak devlet gazetelere sübvansiyon uygulayarak bu sorunu çözdü.

Türkçe; beraberinde bir çok yeni durum ortaya çıkardı. Bir toplumun dilinin bu denli köklü değişimi yeniliklerin yanında, ciddi sıkıntıları da beraberinde getirdi. Özellikle de sanat ve edebiyatta. Osmanlı Türkçe’si oluşurken; edebi gereksinimleri karşılamak açısından özellikle de Farsça’dan birçok kelime alınmıştı. Yeni alfabeye geçişle, kelime hazinesinde oluşan boşluk da özellikle Fransızca ile dolduruldu. Bunun en önemli nedenlerinden birisi Fransa’yla yürütülen ortak çalışmalardır. Günümüzde Fransızca’dan dilimize geçen yaklaşık 5000 (beş bin) kelime vardır.

1930’lu yılların sonuna kadar dildeki değişim ve gelişim büyük bir hızla sürmüştür. Yaşanan bu keskin değişim, toplumun eski bağlarıyla tamamen kopuşunu gerçekleştirmiştir. Zaten bize göre, devrimin altında yatan asıl sebep de budur. Bir jenerasyon sonra, eski yazıyla basılan yayınlanan kitapların hiç birisi okunamaz duruma gelmiştir. Bu sıkıntıların giderilmesi günümüzde bile mümkün olmamaktadır. Lise müfredatında bulunan edebiyat derslerinden bildiğimiz Baki, Fuzuli gibi edebiyatçılarımızın yazdığı gazelleri; çeviri yoluyla okuyabiliyoruz. Bir insanın kendi atası sayılan bir edebiyatçıyı çevirme yöntemiyle okuyabilmesi elbette hoş bir durum değil. Ancak, latin harflerinin gelişinin yararları da elbette ki mevcuttur. Latin harflerinin getirdiği en önemli özellik; kolay öğrenilme ve Avrupayla dil konusunda ortaklaşmadır. Dilin yenileşmesi sürecindeki sıkıntılardan birisi bütün kelimelerin yenileştiriliyor olmasıydı. Ancak Falih Rıfkı Atay gibi yazarlar; sadece gerekli olduğunda bu değişikliklerin yapılmasını öngörüyordu. Reis mi Başkan mı, İdare mi yönetim mi, gibi karşılaştırmalı soruların cevabı olarak işte bu fikirler savunuluyordu. Buna bir verecek olursak; ‘gerdune’ yerine ‘araba’ demekte bir sakınca yoktur. Ancak ‘otomobil’ kelimesinin dilimizde ne işi vardır? Harf devrimi, başlı başına öyle bir olaydır ki, sancıları bugün bile devam etmektedir. O dönem yaşanan karışıklıkların birçoğu bugün de devam etmekte ve hangi kelimenin nasıl kullanılacağı, dilimize nasıl geçeceği konularında birçok kez mütabakata varılamamaktadır. Halbuki; Falik Rıfkı Atay’ın 17 Ocak 1939 tarihli Ulus gazetesinde çıkan yazısında belirttiği gibi; dilimizi yenileştirmeli ama özentileştirmemeliyiz. Yani; yukarıda belirttiğim örnekte olduğu gibi; yeni Türkçe kelimeleri kullanmalı ama zaten dilimize yerleşmiş olan ve yabancı bir dilden karşılığını bulamadığımız kelimeleri de kullanmaya devam etmeliyiz.

2) Laiklik

Atatürk devrimlerinin günümüzde hala canlı olanlarından bir tanesi de laiklik. Laiklik kavramının ne olduğu konusunda lisede bize bazı cümleler ezberletilse de laiklik deyince görüyoruz ki hala birçok insanın kafasında net bir tanım canlanmıyor. Laiklik Fransızların icadı olan, kelime olarak da Fransızca’dan Türkçe’ye geçen bir kelime. En basit anlamıyla laiklik; devlet yönetiminde bilimsel, çağdaş verilerin kullanılmasıdır. Ama biz bu cümleyi hep tersten yazdık: ”devlet yönetiminde dine başvurmamak” şeklinde. İlk bakışta aynı gibi görünse de aslında bu iki cümle farklı anlamlar içeriyor.

Kısaca laikliğin dünya üzerindeki gelişimine bakarsak; laiklik özellikle Orta Çağ Avrupa’sında kök salmıştır. Siyasi, ekonomik ve günlük hayatın düzenlenmesinde sadece dinin referans alındığı bir dönem olan Orta Çağ’dan çıkışın yolu laiklik oldu. Rönesansla birlikte önce bilimde sanatta yapılan atılımlar, ardından da eğitim ve siyasette gelen laiklik etkileriyle Avrupa; aydınlanma çağına girmiştir.

Türkiye’de ise laiklik birden bire; kimse bir şey anlamadan, bir kaç yıl içinde ülkemize girdi ve yerleşti. 8 yıl önce ‘halife’ tarafından yönetilen bir ülkede, 8 yıl sonra ‘laik’ bir devlet düzeni hakim oldu. Her devrimde belirttiğimiz gibi bu devrimde de geçiş çok sert, çok hızlı ve doğal olarak da çok sancılı olmuştur. 1924’deki Tevhid-i Tedrisat kanunu, 1926’daki Medeni Kanun gibi yasalarla teker teker tüm alanlarda laiklik sistemi hakim kılındı.

Elbette Tanzimat döneminden sonra Osmanlı’da özellikle eğitim alanınla laiklik çatısı altında sayılabilecek gelişmeler yaşanmıştır ancak bu gelişmeler; toplumsal bir uyanış ya da direnişe sebebiyet vermemiştir.

Saltanatın ve hilafetin kaldırılmasından sonra yaşanan bazı direnişlere geçen sayımızda değinmiştik. Bu iki makamın kaldırılması laiklik adına atılan en ciddi adımlardan ikisini okuşturmaktadır. Özellikle de Hilafet. Laiklik; devlet yönetiminin bilimsel verilerle düzenlenmesini öngörürken, Türkiye’de adeta bir Orta Çağ düzeninden kalma ‘Hilafet’le nereye kadar gidilebilirdi? Özellikle günah denilerek matbaanın 200 sene sonra Osmanlı’ya gelebildiğini düşünürsek.

Laikliğin önemli etki alanlarında birisi de tabi ki hukuk. 1924 yılında şeriat mahkemelerinin kaldırılması, ceza hukukunun getirilmesi ve yukarıda belirttiğimiz medeni kanunun yürürlüğe girmesi; hukuk alanındaki laiklik çalışmalarıdır. Şeriatın kestiği parmağın acıdığı anlaşılmış olacak ki hukuk alanındaki laiklik çalışmaları büyük bir hızla gerçekleştirilmiş ve 1930lu yıllara gelmeden neredeyse bütün dönüşüm tamamlanmıştır. Kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmiş olması biraz daha gecikmiş olsa bile bu durum; sürekli hızlı olması yüzünden eleştirdiğimiz Atatürk Devrimlerinin belki de en doğru adımlarından birisi olmuştur.

Laikliğin günümüzdeki etkileri ve durumu üzerine elbette bir bu kadar daha yazı yazılabilir. Ancak burada kısaca değinmek gerekirse; bugün ülkemizde hala laikliğin tam olarak anlaşılamadığı bir gerçektir. En ciddi yanlış algılardan birisi de laikliğin dinsizlik olarak algılanmasıdır. Tabii bunda Ziya Gökalp gibi ”aydınların” da etkisi büyüktür. Bugün; tek tek her bireyin diğerlerinin yaşam tarzına saygı duymasını bekliyorsak; laiklikle bir problemimiz olmaması gerekiyor. Özellikle şeriatla yöneltilen ülkelerde başı açık diye idam edilen kadınların olduğu gerçeğini göz önüne alırsak; laiklik toplumun her kesimi için olumlu etkileri olan bir devrimdir. Tabi bugün ülkemizde laikliğin tam olarak uygulandığını söyleyebilmek oldukça zordur. Özellikle de 80 darbesiyle okullara tekrar giren zorunlu din dersleri, bireylerin kendi tercihlerini yapmasında ciddi engeller doğurmaktadır.

Laikliğe yaptığımız tüm yorumlar sonrasında söylenebilecek en doğru şey şu olmalı: ne zaman ki birbirimizin hayatlarına saygı duymaya başlayacağız; işte o zaman ne laikliğe ne şeriata ne de başka bir sisteme gerek kalmayacak.

3) Hukuki Devrimler

1. Mecelle’nin Kaldırılması

Mustafa Kemal’in batılılaşma anlamında en büyük ataklarından biri hukuk devrimleridir. Bu bağlamda ilk icraatı Mecelle’nin ortadan kaldırılması oldu.

Mecelle; Şer’i hükümlere bağlı kalınarak hazırlanmış ve Osmanlı Devlet’inde uygulan hukuk sistemiydi. Tam adı Mecelle-i Ahkam-ı Adliye’dir.

Osmanlı Devleti son yarım asrını Mecelle’ye göre belirlemiş ve karar almıştır.

Mustafa Kemal’in kararıyla 1926 yılında kaldırılmış ve yerine İsviçre’den alıntılanan Medeni Hukuk yürürlüğe konmuştur.

Mecelle’nin kaldırılması salt Hukuk anlamında batılılaşma değil, Laikliğin yerleştirilmesi için bir adım oluşturmuştur.

Şer’i hükümlerin tamamı kaldırılmış ve yerine Batıcı-Laik bir hukuk sistemi yerleştirilmiştir.

2. Medeni Kanun’un Kabulü

Türk Kanunu Medenisi, Türkiye’de  17 Şubat   1926’da  İsviçre Medeni Kanunu  örnek alınarak  TBMM’de kabul edilen ve  4 Ekim   1926  tarihinde yürürlüğe konulan 743 sayılı kanundur. 1 Ocak 2002 tarihinde  Türk Medeni Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle yürürlükten kalkmıştır.

Literatürde kanunun getirdikleri şu şekilde sıralanır;

-Ailede kadın erkek eşitliği sağlandı.
-Resmi nikah zorunluluğu getirildi.
-Aynı anda birden fazla eş almak yasaklandı.
-Kadınlara meslek edinme hakkı tanındı.
-Hukuksal anlamda kadın-erkek eşitliği sağlandı.
-Patrikhanenin din dışındaki yetkileri kaldırıldı.

Olumlu yanları ağır basmakla beraber tam olarak yerleşememiş bir devrimdir. Kadınlara seçme-seçilme ve hukuki anlamda eşitlik getirdiği doğrudur ama hangi kadının seçilip-seçilemeyeceği bir merkezden alınan karara bağlı kılınmıştır. Halide Edip örneği bunu açıklar niteliktedir. Halide Edip yönetime (Mustafa Kemal’e) muhalefeti nedeniyle bu eşitlik ilkesinden yararlanamamış ve sürgün edilmiştir.

Biz Mustafa Kemal devrimlerinin hepsinde olduğu gibi bununda öznel nitelikte olduğu düşüncesindeyiz. Herhangi bir ideoloji bağlamında değerlendirildiğinde istediği yöne çekilecek olan devrimler, anlaşılmak için daha nesnel düşünceye ihtiyaç duymaktadır. Biz ise yorumdan ziyade düşünmeye yöneltebilecek şekilde aktarmak istedik.

08gc1-1

4) Şapka ve Kıyafet Devrimi

Mustafa Kemal’in gerçekleştirdiği her devrimde olduğu gibi bu devrimde de “Batılılaşma” fikri hakim düşüncedir. Batılılaşma akımı ekseninde gerçekleştirilen bu devrim, ilk dönemden bu yana hala en tartışılan devrimlerdendir. Çağdaşlaşmak için bunun gerekli ve yerinde olduğunu savunanların yanında, bu devrimi “Gardrop devrimi” diyerek eleştiren kesimlerde mevcuttur. Biz ise bu arada tarafsız bir gözle yaklaşmaya çalışarak yorumu okuyucuya bırakmak istiyoruz. Devrim öncesi ve sonrası değerlendirildiğinde karşımıza sağlıklı bir tahlil çıkacak ve bir fikir edinebileceğiz.

Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla eskiye ait her şey geride bırakılmak istenmiş ve sıfırdan başlayarak yeni bir toplum yaratılmak istenmiştir. Şapka ve kıyafet devrimi de bu nitelikte bir devrimdir. Kısaca bilgi vermek gerekirse;

– 1925 ve 1934’te yapılan iki kanuni düzenlemeyle yürürlüğe sokulmuştur.
– Öncelikle mesleki kıyafetlerle başlamıştır. Hemşire ve denizcilerin kıyafetlerinde bir düzenlemeye gidilmiştir. Fes konusunda değişiklik toplumda İslami bir muhalefet oluşturmuş ve özel olarak şapka devrimini getirmiştir.
– 25 Kasım 1925’te Şapka İktizası Hakkında Kanun ismiyle zorunluluk olarak yasallaşmıştır.
– Mustafa Kemal halkı şapkaya ısındırmak için yurtta gezilere çıkıyor ama toplumda hala eski kıyafetlere yönelim oluyor.
– 2 Eylül 1925’te Devlet memurlarına mesai içinde şapka giyme zorunluluğu getirilmiş ve cüppe ve sarığın din görevlileri dışında giyilmesi yasaklamıştır.
– Özellikle cüppe ve sarığın din görevlileri dışındakilere yasaklanması toplum içinde tepkilere yol açmış ve direniş hareketleri başlamıştır.
– Erzurum’da yapılan protestoda 13 kişi idam edilmiştir.
– Kayseri’de Şeyh Ahmet önderliğinde kalabalık bir grup protesto gösteri düzenlemiş ve 300 kişi tutuklanmıştır. Şeyh Ahmet daha sonra İstiklal mahkemesinde yargılanmış ve idama mahkum edilmiştir.
– Sivas’ta kararlar aleyhine bildiri ve afiş dağıtan bir çok kişi tutuklanmıştır. Bir kısmı daha sonra beraat ettirilmiş fakat ulemadan İmamzade Mehmet Necati Efendi ve Apdurrahman Efendi idama mahkum edilmiştir.
Rize’de direniş gösteren 143 kişi tutuklandı, 8’i idama mahkum edildi.

– Maraş’ta “Şapka istemeyiz” diye bağıran gruptan bir çok kişi tutuklandı, 5’i idama mahkum edildi.
– İstanbul Fatih’te gösteri yapan gruptan bir çok kişi tutuklanıp, Ankara’da yargılandı.
– Hükümet kadına yönelik bir yönetmelik getirmedi. Bazı yerel yönetimler kendi insiyatifleriyle peçe ve çarşaf giymeyi yasakladı.
– İskilipli Atıf Hoca Şapka devriminden 2 sene önce çıkardığı “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli kitapçık dolayısıyla idam edilmiştir. Bazı kaynaklarda Milli mücadeleye karşı olduğu için idam edildiği yazılsa da mahkeme tutanaklarında kitapçık dolayısıyla yargılanıp, idam kararı alındığını doğrulamaktadır.

Bu devrimi Mustafa Kemal’in batılılaşma düşüncesi, devrimi yapma şekli ve metodları, muhalefete karşı tavrı ve diğer devrimleri göz ardı ederek anlamak mümkün değildir. İncelememizi okurken bu eksende düşünmek ve değerlendirmek yararlı olacaktır.

Muhammed Zahid ERDOĞAN & Semih SAMYÜREK 

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet