“Anazarbos” Antik Kenti ve Anavarza Kalesi

 

8 Ocak 2018 günü. Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde güneşli bir hava vardı. Şehrin en işlek caddelerinden biri olan Hükümet Caddesi her zamanki gibi bir yoğundu. Koza Düşünce Dergisi’nin 22. sayısının son kalan birkaç kargosunu göndermek için PTT’deyken, yıllardır samimi bir dostluğum bulunan Uras Ayas, beni aradı. “Anadolu Rock” olarak tarifleyebileceğimiz müzik türünü icra eden ve adı “Anavarza” olan bir grupları var. Büyük kentler dışında müzikle yaşamaya çalışmanın zorluklarına göğüs geren bu arkadaşlar, inandıkları gibi yaşamanın doğruluğunaida direnenlerden. Velhasılıkelam, Ural beni Anaravarza Kalesi’ne yapacakları geziye davet etti. Yanımızda Bumin ve Onur olmak suretiyle 4 arkadaş yola koyulduk.

Anavarza Kalesi; Adana’nın Kozan ve Ceyhan ilçeleriyle Osmaniye’nin Kadirli ilçesinin kesiştiği bir noktada bulunuyor. Çarşaf gibi düz olan Çukurova’nın ortasında, rakımı 226 metre olan kayalık bir tepenin üzerine kurulu kale, Kadirli – Adana yolundan geçerken seyredilebilen bir konuma sahiptir. Fakat kale dışında o noktada aynı zamanda Anazarbos adlı bir antik kent olduğu pek bilinmez. Anazarbos’un oldukça eski bir tarihi bulunuyor. Tam olarak bilinmese de kentin ve kalenin kuruluşunun İsa doğumundan çok öncelere dayandığını söyleyebiliriz. Bu özelliğiyle Ege ve Akdeniz bölgelerindeki antik kentlerle çağdaş olan Anazarbos kenti, aynı zamanda İsa doğumundan önce 19 yılında ünlü Roma İmparatoru Augustus’un ziyaret ettiği bir kent olarak da tarihi kayıtlarda yer alıyor.

Antik yerleşim açısından son derece zengin olan Çukurova bölgesinde saklı kalmış bir kent; Anazarbos. Tarihi ve kültürel zenginliğiyle keşfedilmeyi bekliyor. Kapsamlı bir restorasyona ihtiyacı bulunan kentte, kültürel mirasımıza kazandırılmayı bekleyen Anadolu’nun en büyük stadyumlarından biri, tiyatro, hamam, dünyanın ilk çift şeritli caddesi, kral mezarları gibi önemli eserler yer alıyor.

Kadirli’den Anavarza Kalesi’ne yirmi, yirmi beş dakikalık bir mesafe var. Köylerden geçerek yaptığımız yolculuk kalenin kurulduğu tepenin ucunda bitti. Karşılaştığım ilk manzara, antik kentin üzerinde bir köy olduğuydu. Zamanında buraya göçen bir grup, bölge üzerine köy kurmuş ve yerleşmiş. Şehrin surlarının ahır olarak kullanıldığına şahit olmak, başlangıç için iyi bir hava yaratmasa da gezimizi tamamlamaya kararlıydık.

 

Kalenin binlerce yıllık merdivenlerinden yukarı çıkmaya başladık. Tepenin her yanı yıkık dökük taşlarla doluydu. Bu taşların tamamının antik dönemde surların, sütunların bg. parçaları olduğu anlaşılıyor. Bazılarının üzerinde Latince yazılar görmek de mümkün. Merdivenler binlerce yıllık tahribata meydan okurcasına ayakta durmaya devam ediyor. Her adımımızda ufuk çizgisi büyüyor, gözlerimiz Çukurova’nın düzlüğüne biraz daha yayılıyordu.

 

Güneşli bir hava olması bizim için avantajdı. Hem daha güzel fotoğraflar çekebilmek hem de daha geniş bir ufku seyretmek imkanına kavuşmuştuk. Tepenin başına yaklaştıkça karşımızda Kozan Kalesi belirdi. Uzak olduğu için fotoğraflarda tam olarak görünmese de çıplak gözle seçilebilen kale, başı karlı dağların bulunduğu Kuzey Batı tarafına düşüyor.

Kalenin doğu tarafı da Batı tarafı gibi geniş bir düzlüğe bakıyor. Zamanında tüm Kuzey Çukurova’ya hakim bir kale olduğu belli olan Anavarza, Toroslar’ın bir sur gibi çevrelediği Anazarbos şehrinin görkemli bir tapınağı gibi yükseliyor. Bugün her ne kadar kalıntılar bakımsız halde olsa da kaleyi gezdikçe kalenin imgesini aklınızda yaratabiliyorsunuz. Bu yaratım süreci, şehre tepeden bakan gözetleme kulelerine çıkınca doruk noktasına ulaşıyor. Ayaklarınızın altında şair Oppian ve hekim Dioscorides‘in kenti; Anazarbos’un kalıntıları uzanıyor.

 

 

Anavarza kalesi’nden çekilmiş olan hemen yukarıdaki fotoğrafta, şehrin ortasından geçen bir yol belli belirsiz görünüyor. Tarihteki ilk çift şeritli yol Anazarbos kentinde inşa edilmiş. Şehrin merkezinden geçen yol aynı zamanda bu noktadan Kozan’a kadar giden bir ticaret yolu olarak inşa edilmiş. Zamanında, yolun iki yanında 1,5 metre yüksekliğinde sütunlar bulunuyormuş. Bu sütunların kalıntılarının bir kısmı hala görülebiliyor.

Şehrin ortasından geçen su kanalı, kalenin iç surlarına kadar ulaşıyor. Hikayesi ise oldukça ilginç. Efsaneye göre Roma’nın hakimiyetinden evvel bölgede şehir krallıkları varmış. Anazarbos Kralı’nın da güzeller güzeli bir kızı varmış. Sis (Kozan) Kalesi’nin ve Misis Kalesi’nin kralları da kendi oğulları için Anazarbos Kralı’nın kızını istemiş. Her iki kral da, eğer kızını vermezse krala savaş açmakla tehtit etmiş. Anazarbos Kralı ise iki krala bir teklif götürmüş. Teklife göre, hangi kral daha önce Anazarbos’a bir su kanalı inşa ederse, kralın kızını o alacakmış. Su kanalını Sis Kralı daha önce inşa etmiş, ancak gönlü Sis Kralı’nın oğlunda olan kız, bu duruma dayanamayarak kayalıklardan aşağı atlamış. O günden sonra da Anazarbos’a sonsuz bir keder çökmüş.

Bugün şehrin yıkık hali her ne kadar yaşanan şiddetli depremlerden dolayı vukû bulsa da, kızın intiharının şehirdeki huzuru alıp götürdüğü düşünülür. Şehrin Dopu yanını çevreleyen yüksek kayalıklar, şehre doğal bir koruma sağlalamakla beraber, kayalıkların üzerine inşa edilen surlar da oldukça ilgi çekici. Adeta Çin Seddi hüviyetindeki bu kayalık surları, hala ayakta olsa da pek ulaşılabilir durumda değil. Biz, tehlikeli bularak surların o kısmına gitmedik.

Anavarza Kalesi, tepenin üzerinde bir kompleks olarak inşa edilmiş. Tepede surlarla çevrili geniş bir alan var. Bu alanın içinde tapınaklar, askeri bölgeler, erzak alanları, kral ve eşrafı için odalar bg. bulunuyor. Mimari olarak son derece gelişmiş bir yapısal biçim ise dikkat çekici. Bölümleri birbirine bağlayan geniş koridorlar kemerli bir yapıya; tapınaklar, gözetleme kuleleri gibi bölümler ise kubbeli çatı yapısına sahip. Tüm bakımsızlığına rağmen hala kalenin ciddi bir bölümü ayakta duruyor. Kale bu anlamda antik kentten daha şanslı bir konumda.

Kuş bakışı seyrettiğimiz Anazarbos kent merkezinde ayakta kalabilen herhangi bir yapı bulunmuyor ancak kalıntılar gözle görülebilir vaziyette. Bugün koyunların otladığı antik kent, yarın kapsamlı bir restorasyonla bölge için bir cazibe merkezi haline gelebilir. Hem kültürel mirasımızın yaşaması hem de bölgedeki yerleşim yerlerinin kalkınması açısından Anazarbos’u ayağa kaldıracak bir restorasyon gerekiyor.

Kaleden aşağı inip antik kentin izini sürmeye çalışıyoruz. 2037 yıl evvel Roma’yı bir İmparatorluk haline getiren İmparator Augustus’un da geçtiği şehrin giriş kapısı, bugün köy evlerinin arasında zamana karşı direnmeye çalışıyor. Aynı zamanda şehrin giriş kapısının olduğu tarafta bazı kalıntıların sergilendiği bir alan bulunuyor.

Dört tarafı geniş düzlüklerle çevrili Anavarza Kalesi, tüm ihtişamı ve kültürel zenginliğiyle Çukurova’nın incisi konumunda. Taştan yapılan kalenin adının, Farsça “Na-Barza” yani “Yenilmez” kelimesinden türediği de söyleniyor. Heykeller, yaklaşık 7000 adet sütun, tiyatro, stadyum gibi gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen eserleriyle Anazarbos, ülkemizin en önemli antik kentlerinden birini oluşturuyor. Küçük çaplı devam eden restorasyon çalışmalarının daha kapsamlı bir hale gelerek, Anazarbos’un dünya mirasına kazandırılması gerekiyor.

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet