Amatya Sen – Kader Yanılsaması Kimlik ve Şiddet Kitabı Üzerine

 

Amatya Sen yazmış olduğu bu kitapta kimlik ve şiddetin birleştiği noktalar ve etkileri üzerinden gitmiştir. Bazı yerlerde kendi kimliği ve yaşadıklarıyla bunları ele alan yazar kitabı dokuz bölüme ayırarak kimlik ve şiddetin bir aradalığından söz etmektedir.

Yazara göre ilk bölümde kimlik hem sıradan hem yüksek teorilere kadar çıkabilecek, olumlu durumlar yaşatırken olumsuz olarak da en uç şekilde ölümcül sonuçlar doğurabilecek, aynı zamanda bir gruba bağlılıkla beraber dışlayıcı bir unsur da olabileceğinden bahsetmektedir. Kimliğin dışlayıcılığı gibi etkilerle çatışmacı boyutlara gelmesi, şiddetin ortaya çıkması ve hatta ciddi tehlikeli boyutlara gelmesine neden olmaktadır.

Yazar aynı zamanda kimliğin belli özelliklerinden bahsetmektedir. Bir kişi bir kimlik seçerken aslında ne tek bir kimliğe sahiptir ne de her kimliğini aynı anda göstermektedir. Önemli olanın daha çok kimliğimizi belirlerken yaptığımız tercihler olduğundan bahsetmektedir. Bu tercih açıkça yapılmak zorunda da değildir. Önemli olan tercih yapılırken yapılan tercihlerin asıl kimliğin yanında diğer kimliğin ne önem atfettiği olmaktadır. Bunun yanında, kimlik tercihiyle beraber başkalarını buna ikna etmek ve onların gözünden hangi kimlikle görüldüğümüz de önemli bir durumdur. Dışarıdan bu görünümü belki kişi kendi bile fark edemeyebilir. Bununla beraber eğer ki tercih hakkı varken o tercihi yokmuş gibi düşünüp akıl unsurunu kullanmazsa kişi, bu durum muhafazakar sonuçlar da doğurabilmektedir.

Yazar bir yandan da Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezi üzerinden uygarlık çatışması durumundan bahsetmektedir. Bunun yapmış olduğu kategorileştirmenin de daha çok din üzerinden olduğundan bahsetmektedir. Aynı zamanda bunun bulanık alanlar oluşturduğundan hatta eleştiren ve katılanların bile yanılabileceğinden bahsetmektedir. Din üzerinden kategorileştirmede ise en çok da küresel terörizm ve çatışmalarda önemli bir etkisi olduğundan bahsetmiştir. Ayrıca din üzerinden eleştiri yaparken yazar İslam ve Müslümanlığın ayrımından da söz etmektedir.

İkinci bölümde ise yazara göre sadece kimlik değil ona anlam vermek de önemli bir durumdur. Elbette ki bunu yaparken kendi kimlik tercihinde diğer kimlikleri önemsizleştirmek ve tek bir kimliği tercih etmek önemli sorunlar doğurabilmektedir. Tercih yapılırken de kullanılacak yöntem akıl ve yanı sıra alternatiflerin olmasıdır. Kimliklerin belli çeşitleri de vardır. Mesela toplulukçu kimlik bunlardan birisidir. Yazara göre bu durum topluluk grubuna aitlik oluştururken bunun yanında o topluluk düşüncesini kişi kendi benliği haline getirmesi gibi bir durum da söz konusu olabilmektedir. Bu da kişinin kendi egemen kimliği sayması durumuna yol açmaktadır. Ancak bir topluluğa ait olmak diğer ortaklık ve aidiyetleri yok saymasını gerektirmemektedir.

Uygarlık çatışması ise üçüncü bölüm olarak yazara göre bir kişiyi tek bir uygarlığa mensup görmek ve onu sınırlandırıp tek boyuta indirgemek olmaktadır. Bu durumlar da çatışmalara neden olabilmektedir. Tek bir boyuta indirgenen kimlikler farklı boyutlar ve grupları da yok sayma gibi sorunlara neden olmaktadır. Ayrıca bunlar üzerinden örnekler vererek giden yazar genel olarak da bir batı eleştirisi yapmıştır.

Din, İslam ve Müslümanlık üzerine olan dördüncü bölümde belirli örneklemelerle açıklamalar yapan yazar; dinin en uç olarak terör için kullanılabileceğinden bile bahsederken aynı zamanda İslam’ın bir aygıt olabileceği ancak Müslümanlığın tamamen İslam’dan farklı hatta İslam’da belli kriterlere yerleşen insanlar olabileceği düşüncesi yanı sıra Müslümanların farklı düşüncelere sahip insanlar olabileceği gibi durumların üzerinde durmaktadır.

Beşinci bölümde batılılaşmayı ise yazar daha geniş çaplı bir biçimde, bu bölümde bahsetmiştir. Yazara göre bu durumda ayrışma, daha doğrusu batılılaşmaya karşı direnç sömürgecilik zamanından gelen bir şeydir. Aynı zamanda her şeyin batıya atfedilmesi üzerine farklı açıklamalar yapan yazar aslında örnek olarak Müslümanların da belirli tarihi gelişmelerde ön ayak olduğundan ancak kendileri bir ayrım yapıp dini temellerde kendilerini tanıtmadığından tüm özellikler batı adı altında görülmesi gibi bir durum oluşmuştur.

Yazara göre altıncı bölümde kültürün ve bununla beraber esaret anlayışından bahsetmektedir. Kültürel önyargılar ile sosyal gözlemin bir aradalığıyla teoriler doğabilmektedir. Ancak kültür üzerine yazar bazı belirlemeler yapmıştır. Ona göre; kültür yaşam ve kimliklerin belirlenmesinde benzersiz bir rolü yoktur, homojen değildir, durağan değildir son olarak ise sosyal algı ve eylemlerin diğer belirleyicileriyle etkileşimdedir. Kültürden bahsederken elbette ki yazar çok kültürlülükten bahsetmeyi de ihmal etmemiştir. Kültürel özgürlük için çeşitlilik gerekmektedir ve bunun ortamını sağlayan ise çok kültürlülük olabilmektedir. Bu ancak her zaman olumlu sonuçlar da doğurmayabilmektedir. Kültür üzerinde bir de din üzerine ya da belirli kültürlerin çocuklar üzerine işlenerek bir aidiyetin verilmesi durumu da vardır.

Yedinci bölümde ise küreselleşme üzerine yazmıştır yazar. Küreselleşme ekonomi ya da demokrasi gibi düşünüldüğü zaman yoksun ve bölünmüş yaşamlara katkılar sağladığı söylenebilmektedir. Ancak ekonomi tek başsına kimlikleri tek bir kimliğe indirgeyecek bir yapı olduğu da unutulmamalıdır yazara göre. Aynı zamanda küreselleşme içinde protestocuların varlığı ve onların yapmış olduğu küresel hoşnutsuzluk, kimlik duygusu ve etik üzerine eylemler ise belirli sorunlar olduğunu da gösterebilmektedir. Endişenin altında ise küresel olgunun buradaki sınırların çok ötesine geçmesi durumudur. Ayrıca küreselleşmenin batılılaşmaya neden olduğu gibi düşünceler ise yazara göre yanlış bir teşhis olmuş ve bu yüzden bazı gruplar karşı çıkmıştır bu duruma. Aynı zamanda küreselleşmenin karşısında zenginleşme durumunun da olması farklı bir detaydır. Ve bununla beraber yoksulluk ve yoksunluk da tek başına olmasa da farklı etkenler araya girecek olursa eğer tehlikeli boyutlara hatta şiddete gidebilecek bir durum olmaktadır.

Sekizinci bölümden bahsedecek olursak eğer; çok kültürlülük ve özgürlükten bahseden yazar burada çoğul tek kültürlülük şeklinde farklı iki yapının birlikteliğinden oluşan bir yapıdan söz etmiştir ve bunun da iki geleneğin birbirine değmeden var olabilmesi şeklinde sayılmaktadır.

Dokuzuncu ve son bölüme gelirsek eğer daha çok düşünce özgürlüğüyle beraber teorilerden de bahseden yazar şiddet üzerine tekil kimlik yanılsamalarının tehlikeli bir biçimde beslenip kışkırtılabilecek bir yapı olduğundan bahsetmektedir. Ayrıca yazar tek bir sosyal gruba bağlı olma durumunun sakatlıkları olabileceğinden ve bunun nedeninin de insanların çok sayıda farklı ortaklık ve bağları olduğundan bahsetmektedir.

Genel olarak düşünüldüğünde bana göre; kitapta pek çok tekrar ve aynı konu üzerinde sürekli dönülüp durulması ihtiyaçtan fazlası olmaktadır. Ancak aynı şekilde bazı konuların tekrarı ise bahsedilen konu ve durumların da vurgulanmasında faydalı olmaktadır. Aynı zamanda yazarın kendi hayatı ve farklı gruplardan, aynı zamanda güncel ve tarihsel pek çok durumu kitap içerisinde örnekleyerek bahsetmiş olması da kitapta bazı durumların açıklığa kavuşturulmasında önemli bir yer tutmaktadır.

Kaynak:

Amatya Sen, Kader Yanılsaması Kimlik ve Şiddet (İstanbul: Optimist Yayınları, 2006).

Amatya Sen – Kader Yanılsaması Kimlik ve Şiddet Kitabı Üzerine için bir yorum

  1. Tebrik ederim Çok Güzel bir yazı…

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet