Afrin Operasyonu Nereye Varır? – 3

 

Afrin Operasyonu ile ilgili ilk iki yazım:

Afrin Operasyonu Nereye Varır?

 

Afrin Operasyonu Nereye Varır? – 2

 

Suriye İç Savaşı, başladığı günden bu yana tüm Ortadoğu’nun kaderini değiştirdi. Türkiye’nin sosyal, ekonomik ve kültürel geleceğini doğrudan etkileyen bu savaşa karşı, son derece hassas ve milli bir politika yürütülmeliydi. Fakat Mısır’daki Müslüman Kardeşler etkisi, hükümetin “Rabia” çizgisine yaklaşmasına neden oldu. Mezhepçi bir çizgi, Suriye Savaşı’nda takınılacak en son tutum olmalıyken 7 Haziran 2015’e kadar ülkemizin temel yaklaşımı haline getirildi. 7 Haziran diyorum, çünkü hükümet, bu tarihe kadar Suriye’de İhvan’ın çizgisinde hareket etti. İçerdeyse çözüm süreciyle Suriye’de YPG’nin güçlenmesine müsaade etti.

16 Aralık 2012’de MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın, İmralı’da Öcalan ile görüşmesiyle* resmi olarak başlatılan çözüm süreci, 6-7-8 Ekim 2014 yılındaki olaylarda 52 kişinin hayatını kaybetmesiyle farklı bir boyuta ulaştı. Bir kırılma noktası olan 6-7 Ekim olayları, Kobani’nin IŞİD işgaline tepki gösteren HDPliler’in öncülüğünde başladı. Nihayetinde 29 Ekim 2014’te adeta bir şova dönüşen, Peşmerge’nin Türkiye topraklarından Kobani’ye geçişi hadisesi yaşandı**. Bu hadise, aslında Suriye İç Savaşı’na dair Türkiye açısından yaşanan en derin kırılmaydı. 20 Ocak 2018’de başlatılan Afrin Operasyonu, 29 Ekim 2014’te Kobani Operasyonu olarak başlatılmalıydı. Ancak hükümet, o süreçte 28 Şubat 2015’de gerçekleştirilen Dolmabahçe Mütabakatı ile meşguldü.

7 Haziran 2015 seçimlerinde, tek başına iktidar olamayan Erdoğan, ilk kez 26 Haziran 2015’de Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurulmasına müsaade etmeyeceklerini söyledi. 7 Haziran’da gelmeyen tek başına iktidarın, bu manevra ile doğrudan ilgisi var. 29 Haziran 2015’te ise PKK yöneticisi Murat Karayılan: “Eğer onlar Rojava’ya müdahale ederse biz de onlara ederiz. O zaman, Türkiye’nin tümü bir savaş sahasına dönüşür.” Dedi. Bu açıklama, Türkiye’nin çözüm süreci üzerinden yıllarca oyalandığını ve bu sebeple Suriye’nin kuzeyindeki YPG yapılanmasına müdahale etmekte ne kadar geç bırakıldığımızı kanıtlar niteliktedir.  Kuzey Suriye’deki PKK/YPG yapılanması, bölgede bir devlet kurma yönündeki iradelerini 6-7 Ekim olaylarında sokağa dökmüştü. O süreçte eğer herhangi bir çözüm sürecinin içinde olunmasaydı ve Türk Ordusu, FETÖ tarafından kuşatılmamış olsaydı, Türkiye 29 Ekim 2014’te Peşmerge’nin geçişine izin vermek yerine Kuzey Suriye’ye müdahale ederdi. Eğer öyle olsaydı, bugün Afrin Operasyonu’nu yapmamıza sebebiyet verecek bir YPG varlığı karşımızda olmazdı.

Çözüm süreci, hiç kuşku yok ki ABD’nin bir projesiydi***. 2015 Ağustos’unda, çözüm sürecinin kendisi çözülmeye başlayınca KCK yöneticisi Zübeyir Aydar: “Biz ABD kongresinden ve Beyaz Saray’dan Kürt meselesinde çözüm için barışı ön plana çıkaran bir rol oynamalarını istiyoruz. Biz ile Türkiye’yi bir masa etrafında yan yana getirmeliler.” Diyerek çözüm sürecinin bir ABD projesi olduğunu kanıtlıyordu. ABD, gerçekleştirdiği politikaları kimi zaman, üçüncü ağızlardan deklare ettirerek ilerde gerçekleştireceği politikalara zemin hazırlar. Hatırlayın, Reza Zarrab’ın itirafçı olup, sanıklıktan tanıklığa geçeği önce ABD’nin önemli gazetelerinde yazılıp çizilmişti. Zübeyir Aydar’a yaptırılan bu açıklama, ABD’nin çözüm sürecinin devam etmesini istediğinin de kanıtıydı****. Sürecin başlatıcısı olarak devamını istemesi de son derece doğaldı. Peki ABD’nin, çözüm sürecinden çıkarı neydi?

ABD, Arap Baharıyla birlikte Mağrip ve Ortadoğu’yu neo-liberalizme açtı. Batı emperyalizmine mesafeli duran rejimler teker teker devrildi. Hedefte son üç ülke kalmıştı: İran, Türkiye ve Suriye. İran, dışa son derece kapalı bir ülke. Bu nedenle ABD’nin İran içindeki toplumsal dengelerle Türkiye’deki kadar rahat oynayamadığını söyleyebiliriz. Türkiye ise hem NATO üyesi olması hasebiyle hem de defalarca: “Ben BOP’un eş genel başkanıyım.” Diyen bir başbakana sahip olmasıyla, Suriye’de yaratılacak suni bir iç savaşta kullanılabilirdi. Çözüm süreci de, Suriye’deki iç savaşın seyrinin ABD tarafından kontrol edilmesinde FETÖ ile birlikte başat rol oynadı. Eğer çözüm süreci ve ordu içindeki FETÖ yapılanması son dönemki kadar güçlendirilmiş olmasaydı, Türk Ordusu, 2003’teki Irak işgaline verdiği tepkiden daha fazla tepki vererek bu savaşın bölgedeki emperyalist çıkarlara hizmet etmesini engelleyecek bir duruş gösterebilirdi. Fakat ABD, çözüm süreci ve Erdoğan kanalıyla Suriye’de anti-emperyalist bir politika izlememize engel oldu. Üzerine bir de iç savaştan birkaç yıl önce FETÖ ve Erdoğan ortaklığıyla Ergenekon kumpaslarını da başlatarak Türk Ordusu’nu dış operasyon yapamayacak kadar maddi ve manevi çöküntüye uğrattı.

Çözüm süreciyle PKK’nın hem ülkemizde hem de Suriye’de güçlenmesi, üzerine bir de FETÖ eliyle Türk Ordusu’na kumpaslar kurulması; Suriye’deki iç savaşın bu noktaya gelmesinin temel sebeplerindendir. Tam bağımsızlıkçı bir Türkiye, Suriye’deki iç savaşın daha başlamadan bitmesini sağlayabilir, bölgede kuracağı anti-emperyalist ittifaklarla ABD’nin Ortadoğu projelerini engelleyebilirdi. Hatırlayın; ABD ve İsrail güdümündeki Barzani’nin referandum planı, İran, Irak, Türkiye ve Suriye’nin ortak tepkisiyle tarihe gömüldü. Bu tepki, bölgede kurulacak bir anti-emperyalist ittifakın sonuç verebilir olduğunun en güncel kanıtıdır.

Peki, çözüm sürecinden Afrin Operasyonu’na nasıl geldik? Hükümet, çözüm sürecini 7 Haziran seçimlerinde tek başına iktidar olamadığı için bitirdi. Halk, “analar ağlamasın” mantığıyla başlangıçta çözüm sürecine ılımlı yaklaşsa da sonunda ne olursa olsun anti-emperyalist bir tutum takıntı. Çünkü kim ne derse derin bu coğrafyanın ve Cumhuriyetin köklerinde anti-emperyalizm vardır. ABD’nin çözüm süreci projesini devam ettiremeyeceğini anlayan Erdoğan, çözüm masasını dağıtarak, milliyetçi bir çizgiye yaklaştı. Çünkü çözüm süreci artık devam ettirilemez bir noktaya dayanmıştı. PKK’nın bazı şehirlerde gövde gösterisine varan sokak örgütlenmelerinin videoları internette dolanır olmuştu. Suriye’deki YPG varlığı ise gün geçtikçe güçleniyor ve Türk halkının gözüne yavaş yavaş batmaya başlıyordu. Tüm bu gelişmeler neticesinde çözüm masasını dağıtmak dışında bir seçenek kalmamıştı. Erdoğan, iktidarın elinden kaymakta olduğunu anladı ve dümen kırdı.

Halbuki Ekim 2014’te Ankara’da ağırlanan PYD’nin eş başkanı Salih Müslim’e***** Davutoğlu ve Erdoğan şu teklifi yapmıştı: “Esad rejimine karşı muhalefet ile birleşin. ÖSO ile ortak hareket edin. Türkiye ile iyi ilişkiler geliştirin.” Afrin serîmin ikinci yazısında, Suriye muhalefetinin ABD ve NATO güdümünde olduğuna değinmiştim. Erdoğan ve Davutoğlu’nun, PYD’ye yaptığı öneri de tamamen NATO çıkarları çizgisindedir. Fakat anlaşılan o ki; Salih Müslim, ABD ile iş birliği içinde olmasına rağmen Türkiye topraklarında da gözü olduğu için hükümetimizle birlikte çalışmaya yanaşmıyor. Türk dış politikası; Mustafa Kemal Atatürk dönemindeki tam bağımsızlıkçı halinden, NATO çıkarları uğruna terör örgütünün ikna edilme çabalarına dönüşüyor. Bu tarihi yanılgılar bütünü, 7 Haziran 2015 seçimlerinde Erdoğan’a bir uyarı olarak geri döndü. Koşullar, Erdoğan’ı Suriye’de politika değiştirmeye zorladı. 7 Haziran şokunun üzerinden bir yıl geçmeden önce yerinde bir kararla Davutoğlu azledildi. Ardından süretle Fırat Kalkanı Harekâtı gerçekleştirilerek PYD’nin Fırat’ın batısına geçmesi engelledi. Son olarak da Zeytin Dalı Harekâtıyla PYD’nin Akdeniz’e ulaşma çabası engellemekte. Fakat tüm bu gelişmelere rağmen, Erdoğan: “Bu bölgede Türkiye’den başka çalışılabilecek müttefik bulamayacaklarını öğrenecekler.”****** cümlesiyle, satır aralarında, ABD’ye seslenmeye devam ediyor. Huylu huyundan vazgeçmez sözünün doğruluğunu kanıtlarcasına hala ABD’ye ittifak için göz kırpmaya çalışmak, Erdoğan’ın, bölgedeki tek çözüm yolumuz olan anti-emperyalist politikalara hala ne denli uzak olduğunu gösteriyor.

10 Şubat 2018 sabahı, hava sahasını ihlal ettiği için İsrail savaş uçağını düşüren Suriye’deki Esad rejimine karşı, İsrail’den tohum satın alan bir Türkiye olarak Esad’ın devrilmesi için can atıyoruz. Bu tablo Türkiye’ye yakışmıyor. Suriye’nin toprak bütünlüğü ve sınırlarımızın korunması adına Esad rejimi ile komşuluk hukuku çerçevesinde ittifak yapılmalıdır. Son olarak, kendi tohumunu yetiştiremeyen ve İsrail’den tohum satın alan bir ülke olmaktan da acilen çıkmalıyız.

 

Dipnotlar ve Alternatif Okumalar:

 

http://www.demokrathaber.org/guncel/ocalan-ve-hakan-fidan-16-aralikta-gorusmus-h14497.html 

 

** http://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/10/141022_erdogan_abd_kobani

 

*** https://odatv.com/abdnin-cozum-sureci-ve-ocalan-plani-0208131200_m.html

 

**** https://dogruhaber.com.tr/yazar/abdulkadir-turan/5726-abd-cozum-surecinin-devamini-istiyormus/

 

***** http://www.haberturk.com/haber/haber/996818-pyd-lideri-ankarada

 

****** http://www.gazetevatan.com/cumhurbaskani-erdogan-konusuyor–1136105-siyaset/

 

//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js

Afrin Operasyonu Nereye Varır? – 3 için 2 yorum

  1. Her şeyiniz ok ama şu tohum meselesine girmeyin orada inanılmaz bir mit var. Sizin de bilginiz yok anlaşılan. Biz İsrail’den tohum aldığımız gibi tohum ve onlarca ton yaş meyve sebze ihracatı da yapıyoruz. Dahası İsrail, ihracatımızın ithalatımızdan fazla veya başa baş olduğu nadir ülkelerden biri. Bu konuda kurumsal kaynakları araştırabilirsiniz hepsi orada var. Bu konuda klişelerin arkasına sıkışıp kalmışız ….

    • Tek kullanımlık tohum Anadolu çiftçisinin başına bela edilmiştir. Abartıyorsunuz dediğiniz mesele, gıda konusundaki en temel meseledir.
      Hibrit tohumlar tek kullanımlık oldukları için doşa bağımlılığı tamamen arttırırlar. Bugün %10 hibrit tohumu alıyoruz diye az buluyorsunuz. Fakat dikkat edin, dün %0 hibrit tohum alıyoruz. Yarın %20,%30 alacağız. Hibrit tohumları sadece İsrail’den de almıyoruz, Hollanda, Fransa gibi ülkelerden de alıyoruz.
      Tarımda; tam bağımsızlıkçı bir politikanın artması ve dışa bağlılığımızın azalması gerektiği bilincini kamçılamak adına yazıma İsrail tohumu meselesini ekledim. Bu konu umarım daha çok tartışılır.

Bir Cevap Yazın

cheap Jerseys wholesale nfl jerseys wholesale nfl jerseys cheap oakleys cheap jerseys Cheap Jerseys fake oakleys fake ray ban sunglasses cheap gucci replica cheap oakleys cheap ray ban sunglasses fake oakleys replica oakleys fake cheap ray bans fake oakleys cheap gucci replica fake cheap ray ban sunglasses wholesale jerseys shop cheap fake watch sale replica oakleys replica gucci red bottom shoes cheap jerseys cheap oakleys fake oakleys cheap replica oakleys cheap replica oakleys fake oakleys replica oakleys cheap oakleys wholesale cheap oakleys outlet